BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Sabah saatleri... Buluşmaya yarım saat önce geldim. Tophane’nin daracık arka sokaklarından Müeyyetzade’deyim. Köşede biraz soluklandım. Orta yaşlı bir kadın sepet sarkıtıp birkaç metre ilerideki zerzevatçıyı beklemeye başladı. Bir araç zerzevatçının önünde durunca camdaki kadın bana seslendi: “Hanım kim o Özkan’ın dükkânına giren?” Kadına bir şey diyemeden dükkâna doğru koştum. Bülent Eczacıbaşı ile marangoz Özkan Şener tokalaşıyordu. Bülent Bey, “Herkesten önce geldim, erkenciyimdir” deyip güldü. Ardından Özkan Usta’nın özenerek tozunu sildiği sandalyeye oturdu... HT Pazar'dan Ece Ulusum'un röportajı...

Hatırlarsınız, geçen yıl 22 Ekim’de bir röportaj yapmıştım, Bienal Marangozu Özkan Şener’le. Sanatçılar, bienal çalışanları arayıp teşekkür etmişti. Ancak benim aklım Bülent Eczacıbaşı’ndaydı. Çünkü 6 yıldır bienal işlerini yapan Özkan Usta kendisiyle tanışmayı çok istiyordu. Röportajımızda bana, “Hiç tanışamadım. Fakat bu sene bienali Eczacıbaşı Grubu gezmeye geldiği zaman, Bülent Bey’in Mark Dion için yaptığımız tasarımları beğendiği kulağıma geldi. Hatta “Bunları göndermeyip satın mı alsak?” gibi sözlerini duyunca çok mutlu oldum. Onlar bu işin kurucusu. Yaptıklarımı beğenmiş olmaları benim için büyük onur. Umarım bir gün tanışma fırsatı yakalarım” demişti. 1 hafta sonra İKSV’den telefon: “Bülent Bey, Özkan Usta’yı mutlaka ziyaret edeceğini iletmemizi istedi...” İşte sonunda o gün geldi, Bülent Eczacı- başı bienalin marangozunu ziyarete gidecekti. Beni de davet ettiler...

‘SİZ DE GENÇSİNİZ EFENDİM’

İçeri girer girmez o tanıdık ahşap kokusunu aldım yine. Bülent Bey yürürken topuklarında ezilen talaş parçalarının boğuk sesini işitiyordum. “Katılabilir miyim?” diye sorunca Bülent Bey, “Lütfen, tabii... Ece, sayende bu güzel buluşma oldu vallahi. Çok mutlu olduk gerçekten. Bu haberi yapmasaydın hiç bilemeyecektim. Sayende tanıştık yahu!” dedi. Özkan Bey çok heyecanlı, bir o kadar da ben heyecanlıyım... Oturur oturmaz sohbet başladı. Eczacıbaşı, Özkan Usta hakkında her şeyi öğrenmek istiyor; adeta röportaj yapar gibi. Bu muhabbeti hiç bölmek istemedim...

“Nereliydiniz?”

“Elazığlıyız efendim. Hepimiz oradanız ama İstanbul’dayız çok uzun yıllardır. Babam arada gider köyümüze. Ben esnaflığa geçtiğimden pek gidemedim. Butik olarak, parça işler üzerinden çalışıyorum.”

“O halde piyasalardaki savrulmalardan etkilenmiyorsunuzdur.”

 da büyük işletme olmamanın avantajı. 15 yıldır esnaf olarak buradayız. 30 senedir de bu çevredeyim. Gelen işlerin bazılarını da yapamıyoruz.”

Özkan Bey’in heyecanı sesinden anlaşılıyor, arada bana bakıp gülümsüyor. Bülent Bey bir yandan duvarda asılı alet edevata bakıyor, bir yandan sormaya devam ediyor.

“Tek başına mı çalışıyorsunuz?”

“Babamla çalışıyorum. İKSV’nin bienallerinde yanıma yardımcı alıyorum, taşımak kolay olmuyor o büyüklükteki işleri. Kimi zaman oğullarım da yardım ediyor.”

“Çok iyi yahu! Kaç yaşındalar?”

“Lise sona gidiyor, biri bu yıl üniversiteye hazırlanıyor. Küçük ilkokul 5’e gidiyor. Böyle devam ediyor...”

“Maşallah... O da senin sanatını mı öğrenecek?”

“Yani... Şu anda öyle bir şey yok. İnşaat mühendisliği düşünüyor ama kısmet tabii, bakalım tutturabilecek mi...”

“Dersleri nasıl, çalışkanlar mı?”

“Lisede biraz düştü ama çok hevesli ve çalışkandır.”

“Toparlar o, sen desteğini esirgeme.”

Özkan Bey bir es bulunca hemen babası Burhan Şener’e dönüp “Baba, çay içelim mi?” dedi biraz heyecanla. Uzun zamandır bugünü bekleyen Özkan Bey, bugüne özel elektrikli bir demlik getirmiş, kaç kişi geleceğini bilmeden bir tepsi dolusu da çay bardağı dizmiş. Burhan Amca yaşının adamı değil, daha genç belli ki, hemen yerinden kalkıp çayları doldurmak için atıldı. Sağ eliyle çayları doldururken sol eliyle oğlunun sırtını güç verircesine sıvazlıyordu. Özkan Bey çayı uzatırken eli titriyor, Bülent Bey fark edip hemen söze giriyor; çayından bir yudum aldıktan sonra “Baba oğul çalışmak kolay değildir ama siz başarıyorsunuz. Burhan Bey, siz de bu meslekten misiniz?” diyor.

“Değil ama 15 yıldır oğlumla beraberiz. Ama daha önceden Singer dikiş makinelerinin fabrikasında çalıştım. Orası kapandı ben de emekli oldum. 21 yılımı verdim sonra muhtelif işlerde çalıştım. Santralcilik yaptım, posta işlerine baktım, bekçilik de yaptım.”

Bülent Bey bana dönüp “Güvenlik elemanlığı o zamanlar bekçilikti. Bilir misiniz?” diye sordu. Ben “Yaşım tutmuyor” deyince hep birlikte güldük. Burhan Amca sürekli bir işle meşgul. Bülent Bey kendisine seslenerek “Burhan Bey genç daha, vallahi gençsiniz!” deyince Burhan Amca da gülerek, “Sizler de aynı efendim, siz de gençsiniz” dedi. Bülent Bey de İKSV ekibindekileri gösterip “Beni bu arkadaşlar genç tutuyor. O da olabildiğince” diye gülümsedi.

‘Bu sene de tasarım bienali geliyor, sen olmazsan yanarız’

Özkan Usta: ‘Bu işleri ‘mantar senesi’nde yapmıştım’

‘BİZİMKİLER SANA ZORLUK ÇIKARIYOR MU?’

Sohbet boyunca gülüşmeler kesilmedi. Bienal toplantıları ve davetlerinde görmeye alışık olduğum Eczacıbaşı’nı bu marangozhanede görmek beni çok mutlu etti. Bu küçük atölyeye hepimiz sığmış, içtenlikle sohbet edebiliyorduk. Bu halden de en çok Bülent Bey memnun görünüyordu. Her şeyi öğrenmek istiyor, aklına gelen ne varsa sormaya devam ediyordu.

"Ne kadar süre çalışıyorsunuz? Tek başına olduğundan yetişmek kolay değildir...”

“Haftanın 6 günü buradayım, bir iş aldığımda bitene kadar çalışırım. Size 6 gün dedim ama daha yeni Ömerli’de bir iş aldım, pazar günü de çalışmak durumunda kaldım. Bilir misiniz Ömerli taraflarını?”

“Tabii, çok iyi bilirim.”

“Epeyce uzak. İş olsun da her gün, her saat çalışırız. Zaten bienaller olunca 24 saat çalışmak şart.”

Bülent Bey başını sallayıp güldü, elini uzatıp “O konuya geleceğim dur” dedi. O sırada İKSV ekibinden birkaç arkadaş içeri girdi. Eczacıbaşı, gözleriyle İstanbul Bienali Proje Koordinatörü Gamze Öztürk’ü gösterip “Bizimkiler sana zorluk çıkarıyor mu?” deyince Özkan Usta ellerini açıp konuşmaya başladı;

“Aman efendim... Aksine. Bazen babamla yalnız kaldığımızda konuşuyoruz. Çok kaliteli ve nazik insanlar her biri. Ben onların güvenlerini kaybetmemek için çok çalışıyorum.”

“Yok usta, sen güven kaybetmezsin. Seni çok seviyorlar.”

Burada söze Gamze Hanım girdi, “İnanın hepsi karşılıklı, ne kadar zor bir şeyle karşılaşırsak karşılaşalım biliyoruz ki Özkan Usta bunu kesinlikle yapar.”

Özkan Bey: “İşte bunu kaybetmek istemem...”

Bunun üzerine Bülent Bey ustanın dizine babacan bir tavırla vurup “O kadar zaman baskısı oluyor ki yetişmesi gerçekten güç. Bir de sanatçı tercihleri var. Sırf o başlı başına bir olay. Sanatçı titizliği var, onları memnun etmek kolay değildir. Eh İKSV’lileri memnun etmek de kolay değildir.” (Gülüyor.) “Ama gördüğüm kadarıyla sen becermişin o işi. Seni herkes çok seviyor, ne mutlu!” dedi.

‘BİZİM İÇİN DE BÜYÜK ŞANS’

Çay bitiyor, bardaklar anında doluyor. Duvardaki aile fotoğraflarını gören Eczacıbaşı, “Hanım bu çalışma temposundan şikâyetçi değil mi?” diye sordu. Bu soruyu duyar duymaz Özkan Bey bir şeyi unuttuğunu hatırlayıp hemen ayağa kalktı. Tozlanmasın diye üstünü folyoya sardığı simit ve kaşar dolu tabakları hazırlamaya başladı. Bir yandan da anlatıyor, “İlk seneler hanım tepkiliydi. Fakat yaklaşık 2-3 senedir anlayışla karşılıyor, hatta o beni çalışmaya teşvik ediyor. Lütfen buyurun...” Bülent Bey, “Çok zahmet ettin, çok teşekkür ederim. Memnuniyetle yerim” deyip bir eline kaşar peyniri, diğer eline simidi alıp dinlemeye devam etti. Dayanamayıp ben de aldım, Bülent Bey de “Yemelisin, çayla çok iyi gider” diye beni teşvik etti. Bu sohbetle hem de nasıl gitti...

Özkan Bey uzun uzun bienal zamanları çalışmalarını anlattı, Bülent Bey dikkatle dinlerken arada “Ne diyorsun yav, çok zor gerçekten” gibi yorumlar yaptı. Bir ara “Bienal sonrası dükkâna dönüp çalışmak bana artık tatil gibi geliyor” deyince hem şaşırdık hem de güldük. Bülent Bey bunun üstüne “Tatil yapıyor musunuz hiç?” diye sordu, Özkan Usta ‘arada sırada’ manasında elini sallayıp “Yani, bazı seneler olmuyor” deyince “İki yılda bir yapamadığın olmuştur, malum bienal. Hassas bir konuya değindim sanırım, İKSV’ye o kadar çok çalışıyorsunuz ki...” dedi Eczacıbaşı.

‘BURALARI YAŞAYAN İŞLEYEN YERLER’

Öğrendiğime göre Özkan Usta geçen yaz tatile gitmeden önce İKSV’deki çalışma arkadaşlarını arayıp “Bienale 3 hafta var, bir iş çıkacaksa tatile gitmeyeyim” demiş. Artık ne yapsın, her şey tamamdı... O da gönül rahatlığıyla İzmir’e gitmiş ailesiyle. Üçüncü çayları doldururken Özkan Bey, “Bu yıl bir daha gitmeyi düşünüyorum ama bilmiyorum” deyince Bülent Bey takılıyor ustaya “Bu sene de İstanbul Tasarım Bienali geliyor, sen olmazsan yanarız!” (Kahkahalar.)

“Ben bu işi severek yapıyorum efendim. Tatil önceliğim değil zaten. Okulunu okudum, gönül verdim.”

Eczacıbaşı: “Her bakımdan belli. Konuşmandan, yaptığın işten... Bizim için de büyük şans.”

Özkan Bey yaptığı işlerden birkaçını göstermeye başladı. Dükkâna sığdıramamış işleri ama bilgisayarında hepsinin fotoğrafı var. Tek tek fotoğrafları göstermeye başlayınca Bülent Bey “Demek bunu da sen yaptın ha usta?” deyip şaşırıyor, ama her bir eseri ve yılı hatırlıyordu. Bir ara tasarım bienalindeki mantar kaplamalı işleri gösterirken Özkan Bey “Bu kısımları ben yapmıştım yine mantar senesinde” deyince Bülent Bey bastı kahkahayı: “Adı mantar senesi kaldı onun da... Yahu bienalin en ilgi çeken işleri sizin elinizden geçmiş. Elinize sağlık...”

Eczacıbaşı’nı küçücük bir marangozhanede böyle keyifli görünce dayanamayıp sordum, “Bülent Bey en son ne zaman bir marangozhaneye girdiniz?” Bir elinde çay, hatırlamak için yukarı bakıp düşünmeye başladı ve, “Valla hatırlamıyorum. Eskiden çok giderdim, özellikle sporla daha çok haşır neşir olduğum zamanlarda. Gençlik yıllarımda yelkenliyle uğraşırken çok sık gider ve hatta hiç çıkmazdım bu tür atölyelerden. Buraları yaşayan, işleyen yerler. İnsanı iyi hissettiriyor.”

Özkan Bey, bir elinde telefon bu anı ölümsüzleştirmek istedi, “Selfie başaramam ama siz bizi çekerseniz çok sevinirim” dedi. HTDokun’dan arkadaşlarımız fotoğraflarını çektikten sonra, “Bu fotoğrafı çıkartıp dükkânın en güzel köşesine asacağım” diye ekledi. Bülent Bey “O halde Burhan Bey de gelsin. Lütfen gelin” deyince önce Burhan Amca, Özkan Bey’in ısrarıyla sonra da ben kareye girdim. Bülent Bey bir taraftan beni diğer taraftan ustayı sıkıca sardı ve pozumuzu verdik. Özkan Bey’in mutluluğu ister istemez bana da geçti. Bülent Bey giderken “Sıkıntın olur, bizimkiler canını sıkar, mutlaka bana bildir. Çok memnun oldum” dedi ve ayrıldı. İnsan böyle anlarda gazeteci olduğunu hissediyor...

Özkan Şener, geçen yıl İstanbul Bienali’nde Pedro Gomez Egana, Mark Dion, Kasia Fudakowski gibi birçok sanatçının eserlerini oluşturmasında yardım etti. Şimdi de 4. İstanbul Tasarım Bienali için İKSV ekibine yardım edecek

‘BUGÜNE KISMETMİŞ’

Eczacıbaşı’nın 45 dakikalık ziyaretinden sonra Özkan Usta ile baş başa kaldık, sohbet ettik. Hâlâ heyecanlıydı...

Ne hissettiniz Bülent Eczacıbaşı dükkânınıza geldiğinde?

Her şeyden önce heyecan duydum. Tabii 6 senedir emek verdiğimiz bir organizasyonun, kurucusu... Bizim için o işle alakalı en önemli kişiyi ağırlamış olduk. Çok mutlu olduk.

Bekliyor muydunuz röportajımızı okuyup gelmesini?

Açıkçası beklemiyordum. Ben daha önceki senelerde belki mekânlarda, bienalde karşılaşırız diye düşünmüştüm. Kısmet bugüneymiş. Sağ olsunlar ziyaretimize geldiler. Size de çok teşekkür ederim. Sağ olun emeklerinize, bizi de mutlu ettiniz.

Siz geleceğini ne zaman öğrenmiştiniz?

2 gün önce öğrendim. Ancak ziyaret etmek istediklerini birkaç hafta önce arayıp söylemişlerdi. Ama esnaf adamım, bir işim olur gelirler beni bulamazlar, o yüzden iki gün önce aramalarını rica ettim. İnşallah bir kusur işlememişizdir.

Gerçi kendisi de söyledi, tasarım bienali yaklaşıyor, başladınız mı çalışmalara?

Henüz değil ama görüşmelerimiz başladı. Ekip başladı ama benim için erken henüz. Yazın başında devreye gireriz.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300