Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Zaten fırtınalar ortasından sahile vurmuş bir ömrün sonu başka türlü değil de intiharsa, Kozakçıoğlu’nun aklında, ruhunda kim bilir hangi sıkışmışlık vardı.

        Hepsini bilemeyiz.

        Bildiğimiz, sustuğu.

        Bildiğimiz, kudretin nasıl geçici olduğu.

        Şerbetli servetin de şaibeli servetin de!

        Kendinden emin bir hayat yaşadığını sanıyorsun; kendin, kendinden emin değil!

        Kudretin ardında korku; bir zayıf an ve insan.

        Hükmeden imkân, yüksekten bakan makamın az ötesi, hayat denen o kaygan mekân.

        Kozakçıoğlu olağanüstü bir tarihin bürokratı.

        Hangi süreçte olursak olalım, o tarih süreci de, diğer kan çanakları gibi her güne sızmaya devam edecek.

        Bazen ölü sanılan bir hakikat kemik kemik fışkıracak, bir dere çukurundan bile…

        Bazen bir muamma olarak tükenecek, kendi silahıyla vurulmuş bir bedende.

        Vali Bey devletin sadece önemli bir uzantısı değil, koyu hafızasıydı.

        İpekçi suikastı İstanbul’undan, yakın tarihin Diyarbakır-İstanbul-Ankara hattında bir devrin derin evrakı.

        En azından 12 Mart’tan (belki) 27 Nisan 2007 kırılmasına kadar derin devamlılık.

        Cinayetlerin, suikastların, katliamların, infazların, darbe ve müdahalelerin kankırmızı çizgilerinde yürümüş, sürünmüş, ölmüş bir ülkenin talihsiz tarihi.

        ***

        O yüzden, şimdi 28 Şubat heyetine müebbet isteniyor ya, sanırsın “arıza”dır.

        Oysa devlette devamlılıktır.

        Darbeci, müdahaleci, cuntacı, fişlemeci, tasfiyeci, tahakkümcü, silahlı rant sağlayıcı bir askeri-sivil elit olduğu kesin de…

        28 Şubat’ın asıl kilit noktası hep “İrticacı denen meşru iktidarı yerinden etmek” sanılıyor.

        İşin tuhafı, 28 Şubatçı laikçilik böyle sunduğu gibi, 10 küsur yıllık iktidar da tamamen aynı sunuşa sarılıyor.

        Oysa 28 Şubat’ın kilit noktası, biri Susurluk ve yargısız infazların sorumlusu, o bürokrat ve askerleri Meclis’e taşıyarak koruma sağlamış eski iktidar partisi; diğeri ise bu meselede sorumluluğu olmayan ama Allah için devletçi bir partinin koalisyonunda işlerin kontrolden çıkmasıydı.

        Kontrolden çıkan; devletin kirinin, kanının, pasının didiklenme ihtimaliydi.

        Medyada, Meclis’te, yargıdaki böyle bir hevesin; sistemin köklü deşilmesine, kirli savaş eleştirisine dönüşeceği endişesiydi.

        Özal, Demirel ve İnönü’nün bile hiç olmazsa bir ara telaffuz ettiği “Kürt realitesi”nde başka bir sayfanın açılacağı endişesi; belki de bugünkü sürecin o gün, binlerce çocuk daha, doğmamışlar da bir gün ölmeden başlayabileceği korkusuydu.

        “93 Harbi”nin, yani 93’teki cinayet, “kazalar” ve infazların doğal devamıydı 28 Şubat.

        Susurluk’u kapatma, devletin kanlı bekasının, ikisi de devletçi, ama biri kirli diğeri şaşkın iki partiye bırakılamayacak kadar meselenin ciddileşmesiydi.

        O yüzden, devlet eleştirisi, Genelkurmay ve medya operasyonuyla iktidar eleştirisine yönlendirildi.

        Hakikate, hukuka sahip çıkılması ihtimali, laikliğe sahip çıkılması sayesinde yok edildi!

        Buna bir de İsrail ile zoraki (Erbakan’a da imzalatılan) anlaşmaları…

        Bir de, “Beyaz sermaye”nin, hem de başta OYAK olmak üzere tahkim edilmesini, hatta densiz ve arsız kılınmasını ekleyin…

        “İrtica tehlikesi” palavrası en diplerde kalır!

        Bugünün tuhaflığı bu yüzden işte.

        28 Şubat generallerini yargılarken…

        28 Şubat’ın kolladığı Susurluk ruhunun siyasi, bürokratik, askeri sorumlularını neredeyse aklıyor!

        Kimini itibarlı şahıs; olağanüstü facia halin kadrolarını olağan devlet görevlisi olarak selamlıyor!

        (Bu arada “28 Şubat’ın sivil ayağı” bakalım çok cepheli, çok kültürlü mü olacak? Bir de Susurlukçular-28 Şubatçılar (iç)savaşı başlarsa, Gemlik’e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma!)

        ***

        28 Şubat’ın dışlamacı, ayrımcı, tasfiyeci, karalamacı, fişlemeci, dayatmacı tahakkümünü yargılayan “Bugün”ün de; dışlamacı, fişlemeci, önüne geleni “terörist” sayabilen, kutsallara hakaretten mahkum eden, dayatan, tahakküm eden hassası da kıssadan hissedir!

        Çünkü devlette devamlılık, kudrette devamlılık, güçte devamlılık vardır.

        Kimin elindeyse.

        Bazen bestesi, güftesi, icracısı, bazen hissesi değişebilir; namesi, sermayesi özünde aynıdır!

        Diğer Yazılar