Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sayın Paul Auster; nazar etme ne olur, sen gelsen de gelmesen de aynı şey olur!

        100 gazeteciyi gerekçe yapmışsın; bugün doğum günün ya, sana daha Malatya’sını söyleyeyim.

        Malatya’da yayınevi basıp gırtlak kesenleri değil; onlar daha mahkum olmadı, henüz masum!

        6 öğrenci, 9 yıldan 13 yıla kadar hapis cezası aldı Malatya’da.

        Suçları sabit: 1 Mayıs mitingi; 8 Mart Kadınlar Günü gösterisi; Grup Yorum konseri bileti satmak; toplu lezarlar için basın açıklaması yapmak!

        Silah, yok. Cinayet, yok. Katliam, yok. Gırtlak kesme, yok. Enseden vurma, yok. Bombalama, yok.

        1 Mayıs katliamını da bu çocuklar yapmadı. Toplu mezarlara kafataslarını da onlar yığmadı.

        Ama “örgüt üyeliği ve örgüt propagandası”ndan 9 ila 13 yıl yediler.

        Karardan sonra hakim, “Ceza içimize sinmedi ama kanunlar böyle” demiş.

        Yani Sayın Auster ile Sayın Erdoğan; araya girmiş olmayalım ama…

        İstanbul’daki hakimin Dink kararı; bir türlü örgüt bulamadığı için, içine sinmiyor…

        Malatya’daki hakimin öğrenci kararı; her türlü örgüt bulduğu için, içine sinmiyor!

        Ve bunun adı Adalet olacak!

        Sinse n’olacak, sinmese n’olacak!

        Türkiye Auster gelmedi diye prestij kaybetmezmiş; ama bu adaletsizlikle çocuklarını, ruhunu yine kaybeder!

        Bu kanunlarla, misal, Kennedy’nin katili örgüt üyesi çıkmaz; Auster örgüt üyesi çıkabilir ayrıca.

        ***

        Fakat şu da var:

        Auster’in gelmediği ülkeye, Chomsky gelmiş, duruşmaya da katılmıştı. Harold Pinter ve Arthur Miller daha zor zamanlarda buradaydı.

        Auster, “orada tutuklu yazar yok” diye, İsrail’e gitme gerekçesi bulmuş ki…

        Orada da bir halk tutuklu ve infaz ediliyor, “man”!

        Oralara ABD’den Edward Said de gitmişti…

        Özgürlük var diye değil; Filistinli çocuklarla birlikte, özgürlük için bir taş atmya!

        Üstelik…

        Devlet davetini reddedersin ama, tüm kitaplarını çeviren, satın alan, okuyan bir halka gidersin!

        Masum bir tavşan da değilsin!

        Özgür Mumcu dün Radikal’de öyle içten ve sakin yazmıştı ki, “E. Özkök gazeteciliği”ni; aslında bu yazıya da gerek yok!

        Yani, okumayabilirsiniz de!

        Sonuçta artık bitmiş bir oyun…

        Cılk erimiş, kokmuş pasta…

        Külün grisine kavuşmuş kömür karası…

        Kabuğu kırık çürük yumurta…

        Çoktan kopmuş kötü film!

        Kapısına “çarpı” işareti çizdiğini söylediklerinin kapısına bile “kalp işareti” çizen patronunun depoya attığı paslı alet edevat!

        ***

        Ama pis bir seda bu kubbede baki:

        Herkesi, her değeri kendi için kullanmak.

        Dink’in hedef gösterilmesi”nde, eskilerde polemiğe girmiş onca gazeteci sıralayıp “İpekçi, Mumcu, Emeç” gibi öldürülenleri kendine malzeme yapıp “Onlara yazanlar katil miydi? Ben de değilim” diyordu.

        Tabii ki katil değil; doğrudan azmettirici değil; böyle bir suçlama ve yük; tarihin tüm zehri onun da üstüne yıkılamaz.

        Fakat linç atmosferinin pek etkili yönetmeniydi.

        Bugünkü gibi, köşede sadece yazı yazsa, belki o kadar önemi yoktu.

        Büyük bir kitle gazetesi yönetip manşet belirlerken; insanları isim isim “Alçak… Hain…” diye kitle önüne attığında; onları zaten kuşatan manevi, maddi şiddetin ateşine odun attığında, artık “polemik” değildir.

        Uyanık Tavşan’ın, kendi gözü de dahil, gözümüzden kaçırmak istediği bu.

        İmza attığın yazının sorumluluğu ve gerekirse utancı, pişmanlığı bir şeydir ama; büyük bir gazeteye attığın koca manşetin kışkırttığı linç atmosferi çok şeydir.

        Çok pis, çok kirli, bazen çok kanlı bir şeydir!

        Pişman olmak için artık çok geç kalınmış bir lanettir.

        Ne kadar kazırsan kazı, en azından mezar taşlarında kalır izi.

        Hatta şunu diyeyim:

        Katil, hadi senin dediğin gibi “Örgütsüz, beyaz bereli, öfkeli bir çocuk”; tek bir cinayet işlerken…

        Cezaevi manşetlerinden infazların destek kıtalığına; Ahmet Kaya’dan Dink’e… “Haber ve manşetler”in eli ve dili çok daha fazla kana bulaşabiliyor.

        Haklısın; yeni yetmeler dahil, kimse sana “Katil, azmettirici” filan diyemez…

        Ama 15 yıl o manşetleri attıktan sonra; masum bir tavşan da değilsin!

        İstersen kendi kod adını yine kendin koy!

        Lakin ölülerin yakasından bir düş artık!

        ***

        Yine de…

        Her musibetten bir hayır doğarmış ya…

        Cümlemizin yanlışlarıyla dolu bir “Kara Defter”de işgal ettiği kocaman bahisle; ibretlik bir ders olacak, okumasını bilene.

        Adlarına yapışıp kullandıkları gibi bir adı kalmasa da; sureti ve klonları kalacak lekeli bir posterde.

        Diğer Yazılar