50 bin insanını kaybetmiş ülkeye, insansız hava aracı!
Dört (otuz)dörtlük bir skandalımız oldu!
Tamamen insansız skandal!
Çünkü 34 insan zaten yok oldu.
İnsanlı kararları verenler ise arazi.
Baştan sona yalan, dolan…
Baştan sona insansızlık!
***
Anlaşılıyor ki, “34 vatandaşımız”ı kendi başımız(l)a öldürmemişiz.
Asist ABD’den!
ABD araçları (İsrail yapımı olanlar da) sana “istihbarat” veriyor…
Sen de, başkasının gözlerini kendi kafana iliştirmiş; gözünü karartıp sallıyorsun bombaları.
Rezaletin daha da beteri var.
Pentagon’un sızdırma gazetesi Wall Street Journal’a aynen demiş ki ABD’yi yetkililer:
Biz görüntüyü ilettik. Saldırı kararını TSK’ya bıraktık. Predatör biraz daha dolaşsa o insanların niteliğini tespit edebilirdi. Ama Türk subayların isteğiyle başka yere yönlendirildi.
Bir de sorgulamışlar:
Zaten hedef seçimindeki Türk standartları bizi bazen şaşırtıyor.
“Guilt by association” yöntemiyle PKK ile kurulan bağlantı, hedef seçimine temel olabiliyor!
***
Bu “Amerikan” terimini nasıl izah etsem:
Mantık, felsefe, siyaset veya gündelik pratik açısından manası şunlar olabilir:
1. Doğru bir fikri, sevmediğin biri savunuyorsa, fikir de yanlıştır!
2. Sevmediğin birine yakın biri, doğru yerde dursa bile, durduğu yer yanlıştır!
3. Sevmediğin, nefret ettiğin, düşman saydığın birilerine sempati duyabilecek, o potansiyele sahip, hatta öyle olmasa bile, bir fikri yahut kimliği onlarla bazen çakışabilen herkesten de nefret edebilir, düşman sayabilirsin.
4. Hedefine benzeyen birileri de hedef olabilir!
ABD’liler arasında, buna yaygın bir örnek şöyle:
“McCarthy, yani cadı avcılığı sırası, komünistler insan hakları savunuyor diye, insan hakları savunan herkes komünist sayılıp takibe uğrayabilmişti.”
Bildiğimiz bir ülkede, bu mantık bizzat “demokratik hukuk devleti” şeklinde de ete kemiğe, insana, insansız araçlara bürünmüş olabilir!
İçişleri Bakanı’nın “ot ayıklama, ayıklamama” teorisi bu zaten: Ot sayarlarsa, kafadan ayrık bulunup hedef olabilirsin.
Bir zamanlar aynı mantıkla kafadan, toptan “irtica zanlısı” sayılıp düşman bellenenlerin; nihayetinde aynı istasyona varması kader mi, keder mi; böyle gelmiş böyle gider mi?
***
Devlet (hükümet ve özellikle Genelkurmay) bu konuda baştan beri pek doğruları söylemedi.
Genelkurmay, Meclis’e “istihbarat yerli” diyerek yalan da söyledi, o zaman.
Yine de Başbakan Genelkurmay’ı kutlamıştı!
Diyorlar ki, “söylemedik”! Pentagon diyor ki, “biz yalanlamadık”!
Burası demokratik hukuk devleti ise; 34 kişilik katliamın düğmesine basıp emekli olan paşa dahil, hepsinin halka, Meclis’e, adalete hesap vermesi gerekli.
Aktütünler’den Uludere’ye; tüm “insansız rezaletler” buna muhtaç!
21 yaşındaki astsubayı, uzmanı; işine gelince, yaşıtları askerlere “komutan” yapıp baskına ve Heron skandallarına açık karakolda “şehitliğe” yatıranın da…
ABD’nin insansız hava aracından gelen ilk sinyalde 34 insanını bombalatanın da!
***
“İstihbarat”a gelince;
Karadeniz’e kadar uzanabilecek bir güzergahta; Hatay Dörtyol’da (yine), ilçeye 20 kilometre mesafede roketle saldırıda, keşifteki binbaşı, üsteğmen, teğmen şehit bu kez.
Dörtyol’da sahte plakalı tuhaf araçtan açılan ateşle dört polisin öldürülmesi de o vakit kafaları karıştırmış…
İskenderun’da Deniz İkmal Komutanlığı’na roketli saldırıda İsrail gölgesi şüphesi doğmuştu: Şimdi de herhalde “PKK” ile birlikte “Suriye gölgesi” de zanlı!
Nerede bu insansız “hava” araçları?
Bu kadar insana, bu kadar acıya, kayba yazık, günah.
Nasıl insansız bir hava imiş bu cennetin iklimi!