Cannes Film Festivali para basıyor
HER sene geleneksel olarak düzenlenen Cannes Film Festivali'ne binlerce kişi katılıyor. Gelen konuklar Cannes'da yer bulamadıkları için Nice ve yakın mesafedeki diğer yerlerde konaklıyor. Marka değeri yaratılmış, sonrasında da büyük bir ticari hacim söz konusu. Gelenler otelde kalıyor, restoran ve gece kulübünde tüketim yapıyorlar. Adım başı para. Her yer ağzına kadar dolu. Yaklaşık 10 günde tüm mekânlar 6 ayda yapacakları ciroyu yapıyor. Antalya Film Festivali gibi değil! Biz dünyaca ünlü birini getirmek için para harcıyoruz. Festivali takip etmek için kaç kişi geliyor merak ediyorum. Milyon dolarlar harcanıyor fakat elde var sıfır. Biz marka olmayı hâlâ beceremedik. Antalya Film Festivali'ni layığıyla yaptığını düşünen Antalya Belediyesi, arkasından yine milyon dolarlar harcayarak Televizyon Ödülleri'ni yapıyor. Bir işi becerin, ikincisi sonra gelir. Her şeyi bir arada yapmaya bayılıyoruz. İstanbul'da yapılan festivallerin de Antalya'dakilerden farkı olmadığını görüyoruz. Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.
ŞAMPANYA SU GİBİ TÜKETİLİYOR
Cannes'a gittiğim ilk gün gördüğüm her yerde partiler vardı. Ekipçe Belvedere Red'in düzenlediği partiye gittik. İçeride adım atacak yer yok. Geç saatlere kadar eğlendik. Sonra Cannes'ın en meşhur gece kulübü Vip Room'a gittik. Kapıda yüzlerce kişi kuyrukta bekliyordu. Bizi VIP kapıdan içeriye aldılar. O gece en büyük parti orada düzenleniyordu. Belvedere her sene efsane olmuş birini sahneye çıkarıyor. Geçtiğimiz sene Duran Duran vardı, bu sene 80'lerin en meşhur şarkıcısı Cyndi Lauper. İlerlemiş yaşına rağmen içerideki 5 bin kişiye unutulmaz bir gece yaşattı. Yaklaşık 2 saat sahnede kaldı. Çok yaşlanmış ama performansı çok iyiydi. Aynı bizim Ajda Pekkan gibi...
Vip Room'un yeni yeri çok basık olmasına rağmen ismi olduğu için herkes oraya hücum ediyor. Kapıda saatlerce kuyruk bekleyen müşteriler vardı. Bir kere içeriye alınmayıp ikinci kez kuyruğa girerek şansını deneyen çoktu. İçeride kadın müşteri yoğunluktaydı ve gecenin sonunda hesabı ödetecek birilerini arıyorlardı. "Sadece bin Euro istiyorum" diyebiliyorlar. Anlayacağınız festival zamanı telekızlar cirit atıyor. Ama ilk bakıldığında sanki müşteriymiş gibi geliyor insana.
HER ADIM BAŞINDA BİZ VARIZ
Cannes'da festivali takip etmek isteyenlerin sayısı çok yüksek ama bizim grup tam eğlence grubu. Film izleyelim gibi bir durumumuz yoktu. Nereden geçersen geç mutlaka kuyruk var. Meraktan, 'Madem kuyruk var, iyi bir şey vardır' düşüncesiyle kuyruklar uzadıkça uzuyor. Türk'ler eğlencede, diğerleri film seanslarının kuyruklarında. Hangi beach'e gitsen mutlaka çok sayıda Türkle karşılaşıyorsun. "Ne haber baba? Sen de mi buradaydın?" tarzında konuşmaları inanın İstanbul'da bile bu kadar yapmadım. Cannes bizim festival olmuş, haberimiz yok. Beach'lerde Dom Perignon su gibi içiliyor. 70'lik şişeler yerine her masada Magnum şişeler vardı. Dikkatimi çeken bir şey de sadece boşalan bardağa içki doldurma hizmeti verilmesi. Onun dışında, kimse masaya bakmıyor. Meyve istiyorsun, 2 çilek getiriyorlar. Garsonların tek bildiği; önce ne içeceğini sormak, sonra seni locaya oturtmak. Şampanya içmezsen yanından bile geçmiyorlar. Hepsi şovmen, müşteriyle birlikte içip onu gaza getiriyorlar. Bir garson, Türk olduğumuzu anlayınca, "Ben Konyaspor'u tutuyorum" dedi. Şaşırıp kaldım. Bütün gün "Konyaspor" dedi ve ister istemez bize sempatik geldi. Türkler artık her yerde büyük değer görüyor. Türkiye markasının ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz.
Cannes, geçen sene festival zamanı 200 milyon Euro ciro yapmış. 10 günde yapılan ciroya bakar mısınız! Herkes kazanmış, adeta para basmış. Bu sene için tahmini rakam 250 milyon Euro! Cannes'da yaşadıklarım sadece bunlar değil tabii ki. Michelin yıldızlı Eden Roc'da, Robert De Niro ve Salma Hayek'le karşılaştım. Onlarla ayaküstü sohbette neler konuştum? Vip Room'un yerine yeni bir mekân açıldı. Peki Vip Room niye eski yerinden çıktı? Türk sanatçılar festivale neden katılıyor? İstanbul'un en büyük mekânlarının sahipleri neler yaptı? Tabii ki hepsi pazar yazımda...