Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Pek yakından izlemediğimiz bir konuda uzaktan bize sempatik gelen tarafı destekleyebiliriz. Yaptığımız tercihin çeşitli nedenleri olabilir. Diğer taraf antipatiktir, tuttuğumuz taraf zayıftır. Dolayısıyla güçlünün dayak yemesini izlemenin hazzı bize cazip gelebilir. Ancak bu tercih, desteklenen oyuncunun hesabının ne olduğunu bildiğimiz anlamına gelmez. Üstelik sonuçlar da beklediğimizin veya ümit ettiğimizin aksine çıkabilir.

        Son Yunanistan referandumunda Tsipras’ın müthiş bir başarı kazandığına kuşku yok. Yalnız bu başarının kendi siyasi geleceğiyle mi yoksa ülkesinin daha müreffeh bir gelecek kurabilmesiyle mi ilgili olduğu sorusunun cevabı bana göre müphem. Cevabın hangi yönde olacağını Yunanistan referandumundan Tsipras’ın çıkardığı mesaj değil başta Almanya, diğer Euro Bölgesi devletlerinin kararı belirleyecek. Eğer AB’nin ortak iradesi Tsipras’ın blöfünü görmek olursa Yunan toplumunun çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalma ihtimali de artıyor.

        Kendi bankalarını kurtarmak için sadece Yunanistan değil, kamu maliyeleri sorunlu olmayan başka ülkelerin de ensesinde boza pişirmiş büyük Avrupa devletlerinin iradesine hayır denmesini izlemenin dayanılmaz bir şehveti elbette var. Hele dayatılan istikrar/ kemer sıkma politikalarının yanlış, hatta bir noktadan itibaren gayri ahlaki/insani olduğunu düşünüyorsanız “Hayır” oyuna sevinmemek mümkün değil.

        Kendi hesabıma Yunanistan’dan yükselen sesin AB’nin ekonomik yönelimi, bunun toplumsal ve giderek siyasi maliyetleri açısından önemli bir mesaj içerdiğini düşünüyorum. Büyümeyi ıskalayan bir ekonomik siyaset tercihinin uzun vadede AB’nin siyasi temellerini eriteceği kanısındayım. Nitekim sağcı popülist/faşist/ırkçı partilerin yükselişi bu tehdidin gerçekliğini gösteriyor.

        Ancak gene de Yunan toplumunun oylama sonrası içinde bulunduğu duruma baktığımda ortada bayram yapmayı haklı çıkaracak bir tablo göremiyorum. Zira sonuçta Yunanistan’ın elindeki yegâne koz Euro’nun çatlamasına yol açmaktan ibaret. Bu da istediğini diğerlerine kabul ettirebilmek için yeterli değil.

        Hatta bu oylama sonucunun, Yunan toplumunu, bankacıların/neoliberallerin boyunduruğundan kurtarma anlamına geldiğini düşünenlerin ağır bir hayal kırıklığı yaşamaları işten değil. Zira referandum sonrasında Yunanistan, öncekinden farklı bir durumda bulmadı kendini. Bankaları kapalı. Borçlar yerinde duruyor.

        Ekonomisinin çarklarının dönmesi için gerekli mali kaynakların verilip verilmeyeceği, bu yazı yazıldıktan sonra toplanacak AB zirvesinin ardından belli olacak. Bazı hesaplara göre Yunanistan Euro’dan çıkıp drahmiye dönse, yüksek devalüasyon yapsa bile düze çıkma imkânları sınırlı.

        (http://www.ceps.eu/system/files /CA%20 DG%20Benefit%20from%20Devaluation. pdf)

        Bu durumda Tsipras’ın ne yaptığını ve neden yaptığını sorgulamak gerekir kanısındayım. SYRIZA Partisi, Yunan halkına Euro’dan çıkılmayacağı ama kemer sıkma politikalarına da son verdireceği sözüyle çoğunluk partisi oldu. Daha liberal bir partiyle koalisyon kurabilecekken faşist bir partiyle hükümeti kurdu. Sorumluluğu, müzakerelerde bir çıkış yolu bulmaktı.

        Tsipras ve Varoufakis ikilisi müzakerelerdeki tavır ve tarzlarıyla kendilerine en yakın duran siyasileri bile yabancılaştırmayı başardılar. Karar vericiler arasında müttefikleri kalmadı. Oldu bittiye getirdikleri referandum sonucunu, kendi pozisyonlarını ortaklarına kabul ettirmek için kullanabileceklerini düşündüler. “Atın Yunanistan’ı Euro’dan” korosunun sesinin yükselmesine bakılırsa galiba yanıldılar.

        Buna karşılık, referandumdan hemen sonra yoldaşı Maliye Bakanı’nı aslanların önüne atan Tsipras ükesinin tartışmasız en güçlü siyasi lideri oldu. Anamuhalefet partisini dağıttı. Belki de gelecek seçimleri garantiledi.

        Referandumda Tsipras’ın kazandığına kuşku yok. Yunanistan’ın kazanmış olduğundan ise kuşkuluyum.

        Diğer Yazılar