Ege Penceresi'nde bugün Türkiye Biyodizel Sanayi Derneği Başkanı Selçuk Borovalı’yı konuk ettik. Borovalı, Türkiye’nin hem bugünü, hem de yarını için çok önemli bir yer tutan biyodizel sektörünün gelişmesi adına ciddi mücadele veriyor. Avrupa’daki kuralların ülkemize de yerleştirilmesi, yatırımcıların arttırılması, yatırımların kolaylaştırılması ve Türkiye’nin bu sektörden daha fazla yararlanması için çalışmalar yapıyor. Selçuk Borovalı’ya sektörün durumunu ve geleceğini sorduk, o da sorularımızı tüm ayrıntılarıyla yanıtladı.

***

-Motorine biyodizel harmanlanması zorunluluğu Ocak 2019 ayı itibariyle birinci yılını tamamladı. Bize ilk yılın değerlendirmesini yapabilir misiniz?

SELÇUK BOROVALI: Ülkemizde biyodizel sektörünün12 yıllık bir geçmişi var ve 11 yıl boyunca mevzuata uygun olarak motorine biyodizel harmanlanması gönüllülük esasında yüzde 2 oranında devam etti. Özellikle Avrupa Birliği’nde yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında biyo yakıtların zorunlu harmanlanmasına yönelik mevzuatta benzer olarak ülkemizde de 2018 yılında zorunlu harmanlama yüzde 0.5 oranında uygulanmaya başlandı. Zorunluluğun ilk yılında Türkiye’de 110 bin ton biyodizel harmanlanması başarıyla gerçekleştirildi.
Biyodizel üreticileri açısından son derece başarılı bir yılı geride bıraktığımızı görüyoruz. 50 bin ton seviyesinde ilerleyen üretim rakamları zorunluk ile birlikte bir yıl içerisinde 110 bin ton seviyelerine kadar çıktı. Ekonomik olarak zor bir yıl olmasına karşın biyodizel üreticileri bütün taahhütlerini yerine getirerek genel olarak iyi bir yılı geride bıraktılar. Biyodizel sektöründeki bu olumlu gelişmeler, sadece üreticiye değil aynı zamanda harmanlama yapana, tüketiciye de önemli bir katma değer sağladı. Bu olumlu gelişmeler ışığında harmanlamanın artarak devam edeceğine inanıyoruz.

-Türkiye önümüzdeki dönemde neden biyodizel yatırımı yapmak zorunda?

S.B.: Biraz daha geniş bir çerçeveden konuyu ele alırsak biyoyakıtlar, atıkların geri dönüşüm ekonomisi yoluyla kazanımı, ithal ikamesi yaratılması, tarımsal alanda sağlanan yerel kalkınma, üretim süreçleri sonucunda çıkan yan ürünlerin yem sanayine ham madde olarak kullanılması gibi pek çok farklı alana etki eden önemli faydalar zinciri sunmaktadır. Türkiye perspektifi açısından baktığımızda ise ülkemiz için tüm bu alanlar son derece önemli, 12 yıldır devletimiz tarafından da desteklenen biyodizel sektörüne yapılan yatırımların artması için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

-Avrupa Birliğine Üye ülkelerin biyodizel  harmanlama zorunluluğu ve üretim rakamlarından kısaca bahsedebilir misiniz?

S.B.: Avrupa Birliği’nde sektörel gelişim aşağı yukarı Türkiye ile aynı zamanda başlamasına rağmen özellikle harmanlama miktarları ve pazar büyüklüğü Türkiye’nin çok ötesine geçmiş durumdadır. Avrupa Birliği’nin bu konuda çok istikrarlı bir gelişimi olduğunu görüyoruz. Zorunluluk ile çıkılan yolda yıllar içerisinde zorunlulukların kademeli olarak arttığı bir süreç yönetiliyor. Şu anda Avrupa Birliği toplamında yaklaşık 15 milyon ton civarında biyodizel harmanlaması gerçekleştiriliyor ve üye ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte harmanlama zorunluluğunun yüzde 7 seviyelerinde olduğu görülüyor. Gelecek yıllarda bu seviyenin artarak devam edeceği ön görülüyor. Avrupa Birliği’nin yıllar içerisinde kat ettiği mesafenin bir benzeri Türkiye’de de görülmeye başlandı ve Avrupa Birliği önümüzde son derece güçlü bir örnek olarak duruyor.

-Biyodizel yatırımlarının ülke ekonomisine sağlayacağı kazanımları verilerle anlatır mısınız?

S.B.: Verilerle aktarmak gerekirse 2 milyar TL değerinde bir kazanım sağlandığı görülüyor. Türkiye ekonomisi boyutunda belki bu rakam küçük gelebilir ama sektörle birlikte harekete geçirilen diğer sektörler ve buralardaki ekonomik kazanımlarda hesap edildiğinde ciddi bir değer sağlandığı görülüyor. Örneğin çevreye zararı olan atık bitkisel yağların ham madde olarak kullanımı ile sadece atık ekonomisi kapsamında 200 milyon TL’lik bir katkı sağlandığı biliniyor.

-Biyodizel yan ürünü gliserin nedir? Nasıl değerleniyor?

S.B.: Biyodizel üretim süreçlerinde bir kimyasal reaksiyon sonucunda ana ürünümüz Metil Ester ile biyodizel ve yan ürün olarak da gliserin elde ediliyor. Son yıllarda Türkiye’nin 35-40 bin ton civarında gliserin ihtiyacı olduğunu tespit ettik ve bunun tamamı yurt dışından karşılanıyordu. Dolayısıyla biyodizel sektörü yan ürün olan gliserin rafine ederek yüzde 100 bir ithal ikamesi yaratılması ve pazar ihtiyacının önemli bir kısmının yerli kaynaklardan sağlanmasına katkı sunmaktadır. Biyodizel üretirken yan ürün olarak çıkan gliserin, kimya sektörünün farklı alanlarında kullanılmaktadır. Karayollarında kullanılan boyalardan, kozmetik sanayine kadar çok geniş bir yelpazede önemli bir ham madde niteliğindedir. Özellikle bu ürünü kendi yerli kaynaklarımızdan bir prosesin sonucunda elde etmek ve yine iç pazarın ihtiyacına sunmak, ülke ekonomisi için önemli bir başarıdır.

-Biyodizel sektörünün ham madde kaynağını oluşturan yağlı tohum bitkilerinin tarımında bugünkü konumumuz nedir?

S.B.: Biyodizel maceramız 12 yıl önce başlarken, Türkiye’deki hammadde çeşitleri ve bu tarım ürünlerinin bizim tarım desenimize uygunluğu konularında çalışmalar yaptık. Gördük ki, Türkiye’de tarım yapılabilir milyonlarca hektar arazimiz varken, geleneksel tarım ürünlerinin dışında çok fazla pazar oluşmadığı için yeni ürünler tarım mozaiğine pek girmemiş. Biyodizel sektörü olarak ciddi bir görev üstlendik, özellikle yağlı tohum tarımında Türkiye’de yapılabilecek çok şey olduğunu görerek, aspir, kanola ve ketencik gibi yağlı tohum bitki türlerinin yetiştirilmesi için  Tarım Bakanlığı desteği ile tarım projemizi devreye soktuk. Bunu yaparken de gıda ürünleri ile rekabete yol açmasın, farklı türler ile rekabet etmesin diye de süreci titizlikle yönettik. Geldiğimiz noktada 2019 yılında Kanola hasadımız yaklaşık 250 bin ton bekleniyor. Bu rakam 2-3 sene önce 50-60 bin tonlardaydı, dolayısıyla seneler içerisinde doğru projeler ile katlanarak arttı. Üreticiye bıraktığı gelir açısından, mevcut tarım ürünleri içerisinde en çok gelir getiren ürünlerin başında geliyor. Kanola, devlet desteği ile ürün başına en çok teşvik verilen ürünlerden bir tanesi olduğu biliniyor. Özellikle çiftçilerimize kanolayı münavebe içerisinde değerlendirmelerinin önemini vurguluyoruz. Pancar ekerken, buğday ekerken 2-3 yılda bir toprağı zenginleştirmek için başka ürünler ekmek gerekiyor, bu münavebe sırası içerisinde kanolanın çok iyi bir yeri var. Çiftçilerimize bölgeye uygun tohum seçimi, verimlilik arttırmanın yolları, gübre ve ilaç kullanımı ve uygulanacak teknikler ile ilgili de danışmanlık veriyoruz. Biyodizel sektörü tarafından bakıldığında sektörde yaratılandan çok daha fazla katma değerin tarım sektöründe yaratıldığını görüyoruz. Bu sonuçlar sektörün istikrarlı ilerlemesi için çok önemli nedenler olarak ortaya çıkıyor.

-Biyodizel üretimi için iki kaynak var. Birincisi yerli tarım ürünleri, diğeri ise bitkisel atık yağlar. Bitkisel atık yağların ekonomiye geri kazandırılması süreci nasıl ilerliyor? Toplama miktarı hedefi nedir? Nasıl arttırılır?

S.B.: Bitkisel atık yağ, biyodizel sektörü içerisinde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Bitkisel atık yağ toplanması sektörel gelişime paralel olarak yıllar içerisinde artıyor. Ülkemizde çeşitli zorluklar olmak birlikte, şu anda yıllık yaklaşık 35 bin ton civarında bitkisel atık yağ toplanıyor. Atık aslında bizim sektörümüz için bir ham madde niteliğinde, dolayısıyla bu atıkların mevzuata uygun bir şekilde toplanıp Biyodizel üretim tesislerine ulaştırılması gerekiyor. Konu ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı önemli bir mevzuat bulunuyor. Bu mevzuat gereğince yine bakanlık tarafından devreye alınan MOTAT sistemi ile atığın çıktığı andan itibaren bertaraf edilene kadar yaşam döngüsünü takip ediliyor. Bu atıkların toplanması önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek. Özellikle Dünya’da Türkiye’de de atıkların geri dönüşümü noktasında biyo yakıtların önemi her geçen gün artıyor.

-Evlerde biriktirilen atık yağlar nasıl sisteme dahil edilebilir? Tüketiciler nereden bilgi alabilir?

S.B.: Evlerden ya da  endüstriyel mutfaklardan çıkan atık bitkisel yağların hepsinin sağlıklı bir şekilde bertaraf noktasına ulaştırılması son derece önemli. Tüketicinin bilinçlendirilmesi ve yerel idarelerin mahallelerde toplama noktalarına ilişkin gerekli düzenlemeleri yapması ile birlikte atık yağ toplama süreçleri de daha etkin hale geldi. Özellikle son yıllarda Türkiye’de Sıfır Atık Projesi ile gündeme gelen atıkların ekonomiye geri kazandırılması üzerine bir süreç yönetiliyor. Bu çerçevede kamuya açık alanlarda, vatandaşlarımızın kolaylıkla ulaşabileceği noktalarda atık bitkisel yağların toplanarak bertaraf noktalarına getirileceği bir sistem kurulduğunu ve bu sisteminde günden güne geliştirildiğini görüyoruz. Türkiye’de bu konu her geçen gün daha da önem kazanmaya başladı. Türkiye’de yaklaşık 300 bin ton civarında toplanabilir atık yağ olduğu hesabından yola çıkarak, önümüzdeki birkaç sene içerisinde  yıllık 70 bin ton atık yağ toplama rakamlarına ulaşacağımızı ön görüyorum.

-Biyodizel Sanayi Derneği olarak bir endüstri raporu yayınlamaya hazırlanıyorsunuz. Bu raporun içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz?

-Biyodizel Endüstri Raporu neredeyse tamamlandı. Özellikle sektörde konusunda uzman kişiler tarafından sektörün mevcut bir değerlendirilmesini yapalım ve ekonomik açıdan biyodizel sektörü ne ifade ediyor bunu tarafsız olarak ortaya koyalım istedik. Raporda tarım perspektifi, akaryakıt sektörü perspektifi ve çevre ve iklim değişikliği perspektifi açısından biyodizelin yaşam döngüsüne ilişkin farklı bakış açılarıyla sektörün ele alındığı bölümler yer alıyor. Amacımız sektörün tarafsız ve genel olarak bir değerlendirmesini yapabilmek. 2018 yılında biyodizel sektörünün nasıl bir fayda sağladığını ve ne kadar çok alana etki ettiğini görmek istedik ve bu açıdan da raporu önemsiyoruz. Raporu sektörün içerisinde yer alan tüm paydaşların bilgisine sunacağız.

-Avrupa Birliği uygulamalarına baktığımızda harmanlama oranlarının kademeli olarak arttığını görüyoruz. Ülkemizde sektörel ilerlemenin önünü açabilmek için  hangi alanlarda desteklemeler yapılması gerekiyor?

S.B.: Biyodizel aynı zamanda bir tarım projesidir. Türkiye biyodizel projeleri için mükemmel bir ülke. Yerli hammadde kaynağımız son derece geniş, tarım desenimiz çok elverişli, yasal mevzuatımızda da hiçbir eksiklik bulunmuyor. Paydaşımız olan akaryakıt sektörü ile el ele sektöre destek vererek sektörün önünün açılması gerekiyor. Bu şekilde zorunlu harmanlamanın kademeli olarak yüzde 0.5’ten yüzde 0.6’ya 0.7’ye çıkacağını umut ediyorum. Bu enerjiyi de tüm paydaşlarımızda görüyorum. Biz önümüzdeki birkaç sene içerisinde 250 bin ton biyodizel harmanlamasının başarılı şekilde yapıldığını konuşuyor olacağız, bunun ayak seslerini şimdiden duyabiliyorum.