Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YUNANİSTAN’daki seçimleri kazanan, radikal sol parti olarak tanımlanan SYRIZA’nın seçim zaferinin tek bir nedenle açıklanması zor. Son yedi yılın kemer sıkma politikalarına, yoksullaşmaya ve umutsuzluğa baş kaldıranların neden seçimlerde, başka yerlerde olduğu gibi aşırı sağa daha fazla meyletmediklerinin de...

        Bu zafer Avrupa’da hatta küresel kapitalizmde yeni bir rotanın çizilmesini kolaylaştıracak bir siyasi kırılma noktası mı olacaktır yoksa finans piyasalarının taarruzu sonucu hemen beli kırılacak mıdır? Her halükârda, önümüzdeki dönemde neo-liberal iktisat anlayışıyla daha eşitlikçi bir kapitalizm mücadelesi verenler arasında amansız geçecek savaşın bir muharebesinin ilk kurşunudur SYRIZA’nın zaferi.

        Böylesi büyük bir mücadeleye başlarken SYRIZA’nın bağlı olduğunu söylediği siyasal ve toplumsal ilkelerin antitezi olan bir partiyle koalisyon kurması yadırganabilir. SYRIZA’nın koalisyon ortağı ANEL, ırkçı, antisemit, eşcinsel düşmanı, Avrupa’nın Alman neo-Nazileri tarafından yönetildiğine inanan, olağan koşullarda yanına yaklaşılmaması gereken bir siyasi çizgiye sahip. Ama belli ki SYRIZA ve lideri Tsipras açısından öncelik kemer sıkma politikalarına karşı mücadelededir.

        Savaşın ne kadar sert geçeceği ve yeni Yunan hükümetinin ne tür baskılar altında kalacağının işareti dünkü borsa düşüşüyle görüldü bile. Ne var ki kanımca bu kez savaşı finans çevrelerinin ezici şekilde kazanmaları da imkânsız değilse bile zordur. Zira SYRIZA ve onun ilk aşamada eriyen orta sınıf/çalışan sınıf gelirlerini yükseltme hedefi, sadece Yunanistan siyasetindeki bir itirazın simgesi değildir.

        Küresel ölçekte piyasa ekonomisinin işleyişine hâkim olan, yönünü belirleyen ve yaratılan eşitsizlikleri umursamayan bir iktisat zihniyetine yönelik artan isyanın parçasıdır. Büyümeyi dışlayarak ve yükü orta sınıfların üzerine bindirerek ekonomik istikrar aramanın çıkar yol olmadığına dair bir haykırıştır. Bu direnişin en güçlü olduğu ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Zira buralardaki çalışan sınıflar küreselleşme dinamikleri ve teknolojik devrim sonucu muazzam gelir düşüşleri yaşamış, çalışma imkânlarını kaybetmiştir.

        Yunanistan’ın bir bütün olarak (vergi ödemeyen zengin oligarkları, borç parayla ülkeyi idare edip tüm yapıları yolsuzlukla çürüten siyaset esnafı, yerleşik imtiyazlarından vazgeçmeyen örgütlü işçi sınıfı, bir şey yapmadan maaş almaya alışmış devlet bürokrasisiyle) yaşadığı krizde kuşkusuz ciddi bir sorumluluğu vardır. O nedenle AB içindeki diğer ülkelerin, özellikle de Kuzey Avrupa ülkelerinin kamuoyları SYRIZA’nın önerdiği türden bir Yunanistan’ı kurtarma planına hiç de sıcak bakmayacaktır. Ancak kemer sıkarak krizi aşmanın mümkün olmadığı rekor işsizlik oranlarıyla yaşayan AB üyesi ülkelerin deneyimlerinde açık seçik ortaya çıkmıştır.

        Birlik üyeleri bugünkü koşullarda kaderlerin ne ölçüde ortak olduğu ya da bu ortaklığın hangi ilkeler üzerine oturabileceği sorularını da soracaktır. Verilecek cevaplar AB’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğini belirleyecektir. Soruların cevapları kolay olmadığı gibi mutlak haklı bir taraf da aslında yoktur.

        Giriştiği mücadelenin sonucu ne olursa olsun SYRIZA, Yunanistan’daki siyaset oligarşisine ağır bir darbe vurmuştur. Bir dönemin sonunun geldiğini ilan etmiştir. PASOK artık tarihtir. Bir gericilik abidesi olan Yunan Ortodoks kilisesi ağır bir darbe almıştır. Yeni Demokrasi Partisi şimdilik ayaktadır, ancak Yunanistan düze çıkamazsa zayıflayacaktır. Bu bağlamda SYRIZA yalnız Yunanistan değil AB için de, eğer değerlendirmeyi becerebilirse bir şanstır.

        Zira Alexis Tsipras’ın Financial Times Gazetesi’nde yazdığı gibi, SYRIZA’ya bir şans verilmediği takdirde Avrupa’yı bekleyen, faşist partilerin karanlığıdır.

        Diğer Yazılar