Mutabakat!
ABD ile Türkiye “Esed Esad’ın gitmesinde mutabık olduklarını” açıkladı.
Ama ABD; başkaları ve özellikle Rusya ile, “Rejim ve muhalifler arası mutabakat” aramak için de mutabık.
Bizim akıl etmediğimiz buydu. Oysa asıl “stratejik derinlik” bu rolü Türkiye’nin oynayabilmesiydi belki. Halkına kimyasal silahlarla saldıranlar; çocukları katledenlerle kalp sökenler; kurşuna dizenlerle kafaya sıkanlar arasında tercih yapan “Trajik derinlik” değil!
Mmuhaliflik edeceğim diye bu kez diktatöre sarılan anamuhalefet için de geçerli bu belki; ama politikayı onlar yapmıyor!
Emperyal işgal ve savaşlara, piyasa tahakkümüne gıkı çıkmayan Sosyalist Enternasyonal ile kapışan, ne enternasyonal ne sosyalist anamuhalefet!
Piyasa, yasa, masa, kasa ve kasta mutlak itaat!
Kiminin yaldızı da yıldızı da bu meselede dökülüyor.
Sorsan, “asker seviyor”!
Ama sevgi ve şefkati, bir türlü, ezilen askerin, alttakinin, baskıya, mobbinge maruz kalanın, pes diyen veya pes edenin, ölüme itilenlerin, kısa sürede onca asker intiharının yanına uğramıyor.
Çünkü o vakit hiyerarşiyi, otoriteyi, baskıyı, cumhuriyetçilik ve demokratlık palavralarını, hukuk devleti yalanlarını derin sorgulamak lazım.
Oysa kiminin birini, kiminin ötekini, kiminin berikini sorgulamaya hiç niyeti yok.
***
Militarizmin bu veçhesini sorgulamak, aynı zamanda devletin, bürokrasinin, yargının, siyasetin, iş dünyasının, medyanın, cemiyet ve cemaatlerin, sözde sivil toplum örgütlerinin, ailenin, okulun, üniversitenin, piyasanın “militer-otoriter” hallerini; hatta kadın üstündeki erkek baskısını bile sorgulamayı getirir.
Oysa şuna buna demokrasi eleştirisi yapan onun bunun, kendi cephesindeki demokrasi iğfali ve insan hakları ihlaliyle sıkıntısı yok.
Boyun eğdirmeyi sorgulamak demek…
Boyun eğmeye ve eğdirmeye de isyan demek çünkü.
Ayrımsız, istisnasız.
Ne ki, cumhuriyetçi veya ulusalcı kültürün de; muhafazakâr, milliyetçi, hatta kimi “sol” kültürün de; liberalliği piyasadan menkul kiminin de “otoriterlik”le temelden, istisnasız meselesi yok.
Beriki otoritenin meşrebine karşı çıkarken, kendi otoriter terkibine dayanıyor.
Kılık kıyafetine karışılmasına isyan edenlerin; kılık kıyafete karışılmasıyla…
İnancına müdahaleye kızanların; inançlara müdahaleyle…
Hayat tarzına baskıya isyan edenlerin; hayat tarzlarına baskıyla…
Fikrine ambargoya öfkelenenlerin; fikirlere ambargoya öfkeyle…
Dayatmaya karşı çıkanların; dayatmalara karşı çıkmakla pek alakası yok.
Bak, bugün öyle, dün de öyleydi.
Dün böyleydi, bugün de böyle!
O yüzden, ne kışla cinayetleri, ne eğitim zayiatları, ne mobbing ve baskıyla intihara sürüklenen erler ve profesyonel askerler öyle çok fazla ilgi çeker.
Sistemli bir sorunu “arıza” diye geçiştirirsiniz…
Yapısal bir meseleye “kaza” dersiniz…
Ölümlü, yaralanmalı trafik kazalarının sadece yüzde 1.5’i “alkol yüzünden” iken, temel hedefinizi alkol ilan eden teşhis ustalığınız vardır zaten.
Askerin intiharını da sadece kendinden bilir…
Örgütlü, sistemli, aşağılamaya dayalı otoriter baskıyı; emir kulunu tam köleleştiren Disiplin Kanunu ile beslersiniz.
Askeri vesayetle mücadeleniz sizin evde biter; kışla içine girmez…
Askerin cesaretini pohpohlarken askerin esaretini veya onca insanın “askerî” esaretini asla dert etmezsiniz.
Muhafazakâr cumhuriyetçi olarak da kutsal otoritelerinizin sorgulanmasını hiç istememiştiniz…
Muhafazakâr demokrat olarak da asla yanaşmazsınız.
Aksi takdirde, tüm işyerlerindeki baskıları…
Kendi mahfillerinizdeki otoriterliği…
Tersaneden AVM’ye, şantiyeden madene; “kazalar”da ayda 60 kişinin ölümünü; insan hayatı üzerindeki piyasa-yasa-masa-kasa tahakkümünü sorgulamak gerekir.
Halkı askerlikten soğutma suçuna cezanız boldur…
Askeri hayattan soğutma suçu; çalışanları hayattan ölüme yuvarlama suçu kitaplarınızda pek yoktur!
Not: Sadece bir gün ara! Müsaadenizle.