09 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
17 Ekim 2016 Pazartesi, 01:06:53 Güncelleme:09:58:34

Türkiye oyun dışı kalamaz!

 

IŞİD kimlerin desteği veya kimlerin yol vermesiyle bu noktaya geldi sorusunu sorduğunuzda, birbirinden farklı yanıtlar aldığımız kesin. Amerika’dan İsrail’e, Rusya’dan Türkiye’ye, Suudi Arabistan’dan Katar’a, Avrupa’dan bir veya birkaç ülkenin adı ön plana çıkıveriyor.

Her ülkenin bölgeye ilgisinin nedenleri şüphesiz farklı. Tek bir neden üzerinden özellikle enerji üzerinden çatışmaları, iç karışıklıkları tanımlamak yeterli bir kapsayıcılık içermiyor. Buna rağmen enerjinin önemi üzerinde duracağım birkaç günlük yazılarda.

Benim birkaç ayaklı tezim var.

1) Birinci ayağında Rusya, İran, Suudi Arabistan ve Katar var. Irak’ın enerji politikalarıyla ve özellikle Kürtlerin bu alanda bağımsız bir politika izlemelerinden rahatsızlar. Müslümanlığın en büyük baş belası olan mezhepçilik bölgede mevzi kazanmak için kaşınan bir yara sadece.

2) İkinci sırada Türkiye yer alıyor. Öncelikleri dönemlere göre değişse de güvenlik-enerjisoydaşlar-bölgede güçlenen Kürt hareketlerinin yaratacağı ulusal güvenlik ve hiç kuşkusuz Musul ve Kerkük meselesi politika belirlerken temel parametreleri.

3) Asya Pasifik ülkeleri petrolde aşırı bağımlı oldukları bölgeden petrol tedarik süreçlerinin aksamayacağı bir sonuç beklentisi içinde. İstikrar sağlansın da kim sağlarsa sağlasın peşindeler.

4) ABD bir yandan radikal örgütlerin yaratacağı güvenlik sorunlarına odaklanırken, bu meseleyi kaldıraç olarak kullanarak dünyadaki askeri konuşlanmasını tahkim ediyor. Bu alanda doğacak boşluğun özellikle Rusya ve İran tarafından doldurulmasının önüne geçmeye çalışıyor İsrail’in güvenliğiyle ilgili. Enerji kısmı ise bence ihmal edilecek noktada.

5) Avrupa ise enerjide dışa bağımlı olmalarına rağmen bu bölgeyi gözden çıkarabilecek farklı tedarik kanalları yarattı kendine. Enerjiden daha çok güvenlik, mülteci akını ve kendi kamuoylarının baskısıyla şekillenen ve bölgede belirleyici olmayan bir pozisyon içinde. Elbette ABD’yi takip etmek işlerine geliyor.

*

Ülkelerin Irak ve Suriye konusunda pozisyonlarının sürekli değişmesinin nedenini, bölgede değişen güç dengelerinde aramak gerekir.

İşte konu Musul veya PKK olduğunda Türkiye’nin şahinleşmesi gibi.

*

Ülkelerin, insan hakları, mülteci sorunları, demokrasi, hukuk, savaş karşıtlığı gibi söylemleri aslında kendi çıkarlarını örten bir şal... Kendi çıkarları için, devletlerin, vurup kırmaktan ezmekten, askeri güç gösterisi yapmaktan, bomba yağdırmaktan geri durmadıklarını öğrendik artık.

Ülke çıkarı ile insan hakları sorunu paralel hareket ettiğinde ise ilgili devlete elverişli hareket alanı açılıyor. Ya da bu hareket alanını yaratmak için evrensel doğrular manipüle ediliyor!

Her ülke kendi kamuoyunu demokrasi, insan hakları ve güvenlik argümanlarıyla ikna ediyor. Doğrudan dertleri ise bu değil.

*

Örneğin, ABD Suriye’de “insan hakları” der ama Suudi Arabistan’ın baskıcı rejimi ve insan haklarıyla sorunlu yönetimiyle ilgilenmez. Veya Yemen’de yaşananlara dönüp bakmaz. Ülkesinde bombalar patlamasa veya mülteci akını dert olmasa Avrupa kendi rahat koltuğundan kalkar mı? Suriye PKK’yı vurmaya başlasa, “Hayır” mı deriz? Tam tersi el sıkışmaz, hatta birlikte operasyon yapmaz mıyız? Örnekleri çoğaltabilirim.

*

İsterseniz bugün yazıyı, Ortadoğu bölgesinin enerji kaynaklarına özellikle petrolüne hangi ülkenin ne oranda bağımlı olduğunu (tablosu yukarıda yer alıyor) aktararak tamamlayayım. Yarın bölgenin önemini anlatan diğer verileri paylaşırım.

TABLO ÇOK NET

Uzak Doğu ve Pasifik ülkeleri bu bölgeye bağımlı. ABD ve Avrupa ise bağımlı değil. Tam tersi hem petrolde hem de doğalgazda fiyatın ucuzlamasına yol açacak gelişmeleri destekliyor.

Bu noktada Suudi Arabistan, Rusya ve İran’ın bölgeden (Kürdistan ve Irak) ucuz doğalgaz satışının kendi gelirlerine yapacağı yıkıcı etkiyi göz ardı edebileceklerine inanan var mı?

Yani her şey olacak bitecek, siz Türkiye olarak şu anda piyasada satılan doğalgazı yarı fiyatına (hem de ihtiyacın en az dörtte birini) Kürdistan bölgesinden alacaksınız, üstelik döşediğiniz boru hattı ile Avrupa’ya satacaksınız, Rusya ve İran da böyle bir oluşuma yol verecek siyasi gelişmeleri destekleyecek. İnanır mısınız?

Eğer inanmıyorsanız, ki haklısınız, bölgede Türkiye lehine oluşabilecek gelişmeyi kim destekler?

Bu realite olmasaydı, İran’ın etkisindeki Irak, Türkiye’ye “Buradan uzak dur” demek ve Kürdistan Bölgesi’ne “Petrolünü İran üzerinden dünyaya sat” önerisi gibi fantezilerle uğraşır mıydı?

Bu tespit, İran ve Rusya’nın Türkiye’nin düşmanı olduğu anlamına gelmiyor. Onlar Kürdistan bölgesine istediklerini yaptıracak güçlü bir Irak isteyeceklerdir. Türkiye ise ne denilirse denilsin Irak bölünmese bile özerk ve kendi anlaşmalarını yapabilen bir Kürdistan bölgesini tercih edecektir ve Musul’un özerk konumunu destekleyecektir.

ABD ise Bağdat’ı, İran veya Rusya’nın eline bırakmamak için Türkiye’nin yanında yer almayacaktır.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini düzeltmesi sanırım Suriye’de Rusya’nın, Irak’ta ise kendi elimizi güçlendirme niyetiyle de açıklanabilir. Tutarsa tabii.

*

Enerji havzasının önemi ve sayısal değerleri ve bu değerler üzerinde kimin etkili olacağı ve enerjiye bağımlılıkları, ülkelerin pozisyonlarının şaşmaz kıblesidir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin neyi zorlayacağını kestirmek güç değil. (Bana sorarsanız 3 parçalı bir Irak, ABD, Rusya, Suriye, Suudi Arabistan’a rağmen en güçlü ihtimaldir. Irak’ta Sünni gerçeği, IŞİD olmasa da başka adla kendine alan açacaktır. Türkiye’nin çıkarı da bu yapının oluşmasıyla ilintilidir. IŞİD gibi vahşi ve terörist yapı hiçbir şekilde desteklenmemeli, ama yarattığı ortamın uzun vadeli Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarına uygunluğu da yadsınamaz.)

İşler, içinden çıkılmaz noktaya geldiğinde, ülkeler asgari müştereklerde buluşma iradesine sahip oluyor. Şimdi güç konuşturma dönemindeyiz ve akacak kanın hesabını sadece yenilenler ödeyecek. Maalesef bu böyle.

YARIN: Asya enerji kaynağı arayacak

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Perşembe 24 MPH
Güneşli