HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 11:00'den itibaren güncellenmektedir.
Zeynep Çavuşoğlu

Zeynep Çavuşoğlu

[javascript protected email address]

Neden farklı şeyler üretmiyoruz?

15 Aralık 2010 Çarşamba, 12:57:04Güncelleme: 12:57:04

Geçen gün çok tuhaf bir müziğe şahit Foldum. Kulaklarımı o kadar hırpaladı ki bunu yazmadan geçemedim. Yemek yerken kbir yandan da televizyona göz gezdiriyordum. Bir müzik kanalında durdum. Gördüğüm klibin Türk mü yoksa yabancı birine mi ait olduğunu uzunca bir süre kestiremedim. Adam Matrixvari bir klip çekmiş. Başında da İngilizce konuşuyor. Baktım, tanıdık bir surat değil. Yani en azından benim aşina olduğum biri değil. "Allah Allah, Fransız mı acaba" diyorum bir yandan. Ama tipi de Türk'e ne kadar k benziyor! "Faslıdır belki" dedim piçimden.
Düşünün, klibin başı o kadar .uzun ki ben bunları düşünebilecek zaman bulabiliyorum. Çünkü daha müzik başlamamış bile! Adam eliyle Minority Report'tafki gibi dosyalar çekiyor, açıyor, 'kapatıyor. "Nereye varacak bunun sonu acaba" diyorum. Hâlâ klibin içerisinde miyiz? Emin değilim..
FÜZYON DEĞİL LAHANA ÇORBASI
Bütün bunlar olurken birdenbire hiphopvari bir müzik giriyor araya. Ve birdenbire zengin bir adam! İngilizce bir şeyler söylüyor, anlayana aşk olsun! Ben hala o başta çıkan adam nereye gitti diye avanak gibi izliyorum klibi. Zenci adam hip-hop eşliğinde bir şeyler mırıldanırken çıkıyor aradan bizim asıl adam. Türkçe pop belli ki. Biraz da göbek havası bir şeyler sezinliyorum. Hani klip çekilirken orada olsam olaya hemen müdahale edeceğim. Bütün bunlar yetmezmiş gibi araya bir de Hint ezgileri girince olay koptu. Kafam o kadar karıştı ki ne izlediğimi, ne dinlediğimi bir an için unutuverdim. "Şaka bu herhalde" dedim içimden. Hint ezgileriyle bezenmiş, hip hop yatağında Türkçe pop! Bu ne şimdi?
Hayır, ciddi soruyorum. Birinin bana bunun açıklamasını yapmasını şiddetle istiyorum. Yani anladım; Türkiye olarak fusion'a merak saldık. Pek çok mekân da bizi "füz-yon mutfağı" hakkında bilgilendirdi. Uzunca bir süre diretsek de alıştık bu duruma. Ama bu şimdi oldu mu ya? Hani müziğin batı ile olan sentezi, doğu ile olan sentezi; bunlar hoş şeyler. Ama benim dinlediğim bana daha çok lahana çorbası gibi geldi. Hani küçük küçük bir şeyler doğranmış içine, biraz da lahana... Ama olmamış işte.
AMAN FAZIL SAY DUYMASIN
Beni yalnış anlamayın. Bunun benim engin ve derin müzik bilgimin olup olmamasıyla bir alakası yok. Ama kulağımı tırmalayan şeyi de hissediyorum. Sonra Fazıl Say geldi aklıma. "Adam inim inim inlerdi bu müziği duymuş olsa" dedim içimden. İnşallah görmemiştir bir yerlerde. Ben bile utandım seyrederken. Hatta içim acıdı. "Çok enteresan bir şey yaptım" deyip önünüzdeki fasulyeye ketçap sıksam bu kadar olurdu. Yiyen var mıdır? Var! Onu da gördüm.
Bizim toplumun üretme zihniyeti beni korkutuyor. Enteresan olacağız diye her şeyi elimize yüzümüze bulaştırıyoruz gibi geliyor. Çoğu fikrimizi batıdan ve doğudan direkt olarak çaldığımız yetmemiş! Evet, yanlış okumadınız "çalmak". Sentezlemek değil yaptığımız. Anladım ki kendi kendimize bir şey yapmaya kalkışınca böyle oluyor.
Bakın Hande Yener, Demet Akalın işlerinde ne kadar başarılılar. Çünkü onlar zaten Avrupa'dan, Amerika'dan aşina olduğumuz müzikleri yapıyorlar.
Türkiye'de batıdan esinlenerek, zorlamayan herkes başarılı olabilir. Herkes haddini biliyor. Sen de bilseydin kardeşim, eline yüzüne bulaştırmasaydın. Üretme öyle her yiğidin işi olmaz ki. Ustalara laf yok. Onlar kendilerini biliyorlar.
Eleştirmen gibi ahkâm kesmek değil amacım. Klibi izlediyseniz ve benim bir hatam varsa bilen birinin bana bunu açıklamasını rica edeceğim. Şahsen Ajdar'ı daha çok beğenmiştim. En azından gülümsetmişti.

Diğer Yazıları

GARİBAN EDEBİYATI

  • Yayın Tarihi: 05/11/12 10:40
  • [javascript protected email address]
MO Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasından sonra bizim ülkede de epey ilgi çekti.İyi ilginin dışında, Nobel Edebiyat Ödülü'nün 'gariban edebiyatına' neden bu kadar meyilli olduğu da düşündürdü. Çoğu kişi, yasaklanmış kitaba sahip yazarların yahut...
Devamını Oku

Aşklık ve eşeklik

  • Yayın Tarihi: 30/10/12 10:11
  • [javascript protected email address]
BİR huzurevi hayal edin. İçinde umut ışığı sönmüş, fakat derin ve fırtınalı bir sürü yaşanmışlığı olan, yaşı epey ilerlemiş insanlar düşünün. Huzurevleri beni hep üzmüştür. Çünkü huzurevlerinin, biz sıradan insanlara huzur verecek bir görüntüsü yoktur....
Devamını Oku

Halimize üzülüyorum

  • Yayın Tarihi: 21/10/12 13:22
  • [javascript protected email address]
Bazen bir an olsun hayata 'Dur' deyip var olanı olduğu gibi kabullenmek gerekiyor gibime geliyor. İnsanların kendileri gibi davranamayışı beni çok kızdırıyor. Birtakım "Ha bu işe yaramış" formüllerle hareket etme, kendi ülkesi dışında 'işe yaramış' kabul...
Devamını Oku

Ya aşkın içindesindir YA DA DIŞINDA

  • Yayın Tarihi: 17/10/12 10:13
  • [javascript protected email address]
GEÇEN gün Ali Poyrazoğlu Twitter'dan şöyle bir soru yöneltmiş: "Bizim tiyatrodan bir arkadaşla konuşuyorduk, ben sevgilime köle olamam, yalnız kalırım daha iyi, diye. Ben de sevgiliye köle olmayan, yalnızlığa köle olur dedim. Sonra düşündüm, öyle mi...
Devamını Oku

Özgürlüğe dair şeyler

  • Yayın Tarihi: 15/10/12 10:08
  • [javascript protected email address]
YATACAK yeri, önünde yemeği ve yeterli kazancı olan her insanın en büyük mücadelesi özgürlüğü. İnsanoğlu, özgür olmaya fena halde takmış durumda. Bir insanın özgürlüğünü istiyor olmasında elbette bir problem yok. Fakat bir sürü sorumluluğu isteyerek...
Devamını Oku
Tüm Yazıları