Türkiye'de tecavüz artıyor
Son bir senedir medyadan yansıyan tecavüz olaylarındaki artış, herkesin dikkatini çekiyor.
Kadınlara yapılan zülüm ve baskının çirkinliği giderek artıyormuşçasına bir tablo gözler önüne seriliyor. Dışarıdan bakan insanlar için sadece bu konuda olmasa da "Türkiye nereye gidiyor, giderek yozlaşıyor muyuz?" sorusu her zamankinden daha fazla konuşuluyor. Politik amaç taşıyan birtakım yazılar da bu korkuyu pekiştirmek için kullanılmıyor değil.
BAŞKA BİR TABLO VAR
Birdenbire bu konuya nereden geldim diye soracak olursanız, tecavüzle ilgili birçok e-mail aldığımı ve benim de içimde önceleri "acaba gerçekten iyice sapıtıyor muyuz?" korkusuyla bu konuyla ilgili araştırma yapacak kadar rahatsız edici şeyler okuduğumu söyleyebilirim. Bu konuya kayıtsız kaldığımı, bu konular hakkında görüşlerimi dile getirmekten çekindiğimi sanmayın sakın. Bana gelen her ayrı e-mail ve davayı ele alıp, korku ve çıkmaz sokak hissiyatı salmak yerine bu konuya daha gerçekçi ve başka açıdan yaklaşmak istiyorum. Benim asıl anlatmak istediğim, bu işin ne kadar korkunç ve aşağılık bir durum olduğu değil. Türkiye'nin sapıklık ve sapkınlık oranlarında neredeyse en son sıradaki ülkelerden biri olduğunu gözlerimle görmesem ve istatistikleri okumasam inanmayacağım. O hani çok gelişmiş, Rönesans görmüş diye böbürlenerek anlattıkları Fransa bu konuda yıllardır başı çeken ülke. Hani hep bizim kendimize güvensizliğimizden, cinselliğimizin son derece bastırılmış olduğundan kaynaklandığına inandığımız, içimizde yaşattığımız sapık var ya, öyle biri aslında yokmuş. Yine araştırmalara göre, tecavüz iç güdüsünün ne seksle ne de çok fazla dejenerasyona tabi kalınmasıyla uzaktan veya yakından bir alakası yokmuş.
ARTIK DENGELER DEĞİŞECEK
Köklü bir değişim sürecinden geçiyoruz ve ben bu sürecin sonunda bizi çok olumlu şeylerin beklediği inancındayım. Bu köklü değişim süreci içerisinde daha önceden ayıpladığımız, konuşmaya korktuğumuz ve yüzleşmekten çekindiğimiz son derece rahatsız edici olayların gündeme gelmesini de çok olumlu ve yapıcı buluyorum. Bu süreç daha çok uzun seneler sürecek, çoğu zaman asap bozucu ve yıpratıcı olacaktır. Toprağı kaldırdık ve hava almasına yardımcı oluyoruz gibi geliyor bana. Toprak kalkınca birtakım dengelerin de yerinden oynaması, her şeyin bîr anda istediğimiz gibi olmayışı da çok doğal. Bırakın istemediğimiz gibi olmasını, çoğu zaman çıldırmış bunlar diye isyan ettiğimiz de oluyor. Ben bunların ileride hiçbirimizin lehine olmayacağına inanıyorum. Bizleri asıl ürkütmesi ve korkulması gereken, o toprağın yerinden oynamasını istemeyenler. Değişime direnen, "Bak toprağı kaldırdın, tezek koktu" diyenler. Şimdi her bir tarafımızdan bu tip kokular geliyor olması bizi böylesine ürkütüp, delice çıkmazlara ve hayal kırıklıklarına sürüklememeli. Çünkü işin pozitif bir tarafı da var. Pozitif taraf mı? Evet, var... Akla karanın kendini neredeyse gün yüzü gibi ortaya çıkarmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz. Çok fazla tökezliyoruz. İyi ki de tökezliyoruz. Ben her gün suratımıza gülümseyerek, hiçbir şey olmamış gibi davranan insanlardan daha çok korkarım. Her şey yolunda illüzyonunda yaşamaktansa, her yalanı, dolanı, yanlışı bilmek isterim. Koşullar ne kadar ağır ve sert olsa da, gerçeğin ortaya çıkmasını ümit ederim.
KARAMSARLIĞIN LÜZUMU YOK Kİ
Düşmesi gerekenlerin patır patır düştüğü bir dönemdeyiz. Karayı yakarken aka da bulaştırdığımız gerçeğini görmezden gelmiyorum. Arada fire de veriyoruz. Hem de çok can alıcı, insanı kalbinden vuran, bu kadarı da olmaz kardeşim dedirten fireler... Bunlar için elbette üzülüyoruz, yeri geliyor içimiz parçalanıyor. Ben o insanları savaşta kaybedilen Mehmetçiklere benzetiyorum. İyi bir şeylerin mücadelesini verdiğimize inanıyorum. Ve gelecek nesli karamsarlığa ve boşvermişliğe iten insanlara, yazılara hayretler içerisinde bakıyorum...