Hapisteki Suudi kadın aktivistlerin kaderi, Trump’ın iki dudağı arasında. Ama Trump, “dostum” dediği Veliaht Prens Muhammed bin Selman nezdinde o kadınları serbest bıraktıracak girişimi yapar mı, işte bütün mesele orada…

Hikaye, kadınlara araç kullanma hakkı için kampanya yürüten Luceyn el Hezlul özelinde ancak bütün kadın aktivistler için de referans niteliğinde. 30 Kasım 2014 günü direksiyona geçip Suudi-BAE sınırına doğru yol aldığı videoyu paylaşan Luceyn hemen ertesi gün tutuklanıyor. Serbest bırakılıyor ama tekrar tekrar tutuklanıyor ve 15 Mayıs 2018’deki son tutuklamadan bu yana hapiste. Aynı gün başka kadın aktivistler de aynı gerekçeyle hapse atılıyor. Oysa aradan geçen 440 günü aşkın süre içinde köprülerin altından nice sular akıyor. Suudi Arabistan’ı daha modern ve çağdaş bir çehreye büründürmek istediği söylenen, hatta bu amaçla Batılı şarkıcılarla konser organizasyonlarına da girişen Prens Salman’ın inisiyatifiyle kadınlara sürücü koltuğu da açılıyor.

Luceyn'in hayatı 30 Kasım 2014'te direksiyona oturup paylaştığı bu videoyla değişti.

Fakat mayıstaki tutuklamalardan bir ay kadar sonra bu hakkın tanınması, Luceyn’i özgürlüğüne kavuşturmuyor. Nedeni ise Batı medyasına konuşup kampanyayı küresel alana taşıdığı için dış mihraklarla işbirliği içinde vatana ihanet cürmü işlemiş olması. Ayrıca Luceyn sadece direksiyon yasağının kalkması için mücadele etmiyor, topyekün toplumsal cinsiyet eşitliği adına ve kadına karşı şiddete de bayrak açıyor, tutuklanmadan önce şiddet mağdurları için sığınma evi hazırlığı yaptığı da söyleniyor. Suudilerden gelen resmi açıklamalara göre aktivist kadınların topu, dış mihraklarla irtibat halinde ülke istikrarı ve sosyal dokusuna kastettikleri için hapisteler.

Şimdi Hezlul ailesinin yurt dışında yaşayan üyeleri kızın serbest bırakılması için Suudi yönetimi nezdinde baskı oluşturmak amacıyla kampanya yürütüyor. Her ne kadar suçlamayla doğru orantılı bir eylem olsa da! Aslında Luceyn’in tutuklanmasıyla yurt dışına çıkış yasağı konulan anne ve babası sessiz kalmış ve rejimle işbirliği yaparak kızı kurtarabileceklerini düşünmüşlerdi. Ancak Toronto’da yaşayan ağabeyin anlattığına göre cezaevindeki görüş sırasında kızın vücudunda işkence izlerini gören anne ve baba seslerini dünyaya duyurmaya karar verdi. İddiaya göre bunlar elektroşok izleriydi.

31 Temmuz, Luceyn'in doğumgünüydü. Arkadaşları "30'uncu yaşın özgürlüğün için uğur getirsin" diye birlikte çekilmiş bu eski fotoğrafı paylaştı. 

Tabii mücadele için en önemli zemin ABD; Suudilerle en yakın müttefik ilişkisinden ötürü. Ancak insan hakları örgütleriyle sosyal medya ve bazı şöhretlerden destek görseler bile Başkan Trump’tan yardım almaları pek olası görünmüyor. Cemal Kaşıkçı cinayeti gibi korkunç bir eyleme bile duyarsız kalıp “FBI soruşturuyor” demekle yetinen Trump’ın insan hakları konusunda Riyad’la muhatap olması beklenmiyor. Osaka’daki G20 zirvesinde, “Dostum Veliaht Prens geçen beş yıl içinde Suudi Arabistan’ı dışarı açmak adına müthiş işler yaptı. Özellikle kadınlar için yaptıkları neredeyse büyük bir devrim. Onlar adına kutlar ve teşekkür ederim” diyerek MBS’ye övgüler yağdırdığı da akıllarda.

PEN Amerika'nın Suudi aktivistlere özgürlük kampanyasına Alec Baldwin gibi ünlüler de katılıyor.

En son rapçi Nicki Minaj, çağrılar üzerine Cidde’de vereceği konseri iptal etti; “Kadın ve LGBT haklarıyla fikir özgürlüğünü desteklemek için…” diye de açıklama yaptı ama bu tür yaptırımların etkisi şüpheli. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Beyaz Saray’dan başka bir güç yok aktivistleri kurtaracak.

SEYAHAT İZNİ ÇIKTI, AZİZE DE ÇIKAR MI?

15 Mayıs 2018 operasyonunda içeri alınıp bir daha bırakılmayan kadın aktivistlerden biri de beş çocuk ve sekiz torun sahibi emekli akademisyen Azize el Yusuf. Kadınlara aileden bir erkeğin refakati olmadan yurt dışına çıkış hakkı tanımayan sisteme itirazı vardı ve bu meydan okumanın cezasını çekiyordu.

Hapiste üç kadın: Luceyn el Hezlul, Eman el Nafyan ve Azize el Yusuf...

Ne var ki, dün yayınlanan kraliyet kararnamesine göre bundan böyle 21 yaşını bitirmiş her kadın pasaport alıp tek başına ülke dışına çıkabilecek. Ayrıca kadınlar çocuklarını nüfusa kaydettirip velayeti üstlenme hakkına da sahip olabilecek. Ancak evlenmeleri veya yalnız yaşamaları yine ailedeki erkeklerin iznine bağlı. Kararname cinsiyet ayrımı olmadan iş gücüne katılım maddesini de içeriyor, ancak kısa vadede kadın istihdamı kolay değil.

Bu yeni kararlar da Prens Selman’ın sosyal açılım hanesine yazıldı, sosyal medyada “büyük devrim” diye alkış tutuldu, binlerce kadından özgürlük nağmeleri yükseldi; “Erkek kardeşleriyle tamamen eşit özgür bir neslin başlangıcı” diye yazıldı, çizildi. Ancak kimileri de Azize el Yusuf’u hatırlattı sosyal medyadan: “Siz pasaport alıp tek başınıza sehayat edeceksiniz ama bu haklar için savaşan kadınlara özgürlük talep etmeyi de unutmayın…”

“SİVİL İTAATSİZLİK DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ”

Ve ABD’de yaşayan İranlı aktivist ve gazeteci-yazar Masih Alinejad’ın sosyal medyada aktardığı Arapça mesajlara bakılırsa, özgürlük talebi uyarısını yapan kadınlar, İranlı kızkardeşleri için de aynı talepte bulunuyor. Çünkü “Beyaz Çarşambalar” akımında başörtüsünü çıkarıp eylem yapan o kadınları 10 yıla kadar hapis cezası bekliyor.

Tahran Devrim Mahkemesi reisi Musa Gazanfarabadi’nin açıklamasına göre sivil itaatsizlik görüntülerini Alinejad’la paylaşan kadınlar “düşman devletle işbirliği” (ABD oluyor) suçu kapsamında yasanın öngördüğü şekilde 10 yıl hapisle cezalandırılacaklar. Uluslararası Af Örgütü, geçen yılki başörtüsü protestolarında 39 kadının tutuklandığını söylüyor. Suçları sadece yasaklara karşı gelmek değil, aynı zamanda fotoğraf ve videoları ele güne karşı paylaşmak. Alinejad’ın dediğine göre herşeye rağmen paylaşmaya da devam ediyorlar.