Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Arka plandaki bir mesele de, ister ön yargıyla ister yargıyla, tarihin karanlıklarının deşilmesi değil.

        Bir de bugünkü duruş var.

        ***

        Batı’da ve Doğu’da artık halklara heyecan vermeyen…

        Tam tersine saraylara kapanmış, Suudi ve Katar sarayları gölgesinde “Mursi’ye 20 yıl”ı dahi mecburen mesele edemeyen; “Rabıta” yüzünden “Rabia”yı bile unutmakta olan bir patinaj!

        ***

        Suriye rejimi katliamlarının karşısında bir insanlık umudundan ziyade; halkları katleden, kadınları, kızları rehin, esir ve köle kılan vahşetin temsilcileriyle, “teyel” değilse bile “teğet” olmuş bir tuhaf çizgi!

        Bunların herhangi bir yerinde ne Gazze var artık, ne Filistin, ne mazlum halklar, ne Arap Baharı, ne içten bir isyan, ne bir insanlık-demokrasi-hakkaniyet umudu.

        İddia bile edilebiliyor ki, “Tepesi atan İran, büyük elektrik kesintisinin arkasındaki siber güç” diye.

        Belki değildir; ama belli ki “iyi komşun” bile kalmadı!

        Vefasız da olabilirler, özellikle İran; ama kimse kafasız değil!

        ***

        Bir yargı, emniyet, güvenlik ve istihbarat düzeni; “ortak menfaatleri, dirlik ve huzuru, herkesin güvenliğini, hakkını, hukukunu, kanun karşısında eşitliği bile” gözetmekten ziyade, artık iktidarın, hatta iktidarın iktidarının “gözetlemesi, gözaltına alması, gözdağı vermesi”ne kilitlenmiş adeta.

        Mesela sadece oy almak değil; bir de gönül almak var oysa.

        Öteki saydığının, karşıda olanın da hakkını bilebilmek.

        Yok ki öyle bir şey!

        ***

        Cumhurbaşkanına hakaret suçu” tamamen “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu” halinde; gazeteciye saldırıyor, avukatı hakimlik sınavında hakim marifetiyle içeri alıyor; asistanlar, öğretmenler tutuklanıyor.

        Yok, halay çekerken annesi şey etti, yok okula giderken şunu etti diye bebeklerden çocuklara, cezaevi yolu kazılıyor durmadan.

        Zaytung haberi” paylaşan, yani bir espriyi beğenene de hapis isteniyor; bir karikatürü çizene de.

        En kıymetlisinden bir “barış umudu” bile, yok Ağrı provokasyonuydu, yok yine Uludere-Roboski gözdağlarıydı, yok “terör örgütünün sözcüsü” diye, sanki “süreç”i yürütmüş olan iktidar değil de, uzaylılarmışçasına, “Barajlar Kralı” için yarı yolda yere düşürülüyor!

        ***

        Bilmiyorum tüm AKP’liler, gönül verenler, emek verenler, oy verenler hoşnut mudur bu manzara harikasından?

        Bir partinin yoksullara umut oluşu; servet ve kudret adına sıfırlanınca…

        Bir kitle partisinin gücü ve imkânları; güçlü ama dar bir çevrenin niyetleri namına havale edilince…

        Bir iktidarın dışlananlar, gizlenenler, horlananlar için nefes olabilme imkân ve ihtimali; başkalarını düşmanlaştırma, şeytanlaştırma, dışlama ve sindirme niyetine kurban olunca…

        Milyonlarca insanın hayatı, çocuklarının geleceği; kimilerinin kasaları, kutuları hesabına çarçur edilince, nasıl memnun olabilir vicdanlı bir insan?

        Soma’nın altında 301 işçi yatarken, üstünde 430 çocuk yetim kalırken; yere düşene tekme tokat atmayı, bunu normal saymayı vicdanlı bir insan nasıl unutabilir?

        Fıtrat denirken, inşaat denirken, rant denirken, Havuz doldurulurken; yılda 1800’den fazla işçinin yok edildiği; peş peşe askerlerin intihar ettiği; 10 yılda 250 kadar çocuk işçinin can verdiği; hakaretle bir öğretmeni ölüme sürükleyen bürokrat yerinde dururken binlerce öğretmenin işsizliğe ve rehineliğe zincirlendiği bir düzeni vicdanlı bir insan nasıl makul bulabilir?

        ***

        Mesele o yüzden sadece tarih değil, bugün bir de.

        Ufuk derken bir duvara çarpılması…

        Umut derken bir çukura düşülmesi…

        Yeni Türkiye derken iktidarın onca yılının dahi eskitilmesi…

        Başkanlık derken, milyonlarca insanın sırtladığı koca bir partinin dahi tekelleştirilmesi, rehin alınması, silinmesi, silikleştirilmesi, iktidarsızlaştırılması.

        Öyle bir gelenek vardı ya usta; önce kardeşlerinden kurtulmak diye!

        Not: Başlıktaki Rabia’yı biliyorsunuz. Mısır darbecilerinin kana buladığı, unutulmaya yüz tutana kadar simge olan meydan ve manasındaki dört parmaklı işaret!

        Rabıta ise, din ve tasavvuftaki kavram değil; Suudi finansmanında bir tür ilişkiler, yapı, eylem ağı vs.

        Biri mazlumu, isyanı, direnişi, kurbanları, halkı simgeler diğeri sultanları, hanedanları, sarayları, despotları ve bizatihi Mısır darbesini finanse ve organize eden Saray’ı.

        Simgesel veya fiilen Rabia’dan Rabıta’ya dönüş hakikaten hazindir ve bize çok şey anlatır!

        Diğer Yazılar