Güzel trompetlerin çaldığı yer
Sürücümüz hariç araçta dört kişiyiz. Önümüzde 104 kilometrelik bir yol. Yorgun bir iş gününün sonunda gözümde büyüyen bir yol bu.
Üstelik bir bölümünü yoğun cuma trafiği içinde geçireceğiz. Bergama’ya gidiyoruz. 27. Uluslararası İzmir Festivali’nin yeni mekânı Kızıl Avlu’nun Güney Kulesinde sıra dışı bir oda müziği dörtlüsünün konseri var.
Sıra dışı nitelemesini Festival kitabını hazırlarken Minguet Quartet ile ilgili bilgiler geldiğinde yakıştırmıştım. Konser sonrasında ise bu nitelemenin oldukça zayıf kaldığını düşündüğümü söylemeliyim.
Henüz yolun başında, sevgili Şükran Yücel ve sürücümüz Burçin Osmanlı saray yaşamı ve padişahların farklı kişilikleri üzerine bir sohbet başlatıyor. Zaman zaman çatışan, arada uyuşan görüşlerini ilgiyle dinliyoruz.
Sonra Şükran sözü hakkının yendiğini düşündüğü 5.Murad ve ailesinin trajik yaşam öyküsüne getiriyor. Öykü tamamlandığında Bergama’ya giriyoruz. Gözümde büyüttüğüm yolun nasıl geçtiğini fark etmiyorum bile.
Kızıl Avlu, Bazilika, Serapis Tapınağı, Bergama Kilisesi isimleriyle anılan olağan üstü yapı, Bergama’nın köklü tarihi mirasının en güzel kanıtlarından biri. Antik Roma’nın mühendislik harikalarından biri kabul edilen, Batı Anadolu’nun Ayasofyası olarak nitelendirilen bu dev tapınakta restorasyon devam ediyor.
Tümüyle tamamlandığında ortaya çıkacak şaheser, Bergama’nın tarihi zenginliklerine zenginlik katacak. Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan tapınağın Güney Kulesi’ne yöneliyoruz.
Cami olarak kullanılan Kuzey Kule her zaman daha şanslı olmuş. Güney Kule yıkılmaktan restorasyonla kurtulduktan sonra bu gece yeni yaşamına müzikle başlıyor sanki. İzmir Goethe Enstitüsü işbirliği ile Festivale katılan Minguet Quartet adını, güzel sanatların herkes için erişilebilir olması gerektiğini savunan İspanyol filozof Pablo Minguet’ten alıyor. Ve dörtlü olağanüstü virtüöziteleriyle, 2. Yüzyıldan kalma bu silindirik binanın içinde müziklerini geçmiş ve gelecek zamanlar için erişebilir kılıyor.
Kulenin öylesine anlatılmaz bir atmosferi var ki, bu atmosfer usta müzisyenlerin yorumlarıyla daha çok anlam kazanan eserlerin insanın içine işlemesine neden oluyor.
Grubun programa son anda kattığı, savaşa giden sevgilinin ölümüyle son bulan tutkulu bir aşkın anlatıldığı “Wo die schönen Trompeten blasen”, belki biraz da son günlerin çalkantılı ruh haliyle buluşup içime derin bir sızı olarak akıyor.