Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Avusturyalı romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı Stefan Zweig’in bu ilginç kitabını yeni okuma şansı buldum.

        1881 yılında Avusturya’nın başkenti ve en büyük şehri konumundaki Viyana’da doğan yazarın en büyük ustalığı, yaşam öykülerinde yaptığı psikolojik ve karakter analizleridir.

        Savaş karşıtı olan yazar, Avrupa kıtasının içine düştüğü siyasi duruma dayanamayarak, 22 Şubat 1942 yılında karısı Lotte Altmann birlikte Brezilya’da yaşamına son verir.

        Avrupa ve Batı dünyası için çok önemli bir dönüm noktası olan Fransız Devrimi’nin başka bir deyiyle Fransız ihtilalinin hemen ardından, başlangıçta devrimcilerin yanında olan Fransız siyaset adamı Joseph Fouché’nin (Fuşe okunur) çevresinde gelişen olayların anlatıldığı bu kitabı büyük bir beğeniyle okuyacağınızı sanıyorum.

        KUSURSUZ HAİN!

        Fouché, yaşanan devrim sürecinde her zaman perde arkasında kalmaya özen gösteren, ama her olayı kendine göre yönlendirme yeteneğine sahip, aşağılık, sahtekar, düzenbaz, yalancı bir kişidir.

        Napolyon’un, onun için söylediği şu sözler ünlüdür;

        ”Fouché, yaşamım boyunca tanıdığım en kusursuz haindir!”

        Zweig, Fouché’nin karakterini analiz ederken, onun rastgele bir hain olmadığını, ihaneti dahilik düzeyinde yapan bir kötülük anıtı olduğunu söylüyor.

        O fırsatları da iyi kullanır.

        “Fouché bilir ki, bir devrim asla öncülere, onu başlatanlara değil, daima onu bitirenlere ve bir ganimet gibi yerde sürükleyenlere aittir!”

        POLİTİK STRATEJİ!

        Devrim sonrasında; Robespierre, Marat, Danton ve daha niceleri yok olup giderken o her zaman ayağa kalkmasını bilmiştir.

        “Fouché, ihanet edip bir partiden ayrılıyorsa, bu asla yavaş ve dikkatlice gerçekleşmez, partinin sıralarından ve üyeliğinden eziklikle sıyrılmaz.

        Tersine göz göre göre, soğuk soğuk sırıtarak, kahredici doğallıkla, o zamana kadar düşman olduğu kişiye doğru yürür ve onun bütün sözlerini ve savlarını sahiplenir.”

        Stefan Zweig, 1789 devrimi sonrasında, devrimin kendi çocuklarını nasıl yediğini anlatırken, Napolyon’un güçlü ve zayıf yönlerini de gözler önüne sererken şunları söylüyor;

        ”Otokratlar, hatalarına ve haksızlıklarına dikkat çeken kimselere asla minnet duymazlar,” diyor.

        Bu kitabı okurken, ister istemez gözünüzün önüne güncel yaşama ait bir yığın olay gelecektir.

        Fouché’nin kişiliğinde, bugünün kimi politikacılarını; kumpasları, ihanetleri ve ayak oyunlarını göreceksiniz.

        HER SAYFA BAŞKA

        İhanet ve ayak oyunlarına bulaşmış herkesin başına gelenler, sonunda Fouché’nin de başına geliyor.

        Zweig bunu şöyle anlatıyor; “Tıpkı Napolyon gibi Fouché de, -sırf birkaç saat daha işin içinde kalsın diye- ilk ve en büyük aptallığını yapıyor!”

        Okuyunca bunun ne olduğunu anlayacaksınız!

        Müthiş bir kitap, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum!

        Diğer Yazılar