Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’de 20 aydır devam eden iç savaşın, hiç tartışmasız en önemli figürü. Suriye meselesinde Lavrov’un, emrinde olduğu Devlet Başkanı Vladimir Putin’den bile etkili olduğundan zerre şüphem yok. Rus uzmanların anlattıklarına bakılırsa Putin de dış politika konusunda Lavrov’un tavsiyelerine uymaktan başka bir şey yapmıyor.

Hal böyle olunca Lavrov’un inanılmaz bir özgüvene sahip olmasına da şaşmamak gerekiyor. Tabii özgüvenin daha sağlam temellere dayandığını da kabul etmek lazım. 10 yılı aşkın süre BM’de Rusya elçiliği yapmış, soğuk savaş sonrası Rus dış politikasının şekillenmesinde en önemli rolü oynamış. 8 yıldır Rusya’nın en önemli ikinci koltuğunu işgal etmeye devam ediyor olması başarısının en somut kanıtı.

Kendisini yakından tanıyan isimlerin anlattıklarına göre iki önemli özelliği var Lavrov’un.

Çıkarlarına ters düşen teklifleri çekinmeden reddediyor. Bu özelliği onu bir ara Kofi Annan ile kavganın eşiğine bile getirmiş. Eski genel sekreter Annan, 2003’te sigarayı yasaklayınca BM koridorlarında tam bir Lavrov Baharı yaşanmış. Diğer BM elçileri küllüklere veda ederken Lavrov, “Başlatmayın Annan’ından da... Bu adam BM’nin sahibi mi sanıyor kendisini!” diyerek BM koridorlarında sigara tüttürmeye devam etmiş.

İkinci özelliğiyse kafası attığında kimseyi tanımaması ve ağzına geleni söylemesi. Kapalı kapılar ardında yaşananları bilmiyoruz tabii, ama Gürcistan savaşı sırasında kendisini telefonla arayan İngiliz bakan Miliband’e söyledikleri hâlâ dillerde.

İşte Suriye’de 20 ayda 30 bin can alan, yüz binleri evsiz, milyonları yetim ve sakat bırakan iç savaşın sona erip ermeyeceği, büyük ölçüde bu adamın, Lavrov’un ağzından çıkacak iki lafa bakıyor. Lavrov, Esad’ın gerçek sahibi. O “Dur” dediği için Esad o koltukta oturmaya devam ediyor.

Bu nedenle Lavrov’un Suriye meselesini nasıl okuduğunu iyi anlamak gerekiyor. Lavrov, Suriye’ye ilişkin en teferruatlı açıklamasını önceki gün yaptı ve özetle şunları söyledi: “Bugün yaşananlar Bush’un temelini attığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonuçları. Ortadoğu’nun jeopolitik haritası yeniden şekillendiriliyor. Birçok oyuncu kendi jeopolitik pozisyonunu korumaya çalışıyor. Birçoğu için önemli olan Suriye değil İran. Tahran’ın en yakın müttefiki Esad’dan kopması gerektiğini açıkça söylüyorlar. Esad günah keçisi. Bu yöntem sürdürülebilir bir sonuç getirmez. Tek çözüm ateşkesle başlayacak diyalog sürecinde ve Cenevre bildirisinde. Cenevre, dış oyuncuların ateşkes için eşzamanlı çalışmasını öngörüyor.”

Söylediklerine bakılırsa, tünelin ucunda bir ışık var. Başladığı noktada değil az da olsa yumuşamış, değişime karşı çıkmıyor Lavrov. “Bölge yeniden şekillenirken” Rusya’nın ağırlığını muhafaza edebileceği bir formül bulunsun istiyor. Esad’ın gitmesine de “Nyet-Olmaz” çekmiyor. “O bir günah keçisi” diyerek, zamanı gelince günahkâr keçiyi kurban etmeye hazır olduğu sinyaliyle “Müzakere kapısı açık” mesajı veriyor.

Türkiye’nin de ne istediği belli: Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar versin, Esad gitsin. Aslında Ankara, muhalefetin sıcak baktığı Faruk el Şara’yı, geçiş sürecini yönetecek lider olarak öne sürerek müzakere kapısından girdi bile.

Şimdi sıra kapıda bekleyen ABD’de. Lavrov’u Esad’dan vazgeçirmek için ABD de karnından konuşmayı bırakmalı. Lavrov’a, Annan’a kafa tutup BM koridorlarında sigara içmesiyle, Esad’ın evrensel kuralları ayaklar altına alarak çocuk katletmesinin aynı şey olmadığını açıkça anlatmalı. Sanırım bunun için de en iyi ihtimalle 6 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimini beklemek gerekiyor.

Kurban Bayramı’nızı kutluyor, bu mübarek günün kan ağlayan Suriyeli kardeşlerimiz için huzura vesile olmasını temenni ediyorum.