Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DIŞ politikada yapılan tüm hamlelerin içerideki çözümlenmemiş sorunlara ve iktidar kavgalarına endekslenmesi ve bunun yol açtığı mantıklı tartışmayı zorlaştıran aşırı heyecanlı ortam nedeniyle Ankara kendi dış politika manevra alanını sürekli daraltıyor. Bunun yanı sıra dış politikanın yürütülüşünde ve alınan tavırlarda iç politika mülahazalarının ağır basması nedeniyle diplomasi devre dışı kalıyor. Diplomasinin devre dışı kalmasının faturası ise er ya da geç önünüze çıkıyor.

        Pazartesi günü Irak’ta, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve onun sınırlarına dahil olmayan, başta Kerkük, “tartışmalı” topraklarda merkezi hükümetin gayri meşru bulduğu yüksek katılımlı bir bağımsızlık referandumu yapıldı. Beklendiği gibi çok yüksek oranda “Evet” oyu çıktı. Bu şekilde Irak Kürdistan’ında çoğunluğu oluşturan Kürtler becerilebildiği takdirde 100 yıllık hayalleri olan, Bağdat’tan ve Irak’tan koparak yeni bir bağımsız devlet çatısı altında yaşama iradelerini ortaya koydular. Onların iradelerini ortaya koyması, arzu ettikleri sonuca hemen ya da kolayca ulaşabilecekleri anlamına gelmiyor.

        Hatta, en büyük destekçileri ABD’nin bile itiraz ettiği bir işi ısrar ve inatla yapmaları nedeniyle, Bağdat’tan ve komşu ülkelerden gelecek baskılar karşısında daha korumasız kalacakları bir hamle yaptıklarını söylemek de mümkün. Meseleye böyle bakıldığında asıl sıkıntı, Kürtlerin çoğunluğu oluşturdukları bir bölgede bağımsızlık talep etme hakları olup olmadığından çok bunun zaten karman çorman haldeki, şiddetten bunalmış bir ülkede/bölgede yol açabileceği sorunlardan çıkıyor. Atılan bu adımın Kürtlerin siyasi hayallerine halel getirebilecek bir yanlış olması ihtimali de aslında zayıf değil.

        BARZANİ’YE YARAR

        Nitekim bu nedenle referandumun ardından bir bağımsızlık ilanına filan gidilmiş değil. Bu koz Bağdat ile Erbil arasındaki müzakerelerde cepte tutulacak ve kullanılacak. Bu süre zarfında yolsuzluk batağındaki, ekonomik sıkıntı içindeki Kürdistan’da siyasi aktörlerin referandum nedeniyle verdikleri geçici birlik görüntüsünün de sürmesi kolay olmayabilir. Bölgeyi bilenler, siyasetini izleyenler, görev süresi bitmesine rağmen makamında oturan Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin arkasına kamuoyu desteğini alıp bu referandumu hemen herkese dayatmasının kendi siyasi çıkarlarına yönelik olduğunu savunuyorlar.

        Kürtler açısından meşruiyeti sorgulanamayacak bir hamle olan referandumun, bölgede yaşayan diğer halklar açısından bir emrivaki şeklinde yapılmasının da meşruiyetine gölge düşüreceğini düşünenler var. Sonuçta ortada hayli iddialı, iç politika nedenleriyle gündeme gelen ve gerçekleştirilen, bu şekilde de KYB’yi ciddi baskılar altına sokacak bir siyasi hamle var. İşin bundan sonrasının nasıl yönetileceğini, Barzani’nin ekim başındaki seçimleri yapıp yapmayacağını, Bağdat, Tahran ve Ankara’yı öfkelendiren bu adımın sonuçlarını yumuşatmayı becerip beceremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

        TÜRKİYE’NİN KOZLARI VAR

        Bizim açımızdan önemli olan son haftalara kadar meseleyi sükûnetle götüren Türkiye’nin bir anda müthiş savaşçı bir söylemle referanduma muhalefetini sertleştirmesiydi. Makul bir tonla itirazlar dile getirilirken aniden bu kadar üst perdeden tehditlerle konuşmanın neden gerektiği anlaşılamadı. Zira Türkiye’nin de elinde, tıpkı İran gibi kullanabileceği yaptırımlar var. Büyük ve vakur güçler ellerindeki kozları fazla bağırıp çağırmadan kullanırlar. Bir bakıma yapılanlar söylenenlerden daha güçlü mesajlar verir. Sonuçta Türkiye’nin elinde de daha zayıf sınırdaşına karşı yaptırım imkânları vardır.

        Her konuya bu kadar öfkeyle ve envai çeşit tehditleri öne çıkarıp yaklaşarak hiçbir sorunu çözmek mümkün değildir. Ünal Çeviköz’ün keskin benzetmesiyle “çatışmacılığın dayanılmaz saçmalığı”ndan vazgeçerek uzun erekli, stratejik düşünce yansıtan ve Türkiye’nin dış politika hedeflerine hizmet edecek diplomatik araçları, yöntemleri ve dili kullanmayı yeniden öğrenmek gereken bir dönemdeyiz.

        Diğer Yazılar