Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mısır geçen hafta Tahrir devriminin birinci yılını kutladı. Çarşamba gecesi Port Said kentinin takımı el Masri ile, tarihte orta sınıf milliyetçiliğinin takımı olan ülkenin en popüler takımı Kahire’nin el Ehli’si arasında oynanan maçtan sonra çıkan olaylarda en az 79 kişi öldü.

        Futbol asla yalnızca futbol olmadığından bu olayın Mısır‘ın uzun ve zorlu geçeceğe benzeyen düzen kurma ve meşru bir yönetim oluşturma çabaları üzerinde de etkisi olacaktır. Ülkede üç gün yas ilan edildiği gibi, parlamento 40 yıldır ilk kez acil olarak toplandı. Okullar kapatıldı. Sanal âlemde insanlara sokağa çıkmamalarını tavsiye eden mesajlar uçuşuyor.

        Mısır’da kendilerine “Ultralar” denen fanatik taraftarlar ilk kez olay çıkarıyor değiller. Ancak bu olayda katliam boyutlarında ölü var. Mısır’da olaylarla ilgili iki görüş hâkim. Birincisi polisin olaylara göz yumarak kendi gerekliliğini topluma hatırlatmak ve yerlerde sürünen prestijini toparlamak istediği. Diğeri ise Tahrir gösterileri sırasında polise karşı çok ciddi direniş göstermiş, önemli kısmı lümpen “Ultralar”ın şiddet aşkını sergileyerek toplum indinde itibar kaybetmelerinin sağlanmak istendiği.

        Devrim zamanları otoritenin ve buna bağlı olarak düzenin çöktüğü zamanlardır. Kurumlar işlemez. Kurumların çalışanları öncelikle rüzgârın ne yönden estiğine bakarlar. Bu çöküş anıyla birlikte yeni düzen arayışı da başlar. Zira toplumların geneli kargaşanın afrodizyak etkisine ancak kısa bir süre kapılırlar. Düzen talebi giderek ağır basmaya başlar. Ama düzenin nasıl kurulacağı, kimin kuracağı ve ne şekilde, hangi kurallara göre düzen oluşturulacağı da siyasi kavganın önemli bir parçasıdır.

        İktidar sahipleri ellerindeki gücü kolay kolay vermezler. Bu nedenle de toplumdaki düzen beklentisi ve arzusunu kendi lehlerine sömürmek isterler. Zaten hemen tüm devrimlerden sonra da güvenlik örgütleri bir şekilde dört ayak üstüne düşer.

        Mısır, uzun tarihinin en heyecanlı ve hareketli günlerinden geçiyor. Hüsnü Mübarek‘in gönderilmesinden sonra durumu kontrol altında tutacağını zanneden silahlı kuvvetler ciddi bir toplumsal muhalefetle karşılaşıyor. Her ne kadar Mısır’daki devrimi başlatanlar, yapılan seçimlerde siyasi olarak pek başarılı olamadılarsa da hâlâ sokak üzerinden siyasetin akışı üzerinde etkili olabiliyorlar.

        Seçimlerden beklenilenin bile ötesinde bir zaferle çıkan Müslüman Kardeşler‘in Hürriyet ve Adalet Partisi, parlamento da toplandıktan sonra yavaş yavaş yönetimi kontrol etmeye çalışıyor. Bu parlamento’nun asli görevi anayasayı hazırlamak. 1952 darbesiyle kurulan rejimin asli sahibi silahlı kuvvetlerin yeni dönemde iktidardan ne kadar pay alacağı anayasa tartışmalarının merkezinde bulunuyor.

        Müslüman Kardeşler, halen gayet iyi anlaşır göründükleri Mısır ordusu ile işbirliği yaparak iktidarlarını konsolide etmekle, devrimin itici gücü olan ancak seçimlerde nal toplayan liberal ve sosyal demokratlarla bir olup daha dengeli bir sistem kurmak arasında tercih yapmak zorunda kalacaklar.

        Müslüman Kardeşler ordu ile anlaşıp, bu kurumun iktidarını bir süre daha koruması karşılığında kendi ideolojik gündemini uygulamaya koyulabilir. Bu şekilde seçimlerde hiç kimsenin tahmin etmediği bir başarı kazanan radikal İslamcı Selefilerin baskısını da savuşturmak isteyecektir.

        Müslüman Kardeşler düzenin partisi olmayı tercih etikleri ölçüde çarşamba geceki olaylar, ordu içinde “Ultralar”ı ve sokakta gösteri yapmayı sürdüren diğerlerini sert bir şekilde bastırmak isteyeceklerin ekmeğine yağ sürecektir. Çöken bir ekonomiyle uğraşan ve bunca protestodan bıkan Mısır toplumunun özgürlük heyecanından çok düzen ateşiyle tavır koyması bu bağlamda şaşırtıcı olmayacaktır.

        Diğer Yazılar