Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Okurlarını kitapları aracılığıyla zihnin karanlık dünyasında dolaştıran Murat Gülsoy, Sait Faik Hikaye Armağanı ve Yunus Nadi Roman Ödülleri'nin de sahibi. Geçtiğimiz hafta "Baba Oğul ve Kutsal Roman" adlı kitabıyla 2013 NDS (Notre Dame de Sion) Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Gülsoy, en son adım ölüme yaklaşan bir yazarın bellek yitimiyle kelimeleri kaybedişini, yazamamanın verdiği hezeyanları anlattığı Nisay romanıyla çıktı okurunun karşısına. Nisyan ve edebiyat üzerine konuştuğumuz Gülsoy, "Roman ve öykü yazmak, kurmacayla uğraşmak bana göre farklı bir ruhsal araştırma biçimi" diyor.

        - Nisyan "unutuş" demek. Unutmak mı daha fazla acı veriyor yoksa hatırlamak mı diye sormak istiyorum?

        Romanın içerisindeki konuyu düşününce yani yaşlılık ya da hayatının son dönemlerinde insanın çevresinde bütün dostları, yakınları yavaş yavaş kaybolup gittiğinde elinde hatıraları kalıyor. Hatıraların varlığı acı da veriyor. O zaman 'hatırlamak mı unutmak mı daha fazla acı veriyor' sorusu çok anlam kazanıyor. Tabi güzel şeylerin bellekte kalmış olması bence yine de her durumda iyidir. Pişmanlık içinde geçmiş bir ömür ya da bir ömrün sonunda sadece pişmanlıklarla hatalarla yüzleşilememesi ve o yüzden de halledilememiş sorunların elde kalması çok kötü tabi.

        - Yazmak ve kayık altına almak da böyle bir durumda insanın imdadına koşabilir.

        Kurmaca üzerinden roman, öykü, bazen deneme yazıyorum. Rüyalarımı da not ediyorum ama doğru düzgün günlük tutmuyorum. Kendi kişisel yaşantımın kaydını tutamıyorum. Roman ve öykü yazmak, kurmacayla uğraşmak bana göre farklı bir ruhsal araştırma biçimi. Bana sağlıklı da geliyor açıkçası. Sürekli kendi hayatının üzerine yoğunlaşmaktansa kurmaca bir dünya içerisinde, bir romanı bir öyküyü yazmayı çalışırken, o dünyayı oluşturmaya çalışırken aslında yaptığım şey kendi ruhsal araştırmam oluyor. O zaman insan daha ileriye gitmeye cesaret edebiliyor. Tanıyıp bildiğiniz insanların hayatlarını hikaye etmeye kalktığınız zaman çok sayıda farkında olduğumuz ve olmadığımız sansür mekanizmaları devreye giriyor. O yüzden de hep gerçekliği bozarak, deforme ederek ve ona sadık kalmayarak yaparız bunu. O yüzden ben hiç o tarafa doğru gitmeyip tam tersi bunu bir kurmaca dünyanın içerisinde halletmeye çalışıyorum.

        - Nisyan farklı ve sarsıcı bir metin gerçekten. Buhranlı günlerin yazıları var içerisinde. Nasıl bir ruh haliyle yazıldı bu roman?

        Tam da öyle. Bu romanın da çıkış noktası aslında yakınlarımdaki insanların ölümleriyle ilgiliydi. Bundan önceki "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" la peş peşe yazıldı. Babamı kaybettim. Babamı kaybettiğimde şubat ayıydı, mayıs ayında da dedemi kaybettim. Babamınki ani, birdenbire oldu ama dedem 93 yaşındaydı ama 92'sine kadar neşeli, son derece hayata bağlı, aklı başında bir insanın bir anda, son bir yıl içerisindeki o hızla karararak neredeyse, sürekli saate bakarak, sürekli kitap okuyarak, bir süre sonra kitap da okuyamayarak aklın yavaş yavaş solması ve ölümün o şekilde yaklaşmasının da bir dehşeti vardı. Aslında yıllar öncesinden aklımda hep bunamakta olan bir yazarın son romanını hikaye etmek vardı. Kahramanım her şeyi birbirine karıştırıyor, o yüzden de bir devamlılık yok. Devamlılığın olmayışı, tutarsızlıklar romana farklı katmanlar ilave etsin diye hayal ediyordum. Komik olacaktı. Önceliği güldüren bir metin ama sonrasında insanı vuracak olan birtakım düşünsel şeyler. Tabi Nisyan hiç komik olmadı. Neşenin hiç olmadığı bir kitap oldu bu. Çünkü ölümlere tanıklık ettiğim zaman kafamdaki hikaye bu şekilde bir metne dönüştü.

        - Yazarken de sıkıntılı bir dönem olmalı sizin için

        O romanının kahramanının yerine kendimi koyup adeta onun yaşantısına her sabah uyanıyorum ve o adam olarak düşünüyorum, deneyimliyorum kendimi ve bir biçimde o paragraf çıkıyordu. Üç gün sonra ne yazacağımı bilmiyorum. Yani bu romanın yazarken o kahramanı üzerime giydim. O insanları ve dedemi o zaman daha fazla anladığımı, asıl anladığım şeyin bu deneyim olduğunu, bu deneyim yoluyla onu anladım. O karakter aslında biraz ben, biraz babam, biraz dedem. Biraz gelecekteki halim belki, korkularım. Biraz da zor bir metin oldu. Anlamayanlar çok oldu ama ben hiç okurun işini kolaylaştırmak gibi bir şey hiç düşünmedim. Beğenen de ne anlatmak istediğimi tam anlayan oluyor. Dikkat isteyen bir metin.

        - "Bir zamanlar kelimelere hükmederdim, şimdi onların oyuncağı oldum" diyor kahramınınız. Siz de kelimelerin oyuncağı olmaktan korkuyor musunuz?

        Tabi kim korkmaz. Yazar olmasanız da korkmamız gereken bir şey o. Aklınızı kaybetmek, ne iş yapıyor olursak olalım o duruşu kaybetmek, pırıltıyı yitirmek o çok üzücü bir şey. İnsanın zihninin solması gerçekten ürkücü. Bir de yazar olarak başka neyimiz var ki? Onu yapamadığımız anda yazamadığımı ya da söyleyemediğimiz, düşünemediğimiz anda bitiyor herşey. Sanki insanın içindeki ruhun bir kısmının yok olup gitmesi gibi. İnsanın bir parçasının yok olması aslında. Yavaş yavaş da yok olup gidiyor. Bu yok oluşta da bir yüzleşme. Edebiyatta bence iki konu var; biri aşk, biri ölüm. Bu kitap daha çok ölümle ilgili. Daha çok ölüme yaklaşırken olup biterler var ama içinde sevgi de var, hatırlamasa da kimi sevdiğini içinde sevgi var.

        - Bir anlamda yazarken ölümü beklemenin ne olduğunu deneyimlediniz?

        E tabi. Çünkü biz sağlıklı ve gençken anlamıyoruz ama o beden bir nehirde yolculuk ettiğimiz bir gemi, bir kayık gibi. Bizi bir yerden bir yere götüren ama zamanla eskiyen, orası burası kırılma başlayan bir kayık gibi. Ne zaman ki kırılıp su almaya başlıyor o zaman anlıyoruz aslında beden diye bir şey var ve bizi yarı yolda bırakmak üzere ve sonunda da bırakacak zaten.

        EDEBİYATIN OLMADIĞI YERDE BUNALIM BAŞLAR

        - "Dünyayı yazarak yaratanlar" diyor yazarlar için. Yazarlar gerçekten yazarak dünyayı bir dünya yaratırlar.

        Tabi iki anlamda hem yazdığı romanın, öykünün dünyasını yaratıyor, mevcut mekanda yeni bir mekan açıyoruz aslında. Kullandığı tek malzeme kelimeler. Bana hala en muazzam yaratı bu geliyor. Yazmak. Yazarak yaratmak. Diğer yaratma biçimleri sanki bunun bir anlamda türevi gibi ya da daha aşağısında gibi. Hareketli bir dünyada yaşıyoruz. Ama edebiyat kenarda kaldığı zaman, unutulduğu zaman ya da yeterince önemsenmediği o da bir tüketim nesnesine dönüştürüldüğü zaman geride çok büyük mutsuzluk yaratan bir boşluk kalıyor. Çünkü o mekan kapanmış oluyor o zaman. Gidebileceğimiz, açabileceğimiz yeni bir mekan bulamıyoruz. Edebiyatın açtığı o alanı bulamadığımız anda bizi bekleyen şey bunalımdır, çöküştür.

        - Kendini çıkış yolu arayanlar da işte sizin de öğreticisi olduğunuz yaratıcı yazarlık

        Çok önemsiyorum. Herkesin yazabileceğini ve yazması gerektiğine inanıyorum. Asıl önemli olan kişinin yazdığı an, yazdığı süreç. Çünkü yazma aslında insanın kendi üstünde çalışması, kendi üzerinde bir derinlik sağlamadır. Kendi üzerini kapatması değil. Çünkü bizden beklenen şey basitlik. Yaşadığımız hayatın sırrı basitlikte. Bize hep o işlenir: Beş yaşında bir çocuğun anlayacağı dilden konuş. Niye çünkü reklam basitlik üzerine kurulu. Edebiyat ise tam tersine hep bulandıran, gördüğümüzün aslında arkasında başka şeyler olabileceğini hissettiren hiç de anlatıldığı gibi olmadığını söyleyendir. Edebiyat bütün her şeyin altını oyan bir şey aslında. O zaman anlam ürüyor, o anlamsız boşluk kalmıyor. Yaratıcı yazı bu yollardan bir tanesi. Dili kullanmaya kullanmaya insan unutuyor, hiç gelişmiyor ve insanlık budanmış bir hale geliyor. İnsan budandığı için çok mutsuz oluyor. Halledemiyor sorunlarını. Çünkü onun düşünce araçları yok. Ne yapıyorsunuz o zaman kimyasal yollarla halletmeye çalışıyorsunuz. Kendinizi uyuşturuyorsunuz. İlaçlar alıyorsunuz, buna mecbur kalıyorsunuz. Ama öyle bir yol yok. Asıl gerçek yol insanın kendi üzerine çalışması, kendi iç karanlığına bakması. Buna da edebiyatla bakıyoruz. O bizim huzurumuzu kaçırıyor başlangıçta ama o huzur sahte bir huzur. Gerçek bir huzur değil. O reklam dünyasının huzurlu atmosferi.

        - Rüyalarımı yazıyorum dediniz, bir rüya defteriniz mi var?

        Evet mutlaka not alırım. Çünkü rüya bilinç dışı malzemenin en çabuk ele geldiği yer aslında. O da bir nevi insanın kendisiyle uğraşması, kendisini analiz etmesi. Evet benim bir rüya defteri tutuyorum. Bunun çok geliştirici olduğunu düşünüyorum. İnsanın normal bir gündelik hayatı var bir de rüya hayatı var diye düşünüyorum. Bazen bugünün yansımalarıyla destekleniyor ama sanki orada başka bir hat da ilerliyor. Bu insanın kendine olan psikolojik merakıyla ilgili. Hep ona meraklıydım zaten. Benim edebiyata girişim de o kapıdan oldu.

        Diğer Yazılar