HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
15 Şubat 2012 Çarşamba, 09:54:29
Demek adres sormuyormuş.
“Kâtiplik”, gazetecilik virüsü tadında her köşeye sızıvermiş,
Geçmişte de naip ve kâtip çoktu elbet.
Onların devri sarsılırken, yeniler iştahla piyasaya atıldı.
Son kapışmalar da kâtipliğin nasıl utanmazlık duvarını aştığını gösterdi.
Nasıl oluyor da, birebir aynı yazıları yazabiliyor, aynı sözleri söyleyebiliyorlar?
Büyük bir toplantı masası var da, oradan mı kalkıp işe koyuluyorlar? Yoksa her şey online mı?
Abimden genelge, ustamdan reçete, hocamdan dikte, hamimden tamim mi geliyor?
Ne farkı var “Kartel kalemleri”nden, “Andıç kâtipleri”nden?
Mesele ele, bele, dile tutuşturanın asker- sivil olması, ondan yahut sizden sayılması değildi ki…
Mesele eline, beline, diline kimsenin bir şey yapıştırmaması idi.
Bağımsız kalabilmek; kendi hatalarını bile bizzat kendi yüreği, kendi vicdanı, kendi aklı, kendi eli ve diliyle yapabilmekti.
Elbet sessizin sesi, elsizin eli, dilsizin dili olmak mübarektir gazetecilikte.
Ancak, sesi gür, eli güçlü, dili uzunun uzantısı, karalaması, müsveddesi, kara kalemi, tükenmezi, klavyesi, disketi, misketi olmak ayıptır!
Saçını ne taraftan ne tarafa tararsan tara; takkenle kelini ne kadar örtersen ört, istediğin cilayı, boyayı, makyajı sür; yakışmaz!
Ötekileri bunun için ayıplamamış mıydık siz, biz, çoğumuz?
Komutanın, iktidarın, patronun, sermayenin, kulüp başkanının filan “kâtibi” olan midemizi bulandırmamış mıydı?
Nedir şimdi bu “özel kalem” olmalar?
Nedir “dolma kalem” gibi beynini, elini, dilini sana koyulan mürekkeple doldurmalar, doyurmalar?
Onlardan tiksinmişsek…
Geçerli bir sebep söyle:
Neden senden de tiksinmeyeceğiz!
Çok ayıp valla!
Not: Bir de hep cepheden “linç operatörleri” var. O iş daha felaket! Keşke, yani hiç değilse overlokçu olsalardı, “overbokçu” yerine.
Biletinfaz!
Ortada iddianame, dava, hüküm dahi yokken (ki onların da çok tartışıldığı ülke burası), cumhurbaşkanı, Meclis başkanı, başbakan, bakanlar, komutanlar kesin hüküm veriyor.
Kimi gazeteci ceza bile kesiyor.
Derken bilet kuyruğuna; işi konsere, gösteriye bilet pazarlayıp komisyon almak olan, “Konser Emlakçısı” da giriyor.
Biletix, Grup Yorum konserlerine bilet satmayacağını ilan edip sonra kıvırıyor, kıvranıyor.
McCarthy dönemi ya! Al adının sonundan X’i, çarpıver kiminin ismine, kapısına!
Kalp değil, gaz!
Hopa’da, HES protestosu ve Başbakan’ın mitingi sırasında “kalpten” ölen emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne biber gazının sebep olduğu açıklandı.
Ne olacak şimdi?
Ne değişecek?
Ölüsünün ardından bile hoyratlık edilen bir insanın, hiç değilse ruhundan özür dilenecek mi?
Bir sorumlusu olacak mı?
Bu ölümü protesto ettiler diye okullardan toplanıp içeri atılan, örgüt suçudur diye yılarca hapisle yargılanan gençlerin günahı kimin boynuna, ahı kimin koynuna olacak!
Ölümle daha yakında anne kaybında derin biçimde yüzleşen, doktorlara emanet ettiği hayatına muhakkak şükretmiş olan Başbakan; bu insanın hiç olmazsa hatırasının hukukuna, manevi bir borç olsun, ödemeyecek mi?
Tamam insan ikisinden de ölebilir; insan bedeninde de her ikisi mevcuttur ama…
İnsanı insan yapan kalptir; gaz değil!
İspanya, Kral ve ben!
İspanya Kral Kupası Finali mayısta başkent Madrid’de.
Finalistler, Athletic Bilbao ile Barcelona!
Kadrosunda bölge dışından “İspanyol” bulundurmamakla bilinen, transferde başka takımlardan sadece Basklı alan, ancak daha yenilerde altyapıdan yahut bölgede yetişmiş Basklı olmayanlara kadroyu aralayan, geçmiş “yabancı” teknik direktörü bile “Fransa Bask’ı”ndan Fernandes olan, adını İspanyolca Atletico yapmaktan vazgeçmiş, “Özerk Bask ülkesi” Biskay bölgesi başkentinin takımı ile…
Bildiğiniz üzre, özerk Katalan bölgesi başkenti Barcelona’nın takımı.
“İspanya Kral Kupası”nı en çok kazanan iki kulüp.
İddaacıların dikkatine!