Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
AA

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi karşısındaki salonda yapılan 72. duruşmaya, sanıklar ve izleyiciler, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen sanıkların baskı altında olmadan rahat ifade vermesi için alınan ara karar gereği duruşma salonuna getirilmedi.

Duruşmada savunma yapan tutuksuz sanık S.S.T, Ankara'da üniversite okurken 2001'de örgütten biriyle tanıştığını söyledi.

Örgüt üyelerinin 2002'de kendisini Adnan Oktar ile tanıştırdığını anlatan S.S.T, "Yavaş yavaş grupla tanıştım. Önceleri Harun Yahya'nın cep boy kitaplarını dağıtıyorduk. Ayetleri ezberledik. 2003- 2004-2005 yıllarında dini tebliğe yoğunlaştık. Örgüt imamları bunun için özellikle bayanları ön planda tutuyorlardı. 'Çevremizde bayanlar olsun, grup daha güzel gözükür' diyorlardı." ifadelerini kullandı.

Sanık S.S.T, Ankara Bahçelievler'de camide tanıştığı bir kadına dini tebliğ yapıp cep telefonu numarasını aldığını, sonrasında bu kişiyle görüşmeye devam ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bir süre görüştükten sonra sevgili olduk. Ancak sonraları, örgüttekiler Adnan Oktar'ın verdiği talimatla bu kıza dini böyle anlatarak bir yere varamayacağımı, kızı gruptaki 'erkek kardeşler' grubuyla tanıştırmamı söylediler. Kızın üstüne çok düştüğümü gördüklerinde ise 'Bu kız İstanbul'a gitsin, Adnan Oktar ile tanışsın' dediler. Bir süre sonra da 'Kızla Bora Yıldız (tutuklu sanık) görüşecek, bana 'Bu kızı aramayacaksın, ararsa da açmayacaksın.' talimatı verildi. Bunu duyunca 3-4 gün bir şey yiyemedim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Bora Yıldız bu kızla cinsel birliktelik yaşamış, sonra Adnan Oktar'a götürmüşler. Bana da kızın erkek kardeşlerle görüştürüldüğünü, uzak durmamı söylediler."

Örgüt mensuplarının gizli saklı ilişkilerinin olamayacağını, bu nedenle dışarıdan bir kişinin, bir örgüt mensubunu evlilik düşüncesiyle örgütten ayırabileceğini anlatan sanık S.S.T, şöyle konuştu:

"Ben bu örgütte dini güzel yaşadıkları için girdim. Bir süre sonra İstanbul'a geldim ve örgütün Fatih'teki evinde kaldım. Çeşitli işlerde çalıştım, farklı örgüt evlerinde de kaldım. Dışarıda ezilmeniz için sizi önce örgüt mensuplarının şirketlerinde değil dışarıdaki işlerde çalıştırıyorlar. Ticaret işine girmemi, kazandığım parayı onların söylediği bir örgüt mensubuna vermemi istediler. Çalıştığım işten kazandığım parayı az bulunca, başka bir işe girmemi istediler. Örgüte genelde üzerinde şirket olan üyeler büyük paralar getirirdi. Herkesin para getirmesi istenirdi, 'Burası sizin babanızın çiftliği değil, para getireceksiniz' denirdi. Mesela 10 bin lira getirdiniz, içinden bin lira almanız lazımsa rica ederdiniz, neye harcayacağınızı söylerdiniz, öyle verirlerdi. Bu işlerden sonra örgütün düzenlediği fosil sergilerinde 4-5 sene çalıştım. Sergilerin başında durarak insanlara dini tebliğler yaptık. Sonrasında fosil sergisi ekibinin yüzde 90'ını hukuk bürosuna aldılar."

Sanık S.S.T, mahkeme başkanının sorusu üzerine, ailesinin kendisini sürekli örgütten koparmaya çalıştığını ancak aldığı telkinlerle ailesinin sözlerini hep kulak arkası ettiğini söyledi.

Askerlik zamanı gelince gitmesine engel olunduğunu kaydeden S.S.T, Adnan Oktar'ın, "Sen gitme şu anda bize lazımsın. Askerlikten daha önemli şeyler var. Git yüksek lisans yap." dediğini, iki kez yüksek lisansa yazılıp tez aşamasında bıraktığını anlattı.

- "Adnan Oktar özellikle doktor ve avukat kızlar bulmamızı isterdi"

S.S.T, örgütün cinsel sömürü sistemi olan "turnike"yi sonradan öğrendiğini anlatarak, şunları anlattı:

"Bir kız evlenme vaadiyle kandırılır, dini tebliğler yapılır sonra da turnikeye sokulur. Kimse bir kızla teke tek haftalarca, aylarca görüşemez. Kızlara evleneceğinizi, ailenizle tanıştıracağınızı, dünyaya gelecek çocuklarınızın adını bile söylerdiniz ki inandırıcı olsun. Kıza çok güzel bir hayat hayali kurardınız. Tanışılan kızla önce dışarıda buluşulur, sonra 'kardeşler anlatılır, havuzlu villalardan bahsedilir, eve getirilir. Bu evde yemek yenir, sohbet edilir, tebliğ yapılır, kız ilk önce erkek arkadaşıyla birlikte olur, bu aşamaya kadar cemaatten bahsedilmez. Sonra yavaş yavaş, 'Şununla da birlikte olmanı istiyorum. Bu sana tecrübe katacak, cinselliğin değeri olmadığını anlayacaksın. Evlenmeden yaşa gör, evlendikten sonra aklında yapmadığın bir şey kalmasın.' denir. Kızlar, evlenme umuduyla 'Tamam kabul ediyorum ama sonra buradan çıkacağız.' derler. Adnan Oktar'ın bu konuda bir öğretisi vardır, 'Her gün aynı pasta yenmez, bir gün çikolatalı, bir gün muzlu, bir gün frambuazlı yersin.' derdi. Kabul eden kız da vardı, etmeyen de vardı, kabul etmeyen giderdi."

Adnan Oktar'ın 'Hem sağlık hem de hukuki yönden sağlam olmamız lazım.' diyerek, özellikle doktor ve avukat kızlar bulmalarını istediğini belirten S.S.T, örgüte getirilen kızın babası önemli kişiyse ya da kendisinin konumu iyiyse turnikeye sokulmadan Adnan Oktar'ın kendisine götürülmesini istediğini kaydetti.

Örgütün A9 kanalındaki yayınlara 15 günde bir gittiğini, yayına katılmayanlar için liste tutulduğunu, Adnan Oktar'ın kaldığı evde haftada bir kez zorunlu olarak nöbet tuttuğunu söyleyen S.S.T, "Dragos'un temizlik, alışveriş, getir götür işlerini yapardım. Adnan Oktar'ı 15-20 günde bir görürdüm. Adnan Oktar, nöbet meselesini de ayetlerden yontup sisteme çevirmişti. Nöbet tutmak ecir kazanmak demekti. Sabah 4'te, 5'te yataktan kalkıp nöbete giderdik. Nöbeti ibadet olarak görürdük. 5'er kişi nöbet tutardık, biri imam olur telefonlara bakardı. Bize nöbet günlerimiz ve saat aralığımız önceden bildirilirdi. Nöbetle ilgili telefonda konuşmamız istenmez, eğer nöbetimizi değiştirmek istersek, 'Abi sen benim yerime şu saatte maça çıkar mısın?' dememiz istenirdi." şeklinde konuştu.

- "Adnan Oktar'ın bize oluşturduğu dini yaşadığımızı fark ettim"

S.S.T, örgütte 12 yıl kaldıktan sonra ayrılmaya karar verdiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Son döneme kadar kadınların ekrana çıkması, dans etmeleri, dekolteli giyinmeleri gibi bir durum yoktu. Eskiden bu kadınlar boğazlarına kadar kapalı giyerlerdi, büyük güneş gözlükleri takarlardı. Biz o kadınlarla göz göze gelemezdik. Bir süre sonra Adnan Oktar 'Ben hadis buldum bundan sonra böyle olacak.' dedi, kadınlar açılmaya başladı. Kendi kendine hadisler uydurarak mehdi olduğunu ima etti. Ben de onun mehdi olduğuna inandım. Zaten bunu kabul etmezseniz hoş karşılanmazdı. Sonradan, Adnan Oktar'ın bize oluşturduğu dini yaşadığımızı fark ettim. Kendi kendime 'Ben burada ne yapıyorum, beni bunlarla tanıştıranlar ayrılmış, ben buraya dini duygularla gelmiştim.' demeye başladım.

Bir kız arkadaşım daha oldu ama örgüt onun da turnikeye girmesini istedi. Adnan Oktar beni defalarca çağırdı, 'Bu kız turnikeye girecek, tek başına tebliğ yapamazsın.' dedi. Kız arkadaşımın turnikeye girmesine razı değildim. Razı olmayınca bana 'Seni kızdan koparırız.' diyorlardı. Örgütten ayrılmayı kafama koyunca babamı arayıp, gelip beni İstanbul'dan götürmesini istedim. Kız arkadaşıma 'Ben gidiyorum sen de benimle geliyor musun?' dedim. O da ayrılmak isteyince birlikte Ankara'ya döndük. Şimdi evliyiz."

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların durumunun "aylık tutukluluk incelemesi" yapıldığında değerlendirilmesine, sanıkların yokluğunda alınan itirafçı savunmalarının dökümünün yaptırılarak taraflara gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 6 Temmuz'a erteledi.

BAKMADAN GEÇME