Buyruk, kuyruk ister!..
Olursun ya da olmazsın
Bir yazının her şeyi düşünememesinin, her şeye yetişememesinin pişmanlığı olur sık sık.
Bazen akıl etmezsin; bazen aklın ermez.
Bazen kulağın duymamış, gözün görmemiştir.
Bazen kalbin, dilin ve elin bir başkasını önemsemiştir.
Bazen bir şeyin altını çizerken, başka bir şeyin üstünü çizmişsindir!
***
Medyadaki bin köşe içinde, kimileri gibi, burası da mağdurları anlatmak isteyen sütun santim oldu.
Sütun santim zaten kifayetsiz kalır da, bazen de şaşı kalıyor.
Misal:
Ezilenin de bazen ezen olması!
***
Baskı, dayak, uşaklık ettirme, hor görme, dışlama, aşağılama, hak tanımama, insan yerine koymama, adaletsiz ceza, yargısız infaz, ikiyüzlülük gibi nice “felaket”in “En cumhuriyetçi kurum”da nasıl cirit attığına dair, bu “sütun” yıllardır epey öğrendi, peyderpey anlattı.
Sadece ordunun hukuk, demokrasi ve cumhuriyet dahilindeki konumu değil; hukuk, demokrasi ve cumhuriyetin TSK içindeki haline dair.
Çok şey aktardık; az şey değişti, değişmedi.
***
Ama önemli bir şey oldu:
Birçok insan değişti!
En azından birçoğunun içtenlikle söylediği öyleydi.
Öğrendiklerimle nasıl benim hissiyatım, bakış açılarım değişebiliyorsa;onların da kimi, kendini ifade ederken yeni bir düşünme tarzına da gidiyordu:
Kendi için daha derin düşünürken; başkaları için de hissedebilmek!
“Alttaki askerler”i yazdığım, “herkesin bildiği sırlar” ile “herkesin bilmediği yıldızlar ve yaldızlar”ı (binlerce askerin aktardıklarıyla) döktüğüm şunca zamanın kimi tesellisi şuydu:
1. Cesaret beklenirken esaret verilen, otoriteyle sindirilen insanların; hakları için ses çıkarması, tavır alması, hukuka ve örgütlenmeye gitmesi.
2. Birçoğunun, üstü tarafından ezilirken bile, altındaki kimseyi ezmeme kararlılığı.
***
Bu sonuncun öteki yüzünde düzenin büyük sırrı ve ikiyüzlü hallerimiz de yatıyor:
Ezilenlerin ezmeyi onaylaması;
Ezilenlerin, kendileri de ezerek, ezme seferberliğine katılması.
Ezilenlerin, en iyi ihtimalde sadece kendisinin ezilmesine itirazla kifayeti.
Sadece askeri, sivil otorite ve buyruk değil; “özgür ve eşit” denen piyasa, “adil ve eşitlikçi” denen kanunlar ile “aidiyet, tarih” denen kutsallıklar da hep bu kimyayı yaratıyor.
Kişiliği ezilenin, kimliğine sarılması;
Hor görülenin, hor görecek birini araması;
İnsan yerine konmayanın, aidiyete sarılıp bir başkasını aşağılaması;
Altta kalanın, mutlaka bir başkasını alta almaya uğraşması!
Paçavra yapılıp palavra kalan cumhuriyet, demokrasi, adalet idealleri lafta bunlara karşıydı!
***
Bu yazıların ve hayatın ciddi gerilimlerinden biri şu (Askeri, polis diye de okuyabilirsiniz!):
Ezilen, aşağılanan kimi erin, kendine verilmiş gardiyan yetkisiyle, bir başka ere işkence edip ölüme kadar sürüklemesi.
Ezilen, aşağılanan nice profesyonel askerin; altındaki bir askere hakaret ve baskısı.
Mecburi hizmet esiri subay veya astsubayın; mecburi askerlikle karşısına gelmiş çocuklara (veya gelmek istemeyen vicdani retçiye) eziyeti.
***
Devlet, piyasa, kurumlar, düzen sadece ikna gücü ve hukukla yetinemez; esas formül, doğrudan ve dolaylı baskıdır:
Had bildirmek, şahsiyet ve haysiyet kırmak.
İtiraz değil itaat; insanı insandan, isyandan uzak tutmak.
Genellikle, nasıl bir general kendini patron hissederse, bir patron da general hisseder.
Militarizmi gerilettiğini söyleyen siyasetçinin, militer-otoriter politika ile üsluba sarılmasının özü budur.
Buyruk, kuyruk ister.
Ya karşısında sallansın diye; ya kıstırıp sussun, ya tutup fırlatsın diye.
***
O yüzden;
Eziliyorsan, önce ezmemeyi öğreneceksin.
Üstün kendini senden üstün görüyorsa; sen de başkasına üstünlükten vazgeçeceksin.
Haysiyetin, ruhun, bedenin güçlü ve büyüklerce yaralanıyorsa, sen de kimseninkine vurmayacaksın!
Önce kendi haksızlığına itiraz etmeden, daha büyüklere itiraz hem mümkün değil…
Hem de hoş değil!
Arap Adnan!
Bazı gazeteciler birer şöhret olarak toplum tarafından pek tanınmaz ama meslektaşları, hele bir dönem Babıali’de birbirine dokunacak mesafede ve birbirlerinden uçurumlarla ayrılmamış biçimde çalışmış olanlar iyi tanır.
Adnan Akgünel de Cumhuriyet’in o eski binasından geçip dört yana dağılanlar için özellikle, öyle bir kardeş, dost, arkadaş idi.
Hep önemli bir şey anlatacakmış ama iki cümle sonra kahkaha atacakmış gibi parlayan gözleri vardı.
Önce evladıyla büyük acılar çektirdi kader; sonra onu da sürükleyip aldı.
Bir arkadaşınız hastanede iyi olsun diye çarparken kalbiniz; başka arkadaşlarınızın kaybıyla, başkaları için duyduğunuz şöyle kötü hasta haberleriyle kendi yorgunluğuna sıkışıyor işte.
Bir sağlık diliyoruz; bir başsağlığı!