Dindar gençlik yetiştirmek
Bir kavramın ifadesi başka şeydir; tarifi başka... Eskilerin diliyle söylersek, “mana açıkken ima abestir...”
*
Tayyip Bey’in “dindar gençlik” yaratmak hedefi toplumda telaş yarattı. Olayın sadece siyasal yönü değil, kavramın kuşattığı bütün mana alanlarında bu telaş giderek yoğunlaşıyor. Meseleyi anayasanın laiklik ilkesi, toplumun sosyal sınıflar ayrışması ve ekonomik seviye farklılıkları gibi konular içeriğinde değerlendirmeyi bir yana bırakıyorum. Ama olayı basite alamayız. Bu nedenle eğitim modelimiz konusunda ciddi bir tartışma yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu tartışmanın içeriğinde çok sağlam bir sorgulama gereği var: Gençliğimizi hangi ilkeler ve disiplinler içeriğinde eğiteceğiz? Birincisi, gençlerimizi mistik gelenekler üslubunda mı eğiteceğiz, yoksa onlara akıl ve bilim ışığında düşünmeyi mi öğreteceğiz? İkincisi, dini eğitim modelinde telkin kabulünü mü esas alacağız, yoksa yaratıcı zihinleri mi olgunlaştıracağız? Üçüncüsü, bu söylem gerçek bir hedef mi, yoksa siyaset amaçlı bir model önerisi mi?
*
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde yirmisi Müslüman... Bu kitle yaklaşık 60 ülkede yaşıyor. Bu ülkelerin yüzde 65’i Asya’da yer alıyor. Diğer ikinci bölüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da “mesken tutmuş”... Bu ülkelerin bazıları telkin kabulünü esas alan eğitim modelini benimsemişler. Bazıları laik düzeni ve bilimsel eğitim disiplinini uyguluyorlar. Peki, Türkiye’de dindar gençlik yaratmak isterken akıl ve bilim algısını nasıl değerlendireceğiz? Bu amaçla eğitim modelimiz neye göre biçimlenecek? Bu iki soruyu açıklığa kavuşturmadan Türkiye’de dindar gençlik yaratacağız sözü ne kadar ikna edici olabilir? Ve pek tabii ki ne kadar isabetli bir hedeftir.
*
Aydınlık zihinli din adamlarımız arasında dostum Profesör Cemal Sofuoğlu’nun özel bir yeri vardır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’ndan emekli oldu. Din eğitiminin yani toplumu din değerleriyle zenginleştirecek öğretim kadrosunun nasıl olması gerektiğini anlatır. Cemal Hoca örneğin fıkıh okutan ilahiyat hocalarının hukuk fakültesini bitirmeleri gerektiğine inanır. Çünkü önemli olan kavram laik hukukta ve fıkıhta ayni adalet ahlakını ve medeni idraki kullanır. Peki dindar gençlik yaratırken ne yapacağız?
*
Laik eğitim için akıl ne kadar vazgeçilmez öğe ise, dini eğitim için de akıl ve bilim yolu o kadar zorunlu öğedir. Çünkü evrenselliğin tanımını içerir ve biçimlendirir. Canlı bir varlığın dünya değerlerini kavrayan bilimselliği anlatmanın yolu, evrensel akıl dediğimiz sağlam ve hâkim bir disiplini kullanmamızla mümkün olabilir. Beş duyumuz var. Böylece gözlem yeteneklerimizi harekete geçiriyoruz. Akıl ve izan ölçülerimiz var. Böylece gözlemlerimize, analitik yaklaşım egemenliği kazandırıyoruz. Ahlaki değerlerimiz var. Böylece evrensel vicdanın varlığını, erdemlerini ve isabetini düşüncelerimizin rehberi olarak kullanabiliyoruz. Bu üç temel değer, bize eğitim ve öğretim metotlarımızın neleri içermesi gerektiği gösteriyor. Dinimizle ilgili öğretimlerin müfredatında sadece İslam menkıbeleri anlatan ve böylece din eğitimi verdiğini sanan yaygın bir kadro dikkat çekiyor. Televizyon programlarına bakıyorum ve bu üslubun giderek yaygınlaştığını görüyorum.
*
Peki, bu modelde dindar gençlik yaratmak mümkün mü? Mümkün gördükleri için böyle hedef koyanlar, benimseyenler ve öğretenler hakikaten dindar gençlik mi yaratmış olacaklardır? Yoksa bir siyasi manevra başlığı ile yanlış metodu doğru sanarak farklı yapıda gençlik mi yaratıyoruz? Batı ülkelerine bakınız: Onlar doğru tercihi yaptılar. Uzak doğu ülkeleri de doğru tercihin örnekleriyle dikkat çekiyorlar. Ya Ortadoğu ülkeleri? Ya Kuzey Afrika ülkeleri? Herhalde inançlı ve erdemli insan yetiştirmenin modeli bu üçüncü grup ülkeler değillerdir... Eminim ki değildirler...