Hazmedemiyorum!
GÜNLERDEN herhangi bir gün... Telefonumun pek çalmadığı, kendi dünyamda çok fazla şeyin yıkılmadığını sandığım bir gün. Uzun zamandır mide hassasiyeti çekiyorum; en büyük endişem sadece bundan ibaret sanıyorum. Anneme sabah kahvesine gittiğim günlerden biri sadece. Sabah kahvesinden sonra annemi de benimle beraber mide doktoruna gelmesi için ikna ediyorum. Suratımda sürekli bir gülümseme var.
Annemi de kendi mutluluğuma ikna etmek ve dahil etmek için büyük çaba gösteriyorum. O kadar çok gülümsüyor ve güldürüyorum ki annem arada bana bir şeyler hatırlatmak istercesine araya giriyor. "Zeynep, hatırlıyor musun? Hani birkaç sene önce çok mutsuz olmuştun..." Bunu bir anda neden söylediğini anlayamıyorum. Yola susarak devam ediyoruz...
HASSASLIĞIMI GÜLEREK GİZLİYORUM
Doktorun ofisine geldiğimizde o tuhaf sessizlik ve benim sebebi gayet açık ve annemi çileden çıkatan esprilerim devam ediyor. Annem bana bir sorun olduğunu bakışlarıyla hissettirmek istiyor fakat ben konunun üzerinde durmamak için yine onu güldürüyorum. Bir süre bekledikten sonra içeri alınıyoruz. Sıkıcı ve formalite bir sürü şeyden geçiyorum. Doktor endoskopi kararı alıyor. Tam bu noktada, duruma dur demek isteyen annem beni susturuyor ve bana anlatmaya çalıştığı her şeyi doktora anlatıveriyor. "Bakın doktor bey, kızım zor günler geçiyor. Önce hastalandı, sonra köpeğinin öleceği haberini aldı. Neyse, sizi yormak istemiyorum. Kızım aslında olanları sindiremiyor" diyor.
Doktor bir anneme bir bana bakıyor, bende yine o tuhaf gülümseme. İlaçları artırıyor, "Endoskopiye de bakalım sonra" diyor ve bizi yolluyor. Annemse bunun fizyolojik bir durum olmadığından son derece emin. Doktorun ofisinden çıktığımız andan itibaren bana mütemadiyen "İyi ol, çünkü sen çok hassassın" diyor. Bu cümleyi ondan duyar duymaz, mide şikâyetlerim artmaya başlıyor, yutkunuyorum. Bir şey kendini dışarı atmak istiyor sanki, fakat ben yutkunmaya devam ediyorum. Sakın çıkma dışarı, seni görmesinler...
Hassaslaşmaya başladığımı hissettiğim an yine kahkaha saçmaya başlıyorum. Her şey yolundaymış gibi bir tavır takınıp, kuyruğu dik tutuyorum. İnsanların başına ne kadar zalim şeyler geldiğini düşündükçe, üzülmeye hakkım olmadığını düşünüyorum.
Üzülmeye hakkım olmadığına inandığım için, güçlü durmazsam küçük duruma düşeceğimden korkuyorum. Zayıf olmaktan korkuyorum. Hassasiyetimi gizlemeye çalıştıkça hastalanıyorum.
BİR ŞEY OLMAZ!
30 yaşıma basmadan önceki aylarda hassasiyetimle uğraşmaya başladım. Aslında ne kadar kırılgan ve ne kadar duygusal olduğumu anlamaya başladım. Bu, beni ilk başlarda çok ürküttü. Senin kadar güçlü kadın ha, bu da mı gelecekti başına! Çünkü ben üzüntüleri geçiştirmeye, kötü bir şey yokmuşçasına yaşamaya, sürekli gülmeye çalışmaya o kadar alışmıştım ki...
Gözyaşlarını yutan insanlardan oldum hep. "Sana bir şey olmaz, aslansın sen" diye büyütüldüm, kendimi de hep öyle tanıttım. Bir şey de olmadı tabii, şimdilik sadece ufak bir mide problemi. Senelere yayamadığım, acısını zamanında çekmediğim, hiçbir şey yokmuşçasına davrandığım, en kötü günümde bile gülmem gerektiğine inandığım için bugün hiçbir şeyi hazmedemez hale geldim.
MİDEMDE KOCAMAN BİR KAYA VAR
Şimdi oturup mide ilaçlarıyla hazmetmeye çalışıyorum geçmişi. Ağzımdan girip midemi dolaşarak çözmeye çalışıyorlar, hazmedilmemiş travmaları. Söylemeye çekindiğim cümleler, kırmak istemediğim insanlar, beni kıranlar, elimde olmadan kaybettiklerim mideme oturmuş bu işi çözmemi bekliyorlar. Saatlerce ağlasam iyi gelir gibi geliyor bazen. Fakat o dış karakterim bunada izin vermiyor. Kabullenmem gerekiyor biliyorum. Hiç umursamadığımı sandığım şeyleri, kendimden bile gizlediğim üzüntülerimi kabullenmem gerekiyor. Midemde koskoca bir kaya gibi oturuyorlar. Bana her gün, her saat orada olduklarını hatırlatıyorlar. Yutkunmayı bırakmam gerekiyor artık. Büyümek yaşlanmak gibi değil, aslında tam olarak böyle bir şey olsa gerek diye düşünüyorum. Hadi Zeynep, ha gayret...