SON DAKİKA
Son dakika gelişmelerinde anında haberdar olmak için, anlık bildirim almak istermisiniz?
ANIMSAT
EVET

Çukurca'da 45 KM'lik hatta kesin çözüm isteniyordu

23 Eylül 2016 Cuma, 07:13:06Güncelleme: 26 Eylül 2016 Pazartesi, 06:30:41

Abdullah Ağar, TSK'nın 30 Ağustos'ta Hakkari’nin Çukurca kırsalında Seni Tepe, Kale Tepe ve Dağbaşı Tepe’de başlattığı operasyonun detaylarını Habertürk için yazdı

Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Hakkari Çukurca Sonra Oku

YAZI DİZİSİ 1

Aslında, “Şehit Sağlık Üstçavuş Mekan Şahin, Çukurca-Çağlayan Operasyonu” çok anlamlı bir günde başladı: 30 Ağustos 2016... Operasyona katılacak 1’inci Komando Tugayı’nın, Kayseri Komando’nun ilgili birlikleri ve emre verilenler 30 Ağustos’u planlama, kontrol, koordine ve hazırlıkla geçirdi. Neye hazırlandıklarını çok iyi biliyorlardı: “Büyük maç çıkacak komutanım.”

Bunu diyen Kayseri Hava İndirme Tugayı’nın Komutanı Albay Kemal’di. Konuştuğu kişi ise Yüksekova’daki 3’üncü Tümen Komutanı Tuğgeneral Metin’di (Tokel). Ne ilginçti. Tugay Komutanı Albay Kemal, şimdi komutanlığını yaptığı tugayın çok değil 2 ay öncesine kadar tugay komutan yardımcısıydı. Tam 12 yıl sonra tekrar, canı gibi sevdiği Özel Kuvvetler’e tayini çıkmıştı. Nasipti ama Özel Kuvvetler’de yine görev alamayacaktı. FETÖ’cü darbe girişiminden sonra, gerisin geriye tekrar Kayseri Hava İndirmeye atanmıştı; albay rütbesinde bir tugay komutanı olarak. Ve Kayseri yerine çok daha ağır ve zor bir tugayın komutanı olarak Hakkâri Çukurca’daydı.

‘ATIM DA HAZIR, SİLAHIM DA!'

Metin Paşa’nın durumu da pek farklı değildi. İki yıl önce Şemdinli’deki 34’üncü Sınır Tugayı’nın komutanıydı ve burayı devretmişti. FETÖ’cü darbe girişiminden sonra Şemdinli Tugayı’nın da bağlı olduğu Yüksekova’daki 3’üncü Tümen’in komutanlığına atanmıştı. Hem de tuğgeneral olarak. Tuğgeneral rütbesindeki tümen komutanıyla, albay rütbesindeki tugay komutanı konuşurken telefon çaldı. Arayan Korgeneral rütbesindeki Ordu Komutanı Metin Temel Paşa’ydı. Büyük Metin (Temel) küçük Metin’e (Tokel) sordu:

- “Nasıl gidiyor Metin?”

- “Sağ olun komutanım. Hazırız.” -

“Ben de hazırım” dedi

Metin Temel Paşa, “Atım da hazır, silahım da!” Söz meclisten dışarı, bir de 30 küsur yıldır yanında duramadığı eşi vardı. Gidemezdi ki! Eşi de gidemediği evinde, onu bekler dururdu. “Atım” dediği ise, “Her an hazır bekleyen helikopteriydi.” Hazır olan atına atlayıp bitivereceği adı bilinmez bir dağın başına gideceği zaman “Atımı hazırlayın” der, gideceği yeri havadayken söylerdi.

Teğmenliği hariç bütün rütbelerinde Güneydoğu’daydı. Subayken, üstsubayken, generalken. O, TSK’nın dağ kadrosundaydı. Söz meclisten dışarı, Metin Temel Paşa Güneydoğu’daki dağ ve tepelerini değil adım adım, hangi patikadan hangi çakal geçer, hangi ağacın içinde hangi kurt yaşar, bunu bile bilirdi. Ama bilmek yetmezdi. Dürtmek gerekirdi. Şimdi de dürteceklerdi.

- “Allah kılıcınızı keskin etsin arkadaşlar. Allah Mehmetleri korusun.”

- “Amin komutanım” diye görüşme sonlandı.

PKK’NIN SÖZDE KAMPI BU BÖLGEDEYDİ

Metin Temel Paşa, bir de Cerablus’la uğraşıyordu. Membiç cebindeki iki zibidiyi nasıl sopalarım, oradan vatan için ne çıkartırım, bir de bununla dertleniyordu. Artık “Büyük maç çıkacağını değerlendirdikleri” Çukurca Çağlayan Bölgesi’ne “Mehmetçik’ten bir mızrak” saplayacaklardı. Zor işti, hem de çok zor iş! Biliyorlardı. Dağlıca’da 2522 rakımlı Oramar Dağı’ndan, Keri ya da Pey Tepe’den Gevanakurki’den batıya, Çukurca tarafına bakıldığında kuş uçumu yaklaşık 45 kilometrelik hatta yaklaşık on yıldır bu denli kesin sonuç arzulayan bir operasyon yapılmamıştı.

PKK’nın yılan yuvalarıyla, köstebek oyuklarıyla, inleri, mağaraları, tünelleriyle kamplaştırdığı, ‘sözde’ karargâhlaştırdığı bir bölgeydi.

Burası PKK’nın ‘sözde’ Ertuşi Kampı ve karargâhı dediği yerdi. Sadece o kadar da değildi. Geçmişten bu güne “bir oluğa” dönüşmüştü burası. Kaçakçılığın, termal örtülerin ve şemsiyelerin altına gizlenen PKK, Irak’tan oluk oluk Türkiye’ye sızmış, Türkiye’nin içlerine buralardan dağılmıştı. Doçkalar, güdümlü uçaksavar ve tanksavar füzeleri, patlayıcılar, mühimmatlar, Irak ve Suriye’de pişmiş teröristler gırlaydı.

FETÖ’CÜLERİN İSTİSMARI TAM OLARAK BİLİNMİYOR

2011 yılının sonlarında dağdaki PKK, neredeyse soluksuz kalmış bitme noktasına gelmişken bir Uludere olayı, ardından başlayan ‘sözde’ Çözüm Süreci, bölgede görev yapan üniformalı teröristlerin-FETÖ’cülerin hâlâ bilinemeyen istismarları, kuvvet bileşenleri ve çarpanlarındaki hassasiyetler Güneydoğu’yu bu hale getirmişti. Dile kolay, Hatay’dan başlayıp bütün Suriye- Irak ve İran sınırı boyunca, ta Ermenistan sınırına kadar bütün tugay ve tümen komutanları FETÖ bağlantıları nedeniyle tutuklanmışlardı. Bunun dağ için anlamı çok büyüktü.

FETÖ ile bağlantısı olanların dağdaki mücadeleyi “Emir-komutayı, kontrol-koordinasyonu, planlama ve uygulamaları” nasıl ve ne derece istismar ettiğini hâlâ kimse tam bilemiyor. Bir de dahası var. Dağda mücadele eden Mehmetçiklerin inancı, azim ve kararlılığı, iradesi, akıl ve cesareti bu işten nasıl etkilendi? Hiçbir zaman tam anlamıyla bilinemeyecek, ‘Bunun bir ölçü aygıtı olmadığı için’ hiçbir zaman ölçülemeyecek.

Abdullah Ağar Çukurca kırsalında operasyonla ilgili bilgi alırken.

 

HELALLEŞİRSİNİZ BİRBİRİNİZLE

Neyse! Biz dağdaki bizimkilere dönelim. Aslında biraz olsun dinlenmek de istiyorlar. Sadece ruhlarıyla değil, bedenleriyle de fazlasıyla zorlanacaklar. Sadece teröristle değil, doğayla, araziyle zamanla, karanlıkla ve kendi benlikleriyle de mücadele edecekler. “Temas ihtimalinin muhakkak” olduğu bu tür operasyonların öncesinde bir zaman bulsalar; dinlenmek, uyumak isteseler dahi dinlenemez, uyuyamazlar. Tutmaz bir türlü uyku onları, onlar da uykuyu tutamazlar bir türlü. Ölüm uykusu akılları gönülleri tuttukça, çatışma, onur, kaygı, endişe, cesaret, belirsizlikler, acı tecrübeler, olasılıklar gelip hep dürtüp durdukça, uyku haram olur hepsine. Hele bir de dulluğa aday eşinizle yetim kalmaya aday çocuklarınız varsa. Öpüp durursunuz mendilinizi. Böyle geçer durur operasyon öncesi saatler. Artık şu tekerler bir dönsün istersiniz. Ve gelir çatar o saat. Ama önce kısa ve kesin cümlelerle konuşur, en son da helalleşirsiniz birbirinizle. Bu gece de böyle...

MERMİLER HAVADA UÇUŞUYOR

Mermiler namlulara sürülmüş, emniyetler çatışmaya daldığında açılmak üzere ‘helikopteri delmeyelim diye’ kapatılmış bir şekilde pist başında bekliyorlar. Gece yarısından sonraki 1’ler 2’ler yavaş yavaş geçiyor. İnsanlar uykularına gömüldükçe Mehmetçikler uyanıyor. Gecenin artık 2’lerine ulaşıldığında ise Hakkâri Çukurca’daki helikopter pistinin sessiz uğultusu, yerini motor gürültülerinin ve pal rüzgârlarının egemen olduğu bir hengameye bırakıyor.

31 Ağustos 03.00-05.30 saatleri arasında Kayseri’nin 2’nci Taburu’na bağlı 1’inci ve 3’üncü bölükler Seni Tepe’ye atılmak üzere Sikorsky’lerle havalanıyor. Kaybolup gidiyorlar gecenin karanlığında. “Seni Tepe’ye atılır atılmaz da büyük bir maç başlayacak” derdim ya! Bu maç, bundan bir adım önce başlıyor. Hem de nasıl? Gürüldüyor, gümbürdüyor gecenin karanlığında mermiler. Gecenin karanlığındaki helikopterleri vurmaya çalışan Doçkaların, Biksilerin, Zagrosların izli mermileri havada uçuşuyor. Şenlik bu!

KIZILCA KIYAMET KOPUYOR

Ölüm mesajları ve etkisi taşıyan, 3 mermide 5 mermide bir, fosforlu mermilerin geceyi havai fişek gösterisine dönüştürdüğü binlerce mermilik ölümüne bir şenlik. Kimi havada kimi yere teker koyar koymaz dağa saplanmaya başlıyor. Kimi ayağını burkuyor, kimi düşüyor, kimi savruluyor. Ama hiçbiri bu acılara oralı bile olmuyor. Can bu! Artık ölmeden öldürmeye bakıyorlar. Ağır ateşlerin altında tutunmaya, mevzi tutmaya, ateş etmeye başlıyorlar. Bir kızılca kıyamet kopuyor tepenin üstünde. Önce bilinçsizce saçılıyor, sonra dağılıyor, sonra da bilinçle açılmaya başlıyorlar. En hassas an bu...

Artık gıdım gıdım, adım adım tepenin zirvesine tutunmaya başlıyorlar. Haykırışlar, bağırışlar, küfürler. Hırslar, hınçlar ve nefretler. Ve inanış. Ve delicesine bir öfke! Patlayan bombaların ve roketlerin kızıl yakamozlarında birbirine dolanan mermiler. Saplayıcı ateşler, paralanıp duran el bombaları.

BAĞIRIYOR BÖLÜK KOMUTANI: YÜKLENİN ASLANLARIM

O ses yırtıyor geceyi; bağırıyor bölük komutanı: “Yüklenin aslanlarım.” Uğuldayıp başlarının hemen üstünden geçen bir roket. Ürperip bilinçsizce başlarını omuzlarının arasına gömmeye kalktıkları o anda, ‘Zarank’ diye, roketin arkalarındaki kayalara çarpması... Bu sefer ruhlarındaki sallantı. “Devam arkadaşlar, devam. Gömün alçakları.” Roketin geldiği yere, mermiden uğuldayan bir karşılık. Uğuldayarak açılmaya, yayılmaya, tepenin başını ele geçirmeye çalıştılar. Ve artık sonunda baskın tarzında gerçekleştirdikleri bu indirmeyle Seni Tepe’yi zirvesinden yamaçlarına doğru temizlemeyi başardılar. Hiç bitmeyeceklerini sandıkları gecenin serin aydınlığına kavuştular. Ama bitmeyecekti. Hatta yeni başlayacaktı.

Tuttukları tepenin başında başlarını bile kaldıramadılar. Çomaklarını soktukları tepenin dört bir yanından, yakından, uzaktan, eteklerden, sırtlardan, yamaçlardan, Doçkaların, roketlerin, Zagrosların, Kanasların, Biksilerin mermileri yağıyordu. Kanlarıyla Seni Tepe’yi sulamaya başladılar.

 OPERASYONUN ADI NEREDEN GELİYOR?

Şehit Sağlık Astsubay Üstçavuş Mekan Şahin, 13 Mayıs 2016’da Hakkâri Çukurca’ya bağlı Çığlı’daki üs bölgesine yapılan baskında şehit oldu. Elinde kendini savunacak bir tabanca bile yokken, çatışmada yaralanmış bir Mehmetçiğe acil müdahale ederken, sırtından vurularak şehit edildi. Yaşanan baskın sırasında duyulan son sözü; “Bana da ateş ediyorlar” olmuştur. Kayseri’de görev yapan Mekan Şahin, geçici görevle gitmişti Hakkâri’ye. Şehit astsubay evli ve 1 çocuk babasıydı.

 OPERASYONA KATILAN BİRLİKLER

*1’inci Komando Tugay Komutanlığı

*2’nci Komando Tugay Komutanlığı

*2’nci Hudut Tugay Komutanlığı

*34’üncü Hudut Tugay Komutanlığı

*Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı

*7’nci Hudut Alay Komutanlığı

*Hudut Özel Harekât Birlikleri (HÖH) n Jandarma Özel Harekât (JÖH)

*Motorlu birlikler

 

YAZI DİZİSİ 2

Bu sefer onlar baskın yapacaktı. Hakkâri’nin Çukurca İlçesi’ndeki Çığlı Köyü’nde 13 Mayıs’ta şehit düşen 8 arkadaşlarının isimleri hafızalarındaydı. Seni Tepe’de çatışma 2’nci gününü doldurmuş, daha avantajlı bir konuma sahip Kale Tepe için vakit gelip çatmıştı. Verdikleri şehitlerin hesabını sormuşlar, sormaya da devam ediyorlardı

“Mekan... Ömer... Saadettin... Fatih... Muammer... Nazmi... İbrahim... Müjdat... Kerem... Burak...” Seni Tepe, Kale Tepe, Dağbaşı Tepe operasyonuna katılacak komandolar ve JÖH’ler bu isimleri 13 Mayıs’tan beri hiç unutmamıştı. Onlar, Hakkâri’nin Çukurca İlçesi’ne bağlı Çığlı Köyü’nde vatanın topraklarını kanlarıyla sulayanlardı. Kolay mıydı komando olmak? Şehadetin yükünü, komandoluğun adını ve onurunu taşımak?

‘DAĞA ÇOKTAN AKMIŞLARDI’

O gün gelip çatmıştı ve Çığlı’dan çok farklı olacaktı. O gün onlar bizi basmaya gelmişlerdi. Şimdi biz onları basmaya gidiyorduk ve resmen taarruz edecektik. Operasyona katılan birlikler, çığ gibi, sel gibi, fırtına gibi çoktan akmışlardı dağa. Gecenin zifiri karanlığında, mermilerin hırçın aydınlıklarında helikopterlerle indirmeler yapıldı. Kolları, bacakları kırılanlar; mermi yiyip yaralananlar vardı. “Kesin sonuç alacak biçimde” güvenlik güçlerinin yaklaşık 10 senedir ayak basmadığı, önceki senelerde de 20 taburluk operasyonun planlandığı bölgeye çoktan girmişlerdi. Yakıp yıkacaklardı teröristin kumanyalarını, inlerini, mağaralarını, depo, barınak ve sığınaklarını. Ortalık zibil gibi Doçka, roket, Biksi, Arbiki, Zagros, Kanas, el bombası, patlayıcı ve mayın kaynıyordu. Bir de çil yavrusu gibi teröristler. Kaç tanesini temizlediklerini bilmiyorlardı. Seni Tepe’yi vurduklarında ondan fazlasını almışlardı. Teröristin kaçını dağa taşa gömdüklerini ise bilmiyorlardı.

TEK BİR ŞEHİT VERİLMEDİ

Topçu atışları ve F-16’ların taarruzlarıyla telsizlerden cıyaklamalarına bakılırsa, durumları hiç de iyi değildi. Komando tugayının bir taburunun iki bölüğü 31 Ağustos sabahı indiği Seni Tepe’de 2 gündür yakından uzaktan çatışma halindeydi. Yaralıları vardı, ama onlar için bu önemli değildi. “Çok şükürdü.” Şehit yoktu. İnşallah olmazdı da. Meskûn mahallerde insanlık tarihinde görülmemiş bir mücadeleye kafadan dalmış, yeni nesil bu çatışmanın talimnamesini kanlarıyla yazmışlardı. Hendeklerin, bariyerlerin, tentelerin, bubi tuzaklarının, el bombalarının, EYP’lerin, havan, Kanas, Zagros ve Biksilerin tehdidi altında JÖH’ler, PÖH’ler, HÖH’ler, TÖH’ler, ZÖH’ler, komandolar boğuşmuştu. Onlar için dağ, kırsal, meskûn mahal hepsi kanla yazılmış acı bir destandı Üstüne Çığlı’da 8 şehit vermişlerdi ve şimdi buradaydılar. Verdikleri şehitlerin hesabını sormuşlar, sormaya da devam ediyorlardı. Biliyorlardı ve buna göre davranıyorlardı; terörist burayı terk etmek istemeyecekti. Sözde elebaşları, başyılan Karayılan telsizden talimat verip duruyordu.

OPERASYONDA İKİNCİ AŞAMA

Ele geçirdikleri tepede iki gündür, diğer tepelerden gelen ağır silah atışlarının etkisi altındaydılar. Hırpalanıyorlardı, yoruluyorlardı, uyumuyorlardı. Durmadan karşılık veriyorlardı. Kendi erişemedikleri, etki üretemedikleri yerlere ağır silah atışı yapıyorlardı. Uçakların müdahale etmesi gereken yerlere isteklerde bulunuyorlardı. Başarıyorlardı. Eziyorlardı. İki gündür çatışıp duruyorlardı.

Harekâtın ikinci aşaması gelip çattı. Seni Tepe’ye bir indirme yapıldı. Taburun hazırda bekleyen diğer bölüğü ile takviye olarak verilen bir JÖH timi Seni Tepe’ye indirildi. Yorgundu dağdaki bölükler, ama bu bölüklerden biri operasyona adını veren Mekan Astsubay’ın bölüğüydü. Ve bu bölgedeki eşkıyanın sözde tabur merkeziydi Kale Tepe. Ve eşkıyanın kalbine mızrağı saplamaya Mekan Astsubay’ın bölüğü gidecekti.

KALE TEPE’YE SIZMA

Emrine aldığı 1 JÖH timi ile birlikte, diğer bölükleri geride bırakan komandolar gecenin karanlığında Kale Tepe’ye sızmaya başladı. Gecenin karanlığında vadi tabanına doğru birer birer kayboldular. Sabırla yavaş yavaş, sessiz sessiz, adım adım saatlerce yürüdüler. İstiyorlardı ki tepeye ulaşmadan hareketleri belli olmasın. Başardılar. Sabaha karşı komandolar, Kale Tepe’nin eteklerindeydiler. Karanlık çözülmemişti. Sabahın alacakaranlığında birkaç el silah sesi duyuldu. Ardından gökyüzü bembeyaz kesildi. İzli mermilerin semada çizdiği izler o kadar çoktu ki. Ve bunların çoğu içlerine yağıyordu. Patlama sesleri duyulmaya başlandı. Bunlar roketti! Bir de el bombaları. Kıyamet kopuyordu! Bekliyorlardı besbelli. Sızıp geldikleri Seni Tepe’yi de yoğun ateş altına almışlardı. Yukarıdaydılar. Avantajlıydılar. Teröristler her taraftan Seni Tepe’yi yoğun ateşe almıştı. Kale Tepe’nin eteklerine ulaşan komandolarla JÖH’leri kımıldatmamaya çalışıyor, bir yandan da sızarak imha etmek istiyorlardı. Mermi yağmurunun altında kol düzeninden açılıp yayıldılar ve çatışma düzenine geçmeye çalıştılar. Şu ana kadar bir tek yaralı vermemişlerdi.

KALE TEPE DÜŞMELİYDİ

Bölük komutanının bir karar vermesi gerekiyordu. - Telsize sarıldı: “Kale Tepe’ye mi el atayım, yoksa başka bir emriniz var mı?”

- Cevap kısa ve netti: “Kale Tepe’yi ele geçirin.” İşte bu anlarda Seni Tepe ilk şehidini verdi.... Kadir Çelebi... Vurulmuştu Mehmetçik. “Bir dağ arşa doğru devrilmişti.”

Kale Tepe’nin eteklerindeki komandoların komutanı bir kez daha Kale Tepe’ye doğru baktı. Terden tozdan bulamaç olmuş kasılmış yüzü, garip bir şekilde ter ışıltısıyla ter çamurunun karartısını bir arada taşıyordu. Gözlerinin akı ise çok daha belirgin biçimde ortadaydı. Öfkeydi bu. Hırstı, hınçtı, inançtı. Düşündü oracıkta. Gerçekten de adı gibi bir tepeydi Kale Tepe ve çıkabileceklerini değerlendirdiği tek yer de, oralarda bir yerdeydi. Ve oraya sırt çantaları ile tırmanmak mümkün değildi. Verilen emirle sırt çantalarını asker bıraktı. Sızdıkları yerden tırmanmaya başladılar. O dakikaya kadar teröristler onların, o yandan hareketlendiklerini fark edememişlerdi.

KIZILCA KIYAMET KOPTU

İyiydi bu, hem de çok iyiydi. Ama ne yazık ki, tırmanmaya başladıkları o ilk anlarda fark edildiler. Ve bir kızılca kıyamet de burada koptu. Teröristler yukarılardan üstlerine yaklaşmaya, el bombaları atmaya, tutturabildikleri Doçka atışları ile püskürtmeye, uzaklardan da Kanas ve Zagros keskin nişancı atışları ile bizimkileri bozguna uğratmaya çalıştı. Buna rağmen zorlamaya devam etti bizimkiler. Zorladılar ve zorlandılar. Hem de çok zorlandılar. Can pazarında kayalara saklanıp buldukları mevzilerde tutundular. Kolay mıydı o kadar! Sadece bir başın sığdığı kayadan mevzi olur muydu? Ama yine de ve buna rağmen, oradan, tırmandıkları kayalıklardan mağara sığınak ve mevzilerin içindeki teröristlerden, üstlerine gelenlerden on kadarını düşürmeyi başardılar. 6 YARALI VERMİŞLERDİ Ve sarp kayalardan sızmaya çalıştıkları bu can alma can verme anlarında 6 yaralı verdiler. İlerleme imkânı vermiyordu artık arazi. Kayalar daha da dikleşmişti şimdi. Nasıl tırmanacaklardı yukarıya. Yoğun atış vardı. Kafalarını bile kaldıramıyorlardı. Daha çok zorlasalar, daha çok zayiat vereceklerdi. Başka bir şey düşünmeliydiler. Keskin nişancı atışları ise durmadan artıyordu. Buna rağmen bir kez daha zorladılar kayalıkları... Bir kez daha... Bir kez daha... Olmuyordu, olmuyordu, “Allah kahretsin” olmuyordu. Sadece bedenleriyle değil, artık ruhlarıyla da yorulmuşlardı. Zorlama, diklenme, öfke, hırs, hınç, akıl, her ne varsa sökmüyordu bu dağa. Hamaset, ucuz kahramanlıklar ise çoktan vız gelip tırıs gidiyordu. Bir karar verdi bölük komutanı. Durmalı, dinlenmeli, düşünmeli ve yeni bir karar vermeliydi. Yeni bir plana ve zamana ihtiyaçları vardı. Yaralılar tahliye edilmeliydi bir de. Ve düşmeliydi KALE TEPE.

YAZI DİZİSİ 3

Hakkari’nin Çukurca İlçesi’ne bağlı Çağlayan Köyü yakınındaki Kale Tepe’nin altında komutanlar, asılmış suratlarla kısa ve sert cümlelerle dakikalarca konuştu. Pek çok teröristi etkisiz hale getirmelerine rağmen 6 yaralı vermişlerdi. Daha çok zayiat vermemek ve altlarında kaldıkları tepeyi ele geçirmek üzere toplanmışlardı.

Namlular hedefte, parmaklar tetikteydi. Hem gözlüyor hem konuşuyorlardı. Komandoların bölük komutanı, kol komutanları ve Jandarma Özel Harekât (JÖH) timinin komutanı teğmendi. Bölük komutanı planı çoktan yapmıştı. Kısa cümlelerle bunu anlatıyordu. Ama atıldı jandarma teğmen: “Olmaz komutanım.” Kızgınlıkla teğmenin yüzüne baktı komando bölük komutanı.

KOMUTAN ‘OLMAZ’ DEDİ AMA TEĞMEN KARARLIYDI

‘Dağ delisi’ jandarma teğmen parlayan gözleriyle, “Komando kollarını beraber kullanın, benim timi ayırın komutanım. Önden ben çıkarım. Ben tutunca siz gelirsiniz. Hem çok yoruldunuz, hem yaralılar var” dedi. Teğmenin söylediğinin iki anlamı vardı. İlki ‘kahramanlık’, ötekiyse ‘şehadet’ti... 

Bölük komutanı, “Olmaz” dedi ama teğmen kararlıydı: “Komutanım o zaman beni neden yanınıza aldınız? Kuyruk olayım diye mi?” diye sorduğunda komutanı bakakaldı. “Doğrusu budur komutanım. Bunu siz de biliyorsunuz” deyince teğmeni, bölük komutanının yüreği kabardı. Kabul etmek istemiyordu ama aklın yolu birdi.

Plan yapıldı; herkes kolunun ve timinin başına döndü. Yeni bir alana yeniden sızma dakikalarıydı. Bir kayalık altından hazırlığa giriştiler. Artık her şey belli olacaktı. Bir ayağını kayaya koyup belini dinlendiren Nazmi Uzman mırıldanıyordu: “Bekleyin delikliler, düdüklüler. Geliyoruz.

” Onu duyan Muhammet, Nazmi’ye, “Bi Bismillah de be aslanım” diye çıkıştı. Nazmi’nin yanıtı, “Çoktan dedim yahu. Hatta teyemmüm bile aldım” oldu.

Askı ve dağ ipleriyle tehlikeli bir tırmanışa soyundular. Teğmenin JÖH timi ip ata, ip toplaya, adam çeke çeke kayalıklara tırmanmaya başladı. Önce beline ip bağlı bir Mehmetçik yukarı tırmanıyor, sonra diğerini yanına çekiyor, sonra silah ve mühimmatlar çekiliyordu. Adım adım ilerleyişle teröristin beklemediği noktadan diplerinde bitmeye çalışıyorlardı.

NAMLULARI PAYLAŞTILAR

En ufak bir hata, bir görüntü ya da gürültü ölüm demekti. Başlarına mermi ve el bombası yağması demekti. Onların gayretini maskelemek içinse diğer tarafta canhıraş bir mücadele yaşanıyordu. Sızma grubunun gerisinde kalan komandolar dağı taşı yakarcasına teröristlerle mücadele ediyor, ateş dalaşında ölmeden öldürmeye çalışıyordu. Dağ uğulduyor, teğmen ve uzmanlar tırmanıyordu.

Şahin Uzman, “Komutanımmm” diye seslenip parmağıyla teğmenine 30-35 metre uzaktaki teröristi gösterdi. Gözetlemeyle birlikte JÖH açılıp yayılmaya başladı. Bir bir hedef paylaştılar. Doçkanın olduğu yer başta, görebildikleri bütün namluları paylaştılar. Önce hedef atışı, sonra taarruz yapacaklardı. Sonrası ise yoktu bu işin...

MEHMETÇİĞİN YAKARIŞ ANI

Hedefe girme anı gelip çatmışsa eğer, bütün kökler kopartılıp atılmıştır zaten. Ve o an, hedefe yürümek üzere ayağını yerden kesebildiğin andır. Göz gözü tanımaz o zaman. Zaman, mekân ve benlik o an saygı duruşuna geçiverir. Mehmetçiğin yakarış anıdır bu. Ruh, bütün yaratılmışlara kafa diker ya, bir secde anındadır aslında kendisini Yaratan’a.

Kendisini yaratılmışlar içinde en şerefli kılana. Şerefin, namusun, imanın, bir bedende bayraklaştığı andır yaşanan. Ve ilk kurşun atılır... Toz dumana karışmaya başlamıştır. Gözün gözü görmediği o an, bilince kazınmış olan namlu hedeftir. Atılan binlerce kurşun ve roketlerin ardından Kale Tepe darmadağın olur. O Doçka da susmuştur. Ölen teröristlerin yanı sıra kaçanların kan izleri görülür.

PKK’NIN TERÖR STRATEJİSİNDE ÖNEM TAŞIYAN 4 TEMEL SINIR

1- Türkiye-Suriye-Irak Üçgeni: (Şırnak/ Besler-Dereler, Cudi, Gabar, Kato, Herekol ve sınır hattındaki Altındağ, Düğün Dağı ve Gürvil Dağ bloku.)

2- Türkiye-Irak-İran Üçgeni: (Hakkâri/ Çukurca-Yüksekova, Dağlıca- Şemdinli, İkiyakalar-Alandüz, Cilo-Balkayalar, Oramar-Buzul Dağı, Çağlayan-Uzundere (Han T., Seni T., Dağbaşı T., Kale T.), Güvendağı- Karadağ, İkiyakalar’ın güneydoğu ve doğusunda kalan Şemdinli yükseltileri ve aralarda kalan çöküntüler.)

3- Türkiye-İran-Ermenistan Üçgeni: (Ağrı Dağı ve Tendürekler.)

4- Hatay: (Amanoslar.) Ayrıca bunlara iç bölgelerde kalan Diyarbakır Hani-Lice-Kulp- Dicle Ergani bölgesi ile, Muş Şenyayla, Tunceli Aphonoz Vadisi, Aliboğazı- Şeytan Deresi ile dört ilin arasında kalan Sağgöze bölgesini eklemek gerekmektedir. Türkiye’nin sınırlarında yer alan terörle mücadele alanlarında üretilecek etkili sınır güvenliği ve terörle mücadele, terörün sınırı aşan alanlardan destek ve takviye almasını engelleyecek, içeride yapılan etkili mücadele ile terör etkisini yitirecektir. Bununla birlikte sınır ötesi alanlarda yapılacak terörle mücadele, bu mücadelenin en önemli diğer bir parçasıdır. Devletin var olan kudretini göstermesi her zaman sonuç üretmiştir. Bunun gerek şartı ise siyasi kararlılıktır.

ÇUKURCA OPERASYONU STRATEJİK BİR TAARRUZ

Güneydoğu’da terörle mücadele eden tugay ve tümenler başta olmak üzere yeni komuta kadrolarının işbaşına gelmesiyle, stratejik bir evreye girildi. Güneydoğu’nun kırsalında yoğun bir mücadele yaşanmaya başlandı. Taarruzi bir ruhla kendisi gösteren bu kararlılık sonuçlarını da vermeye başladı.

Son olarak Çukurca, ağustos ayı ortalarında Şemdinli kırsalında düzenlenen operasyonlar, bölücü terör örgütünün propagandasını yerle bir etti. Şemdinli’de, Oğul ve Ağaçdibi bölgelerine, Çukurca’da Han Tepe, Seni Tepe, Kale Tepe ve Dağbaşı Tepe’ye yapılan operasyonlar terör örgütü PKK üzerinde büyük baskı ve hayal kırıklığı yaratmıştır.

BÖLÜCÜ ÖRGÜT ŞAŞKINLIK YAŞADI

Dağların içine oyduğu tünellerde ve mağaralarda güvenli bir terör etkisi ürettiğini düşünen PKK’nın dağ kadroları, bir anda helikopterlerle tepelerine inen ya da vadiden zirveye sızan komandolarla karşılaştıklarında büyük şok yaşamış, ardından da çok ağır bir darbe almıştır. Şu ana kadar bu bölgede ortaya çıkan rakamlarla PKK’nın en çok güvendiği dağ kadrosundan 300’den fazla terörist imha edilmiştir. Ve bunlar tespit edilenlerdir.

PKK’nın ne kadar ölüsünü kaçırdığı, yaralı teröristlerin ne kadarının sonradan öldüğü tam bilinememektedir. Yapılan bu mücadelelerde etkin olarak kullanılan milli teknoloji üretimlerimiz İHA ve İKU’lar büyük yarar sağlamıştır. Bomba taşıyabilen ‘Bayraktar’ (İHA) ortaya koyduğu performansla göz doldurmuştur.

YAZI DİZİSİ 4

Hakkari Çukurca kırsalında 31 Ağustos sabahı alaca karanlıkta başlayan çatışmalar 3 Eylül gecesine kadar devam etti. Bu süreç içinde yorulan, yıpranan, hırpalanan, uyumayan komandolar ele geçirdikleri tepeleri hiç bırakmadı. Dağbaşı Tepe’yi hedef alan ve 2 Eylül gecesi yapılan uçarbirlik harekâtı sırasında atlama yapan ve hemen çatışmaya giren komandoların neredeyse tamamı atlama sırasında değişik uzuvlarından sakatlandı. Sadece ayağını kıran 4 komando ‘emir’le geri döndü.

İndirme sırasında helikopterin teknisyeni bile terörist vurdu. Dağbaşı Tepe’nin ele geçirilmesi sırasında, saat 05.00’te tepenin zirvesine 10-15 metre kala, bu sefer de Gülbahçe Tepe ve Çilekli Tepe’den üzerlerine ağır silah ve keskin nişancı tüfekleriyle açılan ateşle karşı karşıya kaldılar. Dağbaşı Tepe tek tek teröristten temizlenerek ele geçti.

KOMUTANLARI ONA MADALYA VERECEKTİ

Bu çatışmalarda pekçok yaralı vermelerine karşın şehitleri yoktu. Bir tek ağır yaralı Erdal Tekeci Uzman’dı. Başından vuruluncaya kadar olağanüstü kahramanlık gösteren Tekeci, pekçok teröristi vurmuş, pekçoğunun da imha edilmesine katkı sağlamıştı. Uzman Tekeci helikopterle hemen tahliye edildi. Komutanları gösterdiği üstün cesaret ve feragat nedeniyle ona madalya vereceklerdi. Ama olmadı. Uzman Tekeci tedavi gördüğü GATA’da 21 gün sonra şehit düştü. O da bütün dağlarımız gibi arşa doğru devrildi.

‘ERTUŞİ’NİN STRATEJİK VE TİCARİ ÖNEMİ NEYDİ?

Başyılan Karayılan’ın yönetmeye kalktığı bu çatışmalarda teröristler takviye üstüne takviye getirdi. Bu cüretin bedelini ise fazlasıyla ödediler. Sadece çatışmalarda değil, IHA ve İKU’larla tespit edilen teröristler F-16’larla pekçok kere vuruldu. Hakkâri kırsalında dün itibarıyla etkisiz hale getirilen bölücü terörist sayısı 314’e ulaştı.

Teröristin ‘Ertuşi’ dedikleri alandan neden vazgeçmedikleri açıktı: Operasyonel ve stratejik olmasının yanı sıra hem büyük bir propaganda unsuru hem de uyuşturucu ve kaçakçılık ticareti için önemli bir kanaldı. Hemen her gece sızma ve baskın deneyen teröristler başarılı olamadı.

DAĞBAŞI’NA TERÖRİST SIZMAYA ÇALIŞTI

Sızma ve baskından sonuç alamayan PKK, geceyi uyumadan geçirmiş Dağbaşı’ndaki komandoların üzerine bir kez daha sızmayı ve baskın yapmayı denedi. Bu, tam bir kafa kafaya tokuşmaya dönüşecekti. Bu çatışma 3 Eylül sabahı başladı. Dağbaşı Tepe’nin altlarındaki ağaçlık alanlarda ve kayalıklarda toplanan teröristler geceyi bağırarak çağırarak gürültü yaparak geçirdi. Amaç, ‘dikkat dağıtmak’tı. Dağbaşı Tepe’deki komando bölüğünü ve JÖH timini ağır silah atışlarıyla baskı altına aldılar. Günlerdir mücadele içinde olan Mehmetçik, geceyi saldırı altında geçirdi. Ve asıl çatışma ertesi sabah başladı.

Teröristler 30-35’er kişilik 3 ayrı grupla 3 farklı bölgeden saldırıya geçti. 20-25 Mehmetçik’i doğrudan hedef alan saldırılar, başlarını kaldıramadıkları apansız ağır silah ve keskin nişancı atışlarıyla başladı. Sonra leblebi gibi üzerlerine yağan el bombaları. Roketler!

VURULDUKÇA KAÇTILAR

İlk önce Uzman Çavuş Haşim Yenigül yaralandı. Kol komutanı Astsubay Bahri Uçuş, mermi yağmuruna göğsünü gerip Haşim’i sırtladı ve geri bölgeye çekti. Ama Haşim Uzman çoktan şehit olmuştu. Bahri Astsubay onu bırakıp hızla mevziisine, daha doğrusu şehadetine koştu. Komandolar sürekli yaralı verdi. Bir yandan yaralıları geri çekip çatışmaya devam ettiler. Bu çatışmalar sırasında sadece keskin nişancı Tahsin Uzman 5 teröristi başından vurdu. Bütün tepeye dağılmış ve ağır etki altında kalmış uzman çavuş subay ve astsubaylar gördükleri teröristleri vurdukça, zamanla teröristlerin azminin kırıldığı ve kaçmaya başladıkları görüldü. Mehmetçik her şeyi göze alıp Dağbaşı Tepe’yi bırakmadı. Sonra bir de püskürtme taarruzuna kalkıştılar ve onunla teröristin iradesini tamamen kırdılar. İlk etapta 32 teröristin cesedi dikkat çekti. Özgürel Yüzbaşı ‘Hudut Kartalları’na orayı devredinceye kadar orada kaldı.

ŞEHİT MEHMETÇİK SİLAHINI BIRAKMAMIŞTI

ASTSUBAY Üstçavuş Bahri Uçuş, Uzman Çavuş Haşim Yenigül, Uzman Onbaşı Yunus Emre Aral, Uzman Çavuş Naci Yavuz, Uzman Onbaşı Fahrettin Linçalkan, Uzman Onbaşı Enes Pelit, Uzman Çavuş Hulusi Emre Dilci ve Uzman Çavuş Erdal Tekeci Çukurca’nın dağlarını kanlarıyla sulayan şehitlerimiz oldu.  Mehmetçiklerden biri başından vurulmuştu. Şehit düştüğünde parmağı hâlâ tetiğin üstündeydi. Şarjöründe iki mermi kalana kadar teröristlerle savaştığı görüldü. Silahı naaşından ayrılmak istendiğinde ise Mehmetçik silahını vermedi! Silah arkadaşları, onun silahının kabzasını kavrayan parmaklarını açamadı. Naaşa kıyamadan yapılan uzun uğraşlardan sonra şehidin elinden silahını alabildiler. Ve o Mehmetçik, “Silahını elinde tutarcasına” defnedildi.

SENİ TEPE’YE SIZMA GİRİŞİMİ YAŞANDI

Komandoların Seni Tepe’ye sızıp yerleşmesinden sonra sabaha karşı teröristlerce atılan havan ve roket mermilerinden biri mevzilerden birinin tam üstüne düştü. O mevzide Uzman Onbaşı Serkan Bursalı ile Uzman Onbaşı Tolga Akdaş şehit düştü. İki şehit yan yana omuz omuza arşa devrildi. Komandolar iki şehidin verildiği bu sızma girişimde 14 teröristi etkisiz hale getirdi.

Komandoların Seni Tepe’ye sızıp yerleşmesinden sonra sabaha karşı teröristlerce atılan havan ve roket mermilerinden biri mevzilerden birinin tam üstüne düştü. O mevzide Uzman Onbaşı Serkan Bursalı ile Uzman Onbaşı Tolga Akdaş şehit düştü. İki şehit yan yana omuz omuza arşa devrildi. Komandolar iki şehidin verildiği bu sızma girişimde 14 teröristi etkisiz hale getirdi.

Görevini tamamlayan komandolar tepeleri Hudut Kartalları’na emanet ettikten sonra 5 Eylül’ü, 6 Eylül’e bağlayan gece dönüş intikaline başladı. 13 saatlik intikal sonunda, dağda adı bilinmez bir üs bölgesine ulaşarak operasyonu tamamladılar. Komandoların 51 arkadaşı yanlarında yoktu. 11’i şehit, 40’ı gaziydi. Artık vatan sağ olsundu...

AİLESİNE HASRET BİR ASKER

“64 gün boyunca İkiyaka Dağları’ndaki Beybuta Tepe Üs Bölgesi’nde kaldık. Bundan sonraki görevimiz de dev bir çanağın içindeki Yeşiltaş Karakolu’nun emniyetini sağlamaktı. Doski Vadisi’nin kayalık yamaçlarında bir yerlerdeydik. Karakolu tutan bu keskin yamaçlarda bir hafta kaldık. Aylardır dağda yaşamaktan sadece kamuflajlar değil, elimiz yüzümüz derimiz bile kayış gibi olmuştu.

Dağdan ve doğadan da yemediğimiz sopa kalmamıştı. Taş kaya üzerinde yaşayıp dururken soğuk, sıcak, yağmur, rüzgâr, ayaz, fırtına görmüştük. Çiğ yağdı sabahları üzerimize. Üstüne bir de kar gördük. Anların geçmediği zamanlarla, aylarca karanlıklarla boğuştuk. Ver elini Hakkâri Otluca... Nasıl da sevinmiştim. Aylardır göremediğim eşimi nihayet görebilecektim. Eşim Hakkâri Otluca’da lojmanda. İki buçuk aydır ben dağda, o yalnız.

Gece 01.00 gibi Çukurca Otluca’ya vardık. Evli olan, burada evi olanlara izin verdiler. Arkadan da ikaz ettiler: ‘Her an hazır olun.’ Koşa koşa gittim evime. Sevinçle özlemle hasretle kucaklaştık eşimle. Oturduk kanepeye...

‘Bir yorgunluk kahvesi yapayım sana.’ Kahveyi içerken hem konuştuk hem dertleştik kısa kısa. Kahveyi bitirememiş, koltukta sızıp kalmışım. Kıyamamış, dokunmamış. Uyandırmadan üstümü örtmüş. Sabahın köründe sarsarak uyandırdı beni: ‘Telefon’ dedi, ‘Seni arıyorlar.’ Açtım. ‘Acil dönmem’ isteniyordu. Koşturarak çıktım evden. Özlem gidermem bir kahve iki kırık sözle kaldı.”

KANDİL DEVREYE GİRDİ, PKK'YI KARAYILAN YÖNETMEYE ÇALIŞTI

Komandoların Han-Seni-Kale-Dağbaşı tepelerindeki teröristlerin üzerlerine zirveden atmaca gibi inmelerinden sonra büyük çatışmalar yaşandı. Kimi yerde gırtlak gırtlağa girilen bu çatışmalarda bu dört tepenin bütün zirveleri, teröristlerin bütün mukavemetlerine rağmen ellerinden alındı. Çekemedikleri kaçıramadıkları onlarca teröristin cesedi tepelerin zirvelerinde ve yamaçlarında kaldı.

Bu büyük kırıma rağmen teröristler alanı bırakmak istemediler. Özellikle de ilk dört günde. Kandil doğrudan devreye girdi. Başyılan Karayılan ile yavrusu Fehmi Atalay teröristleri yönetmeye soyundu. Irak’tan ve diğer yuvalandıkları alanlardan takviye üstüne takviye getirdiler, sayısız baskın ve sızma girişimlerinde bulundular.

Özellikle bu ilk dört günde, her gün ama her gün çok sert çatışmalar yaşandı. Cephe savaşlarına benzer görüntüler ortaya çıktı. Ayrıca teröristler hemen her gece ve sabah sızma ile baskın denedi. Bütün bu günler ve geceler boyunca bölgede yuvalanmış onlarca Doçka, uçaksavar, havan ve roket mevzilerinden Mehmetçikleri çok yoğun ateş altına aldılar.

CESARET VEREN ‘KRISTAL’LER

Teröristlerin sızma, baskın ve çatışma anlarında en büyük yardımcıları ise ceplerindeki ‘Kristal’lerdi. ‘Kristal’ teröristlerin kendilerinin imal edip kullandıkları uyarıcı, kafa yapan, uyuşturan ve cesaret veren hap için kullandıkları isimdi. Bu hapların etkisiyle operasyon sırasında hoyratça, anlaşılmaz biçimde bağırıp, nara atıyorlardı. Hapın etkisindeki teröristlerin çatışma, baskın ya da sızma kurallarına hiç uymayacak şekilde davrandıkları görüldü. Tabii bir de moral bozma gayretleri vardı. Bölücü örgüt üyelerinin anlayamadığı ise ‘Kristal’in ileri atılmak kadar kaçmayı da kolaylaştırdığıydı.

Bu noktada da PKK çaresizdi. Çünkü ‘Kristal’in yerini doldurabileceği ‘Bir bilinç ve cesareti yoktu’. İmanı, irfanı ve haklılığı da. Ortaya çıkan boşluğu da böyle doldurmaktaydı. İçine kattığı zavallıları bu şekilde ölüme gönderebilmekteydi.

Han-Seni-Kale- Dağbaşı Tepe... Burası teröristlerin ‘sözde’ Ertuşi Kampı dedikleri alandı. Kale Tepe’de de bu kampın ‘sözde’ karargâhı bulunurdu. “Alandı, bulunurdu...” diyorum, çünkü artık oralar Mehmetçik’in kanıyla sulanmış birer “Bayrak Tepe” oldu.

KENDİ ÖLÜLERİNE BILE SAYGI DUYMADILAR

Bulunan PKK’lı teröristlerin birçoğunun el bombalarıyla tuzaklandığı görüldü. Bu yolla bize zayiat verdirmek istiyorlardı. Ölenin üzerinden şeytan bile elini çekerdi ya, teröristti işte. İlkesi, ölçüsü, değeri yoktu ki. Kan bürümüş gözleriyle kendilerinden olana bile bunu yapıyorlardı. Başyılan Karayılanlar hiçbir fırsatı kaçırmıyordu.

ABDULLAH AĞAR - YAZI DİZİSİ - GAZETE HABERTÜRK

BU HABERE İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER