SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Çöpü ne zaman sokağa bırakacaktık?

21 Eylül 2016 Çarşamba, 00:21:04 Güncelleme:08:40:06
Yavuz Semerci

Yavuz Semerci

[javascript protected email address]

 

Amerika’ya her gittiğimde kafamı en çok karıştıran şey, çöpün ne gün sokağa bırakılacağı... Tam zamanında bırakmaz, çöpü gelişigüzel “Kim anlayacak’’ diye sokağa salladığınızda, çöpü kimi bıraktığına dair anlamsız, bir o kadar da ciddiye alınan bir dedektiflik başlıyor. Hani tek iz bulmak için çöpü parça parça etmek işe yaramaz ise DNA testi yapacaklarından ve tüm mahalleyi tarayacaklarından endişe edebilirsiniz. Sonuçta adresinizi tespit ederler ve basarlar anormal cezayı. Utanmanız da yanınıza ekstra yük kalır. Yani bir hafta boyunca evde bir şekilde muhafaza edeceksin o çöpü. Ve zamanı geldiğinde dışarıya bırakacaksın. O zaman ne yapıyorsunuz? Evinizi kokutmadan çöp biriktirme kültürünüz oluşuyor. Bu kültür oluşunca dışarıyı da kokutmaktan vazgeçiyorsunuz!

Bir de güzel ülkemi düşündüm. Özgürlük var. İstediğin saat çöpü, çöp kutusuna bırak. Yanına veya içine.... Torbaya koy veya koyma, dök gitsin. Koksun. Köpekler, kediler dalsın çıksınlar. Çöp kokan ülkemi özlemişim. İşin en güzel tarafı, kendimizi temiz sanıyor olmamız.

TORBA PARAYLA NEDEN SATILIR!

Çocuklar Boston’da okuyor. Oralarda son dönemde iyice yaygınlaşmış bir uygulama var. Hangi mağazaya girerseniz girin, markete falan kasiyer aynı soruyu soruyor: Torba ister misiniz, 10 sent? Nasıl istemezsin ki? Haftalık gıda alışverişini yapmışsınız. Taşıyacaksınız... Şimdi ‘Ne var canım Türkiye’de de var bu!’ diyenleri duyar gibiyim. Yok öyle 3-5 yabancı zincirde değil Boston’da her yer bunu yapıyor. Mesela New York’ta nadir! Peki niye? Birileri zengin olsun diye değil şüphesiz ki? Birinci amaç plastik tüketimi düşürmek. İkinci amaç mümkün olduğu kadar ağaç kesimini azaltacak nitelikte kağıt tüketimini asgariye indirmek. Daha dikkatli bakınca pek çok insanın markete veya mağazaya girdiğinde çantasından bir torba çıkardığını görüyorsunuz. Bir marketten aldığım plastik torbanın üzerinde şunlar yazılıydı: ‘’Bu poşet ABD’de üretilmiştir. Yüzde yüz geri dönüşümlüdür. Sadece yüzde 30 PCR ihtiva eder. Yüzde 50 enerji ile üretilmiştir. Su geçirmez ve en az 125 kere kullanabilirsiniz ve markete geri verebilirsiniz...’’

Özeti şu adamlar dünyanın içine edecek sanayi devrimi gerçekleştirdi şimdi içine ettikleri dünyayı koruma adına ciddi bir uğraş içindeler. Biz ise çöplerimizle ve kullandığımız plastik torbaları doğaya bırakmakla dünyanın içine etme hakkımızı kullanmaya devam ediyoruz. Piknik sonrasında bile kendi pisliğini toplamayı işkence sayan bir toplum için fazla lüks uğraş içindeler!

 

ŞAKA MI YAPIYORSUNUZ?

Maçlara ilgi neden yok. Sosyal medyada okuduğum bir yazı ilginin azalmasına yol açan birkaç nedenden biridir. Bakın ne diyor vatandaş:

“Abi ben 2000 TL maaşla çalışan, 2 çocuk okutan adamım, 3 ay para biriktirip oğlumu maça götüremiyorum. Hayalimin, hevesimin hepsinin içine ettiler. Oğlum ‘Forma alır mısın?’ diyor. ‘150 liraya forma alamam’ diyemedim. Pazarda aynısı (lisanssızı) 30 lira. Elim gitmiyor, çocuk gözümün içine bakıyor.’’

Kabul edelim ki, futbol izlemek, takımın peşinden koşmak giderek gelir düzeyi yüksek insanların tekeline geçiyor. Daha lig yeni başlamış, statların neredeyse birkaçı hariç hepsi boş. Futbolu yönetenler canlı yayın haklarını bilmem kaç milyar dolara satacağım diye planlar yapıyor, ama futbolseverler hızla uzaklaşıyor statlardan. Futbol endüstrisi insansızlaşıyor. Ve bence hızla değersizleşiyor. Naklen yayın ihalesinde hep birlikte göreceğiz değerini!

 

CEZA, YARGININ İŞİ...

Twitter’da gördüm. Şort giydiği için genç kadına tekme atan adam hakkında, “Yok mu şunun bacağını kıracak, kafasını kıracak birisi?’’ diyenler vardı. ‘’Kabul edelim ki bir suç cezalandırılırsa caydırıcılık kazanır. Cezalandırma hukuk devletinde yargının işidir ve bunun tüm toplumca sindirilmesi gerekir. Eğer suç cezalandırılmıyorsa, toplumda ceza mekanizmaları yaratılır ki bunun adı kaostur, kendi mahallene çekilme halidir. Yaşam tarzlarına yönelik taciz, sindirme, mahalle baskısı yaratma, nihayetinde sınırlama ve şiddet, toplumu en hızlı bölecek eylemdir...

Bir başka örnek vereyim:

Artvin Cerattepe’de madene karşı çıkanlar sivil bir direniş sergiliyor. Direnişi haklı veya haksız bulmanız önemli değildir. Direniş yasal demokratik hak kullanım sınırları içindeyse, herkesin, hepimizin buna saygı duyması lazım. Katılanların sayısı 1 de olabilir 1 milyon da... Bu maden istemeyenlerin siyasi duruşları aynı zamanda muhalif özlü de olabilir. Eğer yasal sınırlar aşılarak yapılan bir eylem olacaksa öncelikle bununla mücadele etmesi gereken güvenlik güçleridir. Diğer sivillerin olaya karışması toplumsal barışı bozar. Önceki gün Yeşil Artvin Derneği, halkı mahkeme kararı öncesinde toplantıya çağırdı. Rize’de bir grup ise Vatansever Rizeli Gençler imzasıyla tehlikeli bir bildiri yayınladı. “Bayrağa karşı olanın hakkı kötektir” denilen bildiride, “Cerattepe’yi bahane ederek saf ve temiz Artvin halkını galeyana getirip ikinci bir Gezi Parkı ortamı oluşturmak peşinde. Bizler duyarlı vatanperver Rizeli gençler olarak duruşmanın yapılacağı Rize Adliyesi önünde yerimizi alacağız. Çıkarabilecekleri taşkınlıklara ve saldırılara karşı gerekli önlem niteliğinde yardımcı envanterlerimizle geleceğiz” şeklinde ifadeler yer alıyor. (Allah’tan bir olay olmadı.)

Biz bu tip yaklaşımları yıllar önce yaşadık. Sivilleri, başka sivillerle karşı karşıya bırakacak eylemler tek bir noktaya çıkar, o da iç karışıklık ve kaostur.

 

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN