HABERTURK.COM / Gülveda Özgür

Ortadoğu uzmanı Amerikalı Profesör Dr.Alon Ben-Meir habertürk.com’a ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaretleri ve Türkiye- İsrail arasındaki uzlaşmayı değerlendirdi.

Prof. Ben-Meir Habertürk Televizyonu New York muhabiri Gülveda Özgür’ün sorularını yanıtladı. İsrail ile Türkiye arasındaki uzlaşmayı ve uzlaşmanın Suriye krizine etkisi ile ilgili önemli tespitlerde bulunan Prof. BenMeir ‘’bölgedeki barış ve istikararın anahtarı Türkiye ve İsrail’in elinde’’ değerlendirmesini yaptı. New York Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde Ortadoğu Sorunu üzerine ders veren Prof.Prof.Alon Ben-Meir, giderek mezhep çatışmasına dönüşen Suriye krizinin bölgeyi bir felakete sürükleme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekti. Ben-Meir’e göre; Suriuye’deki son gelişmeler İsrail ile Türkiye’yi mecburen birbirine yakınalştırdı.

 

S: ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye’yi iki ayda üç kez ziyaret etti. Amerikan Dışişleri Bakanı Kerry’nin Türkiye’yi bu kadar sık aralıllarla ziyaret etmesinin nedeni ne?

KERRY’NİN ZİYARETİ İSRAİL İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ NORMALLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRMAYI AMAÇLIYOR ABD TÜRKİYE VE İSRAİL İLE BİRLİKTE SURİYE İÇİN YOL HARİTASI BELİRLEYECEK

Prof.Alon Ben-Meir: Kerry’nin ziyareti İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecine girmesiyle doğrudan orantılı. Buna Suriye’deki son gelişmeleri de eklerseniz Kerry'nin bölgedeki en önemli iki mütefiki ile Suriye konusunda işbirliğini artırmanın yollarını arıyor diyebilirz. Kerry taraflardan diplomatik ilişkilerin bir an önce eski hale getirilmesini talep etti, bu tarafların büyükleçilerini görevlendirilmesiyle başlar. Waşington Ankara ve Tel Aviv ile birlikte Suriye’den gelebeilecek herhangi bir tehdit ve provokasyon karşısında nasıl ortak hareket edileceğini belirlemye çalışıyor. İkili görüşmelerde Suriye’den yayılabilecek kimyasal silahlar konusu ele alındı. Taraflar kimyasal silahların yanlış kişilerin eline düşmesi durumunda ABD, Türkiye ve İsrail arasında koordinasyonun nasıl sağlanacağı konusunda ortak bir plan üzerinde çalışıyor. Suriye’deki sivil savaşın her geçen gün kötüleşmesi, ülkenin bütünlüğünü tehdit ediyor. Suriye’nin parçalanma sürecine girmesi Türkiye ve İsaril’i doğrudan etkileyecek. Böyle bir olasılık iki ülkenin ABD ile birlikte ortak hareket etmesini zorunlu kılıyor. Kerry’nin son ziyaretlerinin amacı da Türkiye ve İsrail’in desteği ile Suriye’nin geleceği için bir yol haritası hazırlamak.

S:ABD’nin bölgedeki en önemli iki mütefiki olan Türkiye ve İsrail’den Suriye konusundaki beklentileri neler?

ABD, İSRAİL VE TÜRKIYE’NİN SURİYE KONUSUNDA ORTAK HAREKET ETMESİNİ İSTİYOR ABD’NİN TÜRKİYE’DEN SURİYE İLE İLGİLİ BEKLENTİLERİ İSRAİL’DEN DAHA FAZLA

Prof.Alon Ben-Meir: ABD’nin Suriye konusunda İsrail ve Türkiye’den farklı beklentileri var. Ancak beklentiler farklı olsada Suriye konusunda atacakları adımlardan her iki ülkenin birbirinden haberdar olması gerekiyor. ABD İsrail’den Suriye’ye müdahale etmesini istemiyor. İsrail’in Suriye’ye müdahale etmesi krizin bölgede daha geniş bir alan yayılmasına neden olacak. Türkiye’nin konumu farklı. ABD Türkiye’ye muhaliflere daha fazla yardımda bulunması için daha fazla destek verecek. Kerry’nin hem İsrailli hem de Türki yetkililerle yaptığı sık görüşmelerden ABD’nin Suriye krizinde daha merkezi bir rol üstelendiğini gösteriyor. İlerleyen günlerde ABD'nin Suriyeli muhaliflere doğrudan silah yardımında bulunmaya başlayacak. Türkiye Suriye konusunda daha fazla şey yapabilir.

S: Peki bu Türkiye’yi ateşe atmak anlamına gelmiyor mu?

TÜRKİYE SURİYE ATEŞİ’NİN ORTASINDA ABD, İSRAİL VE TÜRKİYE ESAD SONRASINA HAZIRLANIYOR ABD, TÜRKİYE VE İSRAİL SURİYE’DE DEĞŞİMİ SAĞALAYABİLECEK GÜÇTE

Prof.Alon Ben-Meir: Türkiye ateşin içinde zaten. Muhaliflere yaptığı askeri ve lojistik yardımlarla ve mültecilere kapısını açmasıyla krizin içinde yer alıyor. Ankara Suriye krizi çıktığından bu yana hiç bir zaman pasif bir diplomasi izlemedi. ABD, İsrail ve Türkiye artık Esad düşecek mi sorusunu yöneltmiyor, Esad düştükten sonra Suriye’ye ne olacak sorusuna cevap arıyorlar. Türkiye ve İsrail Esad’tan sonrasına hazırlık yapıyor. Eğer Suriye bölünürse sivil savaş daha da büyür, ve savaş Sunniler, Şiiller, Hristiyanlar, Durziler, ve Aleviler ile Kürtler arasındaki bir mücadeleye dönüşür. ABD, İsrail, Türkiye ve Ürdün’e direnişe ve savaşa son verme, Suriye’deki olayların yönünü belirleme, muhaliflere daha fazla destek sağlama ve Esad Rejiminden sonra yeni yönetimi sağlam bir zemine oturtma konularında önemli görevler düşüyor. Tüm bunlar bölgenin istikrarı ve geleceği için kritik öneme sahip. ABD, Türkiye ve İsrail’i bölgede bu değişimi sağlayacak en önemli üç ülke arasında sayabiliriz.

S: İsrail’in Suriye sivil savaşını sona erdirme sürecindeki rolü ne peki?

İSRAİL’İN SURİYE MÜDAHALESİ İSTİHBARAT PAYLAŞIMI İLE SINIRLI KALMALI İSRAİL SURİYE’DEKİ KİMYASAL SİLAHLARIN YERİNİ BİLİYOR ABD, TÜRKİYE VE İSRAİL SURİYE’NİN İÇ İŞLERİNE MÜDAHALE EDER GİBİ GÖRÜNMEKTEN KAÇINMALI

Prof.Alon Ben-Meir: İsrail’in bölgede ABD dahil hiç bir ülkenin sahip olmadığı istihbarata sahip, ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin önemli istihbarat bilgilerine ulaşabilecek kapasiteye sahip tek ülke konumunda. İsrail’in kimyasal silahların Suriye'de nerede saklandığına dair bilgisi var. İsrail yönetimi hem ABD hem de Türkiye’ye istihbarat sağlayabilir, ve bunlar arasındaki koordinasyon ve işbirliğini sağlayarak Suriye’deki krizin bölgesel bir savaşa dönüşmesini ve kimyasal silahların istenmeyen sahıs veya grupların eline düşmesini engelleyebilir. İsrail Türkiye için de bölgede önemli rol oynayabilir, ancak hem İsrail hem de ABD Türkiye ile çalışırken dışarıya Suriye’nin iç işlerine müdahale eder gibi görünmekten kaçınmalı.

S: Başkan Obama, İsrail ziyareti sırasında bölgeyi çok yakındına ilgilendiren önemli bir gelişmeye aracılık etti. İsrail’in üç yıldır geciktirdiği özür geldi. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

TÜRKİYE- İSRAİL UZLAŞMASI ORTADOĞU’NUN İSTİKRARI VE GELECEĞİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ ANKARA, İSRAİL-FİLİSTİN BARIŞINDA ARABULUCU ROL ÜSTLENEBİLİR

Prof.Alon Ben-Meir: Üç yıl önce meydana gelen sekiz Türk ve bir Amerikalı’nın hayatını yitirdiği tarjik olay ile ilgili İsrail’in nihayet Türkiye’den özür dilemesi, Başbakan Netanyahu’nun tarafından atılımış çok önemli bir adım. İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi için ikna çalışmalarımız başından beri yoğun olarak sürüyordu, bu adım çok daha önceden atılması gerekirdi. Başkan Obama’nın İsrail ziyaereti sırasında bu konuya son noktayı koyması hem Amerikalılar için hem de Türkiler için büyük bir başarı. Türkiye ve İsrail arasındaki barışın özellikle Suriye’deki son gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde çok önemli etkileri olacak. İsrail ve Türkiye Suriye’de son iki yıldır devam eden sivil savaştan doğrudan etkileniyor. Ankara ve Tel Aviv'in Esad’ın düşüşünden sonra Suriye ve tüm Ortadoğu’daki yeni oluşumlar ve gelişmelerden etkilenmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bölgenin en güçlü iki ülkesi Türkiye ve İsrail arasındaki uzlaşma Ortadoğu’nun istikrarı ve geleceği için büyük önem taşıyor. Netanyahu Yönetimi itiraf etmek istemese de, Ankara ile Tel Aviv arasındaki son gelişmeler İsrail ile Filistin barış sürecini de doğrudan etkileyecektir. Türkiye’nin Hamas ve aynı zamanda Filisitin Yönetimi ile yakın ve iyi ilişkileri olması barış sürecinde pozitif rol oynamasını sağlıyor. Türkiye, Hamas ile iyi ilişkileri olmasından dolayı, Hamas'ın daha barışçıl bir tutum benimsemesi konusunda ikna etme gücüne sahip. Aynı zamanda İsaril’in Gazze’ye yönelik ablukasını esnetme konusunda olumlu rol oynayabilir. İsrail ile Türkiye arasındaki bu uzlaşma, bölgedeki gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde iki ülke önümüzdeki aylarda bir çok başarılı girişime imza atacak.

S: İki ülke arasındaki uzlaşma sağlanması çok zaman aldı. Netanyahu’nun şu anda bulunduğu konum bundan iki yıl öncesine oranla çok da farklı değil. Özür dileme süreci neden bu kadar uzun sürdü?

NETANYAHU TÜRKİYE’DEN DAHA ÖNCE ÖZÜR DİLEMEYE HAZIRDI OBAMA’NIN KİŞİSEL ÇABALARI ÖZÜR DİLEME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI

Prof.Alon Ben-Meir : Özrün gecikmesinin arkasında bir çok neden var. Netanyahu’nun son dört yılına baktığımızda kendisi Türkiye’den özür dilemeyi istemesine rağmen, önceki hükümetin Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve ‘"benim askerim asla hata yapmaz’’ diyen eski Savunma Bakanı Ehud Barak İsaril’in özür dilemesine karşı çıkıyordu. Her iki Bakan özür dilenirse Hükümet'ten istifa edeceklerini beyan ederek, Netanyahu’nun koalisyon hükümetini bozmakla tehdid ediyordu. Liebeman’in özellikle karşı çıkmasının arkasında Türkiye hakkında sahip olduğu ‘Türkiye yüzünü Doğu’ya çevirdi ve İslamcı bir yapıya dönüştü’ görüşü hakimdi. Liebarman’a göre; Türkiye sırtını batıya çevirdiği için İsrail ne yaparsa yapsın ikili ilişkilerin eski haline dönmesi imkansızdı. O nedenle Dışişleri Baknalığı süresince hükümetin özür dilemesine sert bir şekilde karşı çıktı. Netanyahu artık Lieberman ve Barak engeli ile karşı karşıya değil, çünkü her iki bakan da hükümette görev yapmıyor. İsrail Hükümeti’nin yeni koalisyon ortakları Başbakan Netanyahu’nun attığı adımı destekliyor. Yeni koalisyon ortaklarının desteği Netanyahu’nun elini güçlendirdi ve özür kararının alınmasına neden oldu. Elbetteki Başkan Obama’nın da bu süreçte rolü çok büyük. İsrail ve Türkiye ABD’nin iki önemli mütefiki. Başkan Obama her iki ülkenin aralarını düzeltmeleri için son yıllarda çok çaba serfetti. Başkan geçen ay İsrail ziyaretini kendisi için bir avantaja dönüştürerek, ABD’nin bu iki en önemli mütefikinin arasını düzeltmiş oldu. Dolayısyla özür dileme kararının zamanlaması ve Netanyahu’nun Başbakan Erdoğan’a telefonla görüşmesi bir çok unsurun aynı anda biraraya gelmesiyle oluştu.

S : Netanyahu’nun Başbakan Erdoğan’ı Başkan Obama İsrail ziyaretini tamamamasına dakikalar kala araması müstesna bir durum değil mi? Sizin de bir çok kez müdahil olduğunuz bu tarihi özür sürecinin perde arkasında neler yaşandı?

PERDE ARKASINDA ABD’NİN ARABULUCULUĞUNDA SON İKİ YILDA ÇOK CİDDİ PAZARLIKLAR SÜRDÜRÜLDÜ

Prof.Alon Ben-Meir: Netanyahu-Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi son dakikada verilen bir karar değildi. Tarafalar arasında daha önceden ve Başkan Obama’nın İsrail ziyareti sırasında, müzakerler sürüyordu. Ancak bazı hususlar konusunda görüş ayrılığı söz konusuydu. Buna örnek verecek olursak, özrün dili, yani Başbakan Netanyahu Başbakan Erdoğan’a ile konuşması sırasında nasıl bir dil ve hangi sözcükler kullanacaktı. Başbakan Erdoğan, İsrail’in kamoyu önünde özür dilemesini istiyordu. Ancak taraflar arasındaki müzakereler sonucunda Türk tarafı Netanyahu’nun Erdoğan’dan kişisel olarak özür dilemesini kabul etti. Taraflar bir formül üzerinde uzlaşana kadar, perde arkasında ABD’nin arabuluculuğunda çok ciddi bir pazarlık sürdürüldü. Üzerinde uzlaşma aranan unsurların çözümü bazen son dakikada olabiliyor. Tıpkı İsrail ile Türkiye arasındaki uzlaşmanın son anda gerçekleşmesi gibi. Telefon görüşmesinin zamanlamasını, Liderlerin kişisel insiyatifi değil, müzakerelerin gidişatı belirledi.

S: Türkiye ile İsrail arasındaki uzlaşma Waşington’un başarısı olarak maal edilebilir mi?

TÜRKİYE-İSRAİL UZLAŞMASI OBAMA İÇİN BÜYÜK BAŞARI ÖZRÜN ARKASINDA İSRAL’İN BÖLGEDE GİDEREK YALNIZ KALMASI VAR

Prof.Alon Ben-Meir: Sembolik olarak bu uzlaşmanın zamanlaması o kadar önemli değil. Ancak Obama’nın İsrail’den ayrılmadan Tel Aviv ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecine girmesi, Obama için önemli bir gelişme ve aynı zamanda önemli bir başarı. Aynı şekilde Netanyahu açısından değerlendirdiğimizde; İsrail’in bölgede giderek daha fazla yalnızlaşması ve Türkiye gibi nüfüsünun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülke ile ilişkileri düzeltmek Netanyahu için kritik öneme sahip. Dolayısıyla İsrail Başbakanı’nın özür dilemeyi daha fazla geciktirmeyerek, Obama'nın İsrail’den ayrılmadan harekete geçmesi önemli bir detay bence.

S: Netanyahu’nun Türkiye’den özür dilemeyi daha fazla geçiktirmeme kararında Suriye’deki son gelişmeler etkili mi? Eğer bölgede Arap baharı ve Suriye’de sivil savaş olmasaydı İsrail Türkiye’den özür diler miydi?

SURİYE’DEKİ GELİŞMELER NETANYAHU’YU ÖZÜR DİLEMEYE ZORLADI TÜRKİYE VE İSRAİL SURİYE KONUSUNDA ORTAK HAREKET ETMELİ

Prof.Alon Ben-Meir: İsrail ve Türkiye, Suriye’deki sivil savaşın nasıl sonuçlanacağını büyük bir kaygı ile izliyor. Her iki ülke de, Suriye’nin elindeki kimyasal silahlardan ve Suriye’nin ileride bölünme olasılığından endişe ediyor. Türkiye ve İsrail’in, komşuları Suriye ile ilgili ortak kaygıları haklı gerekçelere dayanıyor. Ankara ve Tel Aviv’in komşularındaki gelişmeler karşısında ortak hareket etmeleri, birlikte güvenlik önlemleri almaları, ve istihbarart paylaşımında bulunmaları bölgenin güvenliği ve istikrarı için tek başlarına hareket etmelerinden daha etkili olacaktır. Suriye’deki son gelişmeler Netanyahu’yu özür dilemeye zorladı. Elbetteki tarflara arasında ilişkilerin normalleşmesi için yoğun bir diplomasi sürdürülüyordü, ancak Suriye’deki gelişmeler İsrail’in özür dilemesinde doğrudan etkili oldu diyebiliriz. Suriye'yi birincil neden değil ama ikincil neden olarak sayabiliriz.

S: İsrail yaptığı bir yanlışla ilgili daha önce herhangi bir ülkeden özür dilemek zorunda kaldı mı? Başbakan Netanyahu’nun Mavi Marmara olayından sonra ısrarla hata yapmadık demesi, ve son olarak hata yaptıklarını kabul ederek özür dilemesi ilk kez tüm dünyaya İsrail’in hatasını kabul edebileceğini gösterdi. Bunun arkası gelir mi?

İSRAİL TARİHİNDE İLK KEZ BİR MİLLETTEN VE ÜLKEDEN ÖZÜR DİLEDİ BÖLGEDEKİ BARIŞ VE İSTİKARARIN ANAHTARI TÜRKİYE VE İSRAİL’İN ELİNDE

Prof.Alon Ben-Meir: İsrail daha önce hiç bir ülkeden ve milletten özür dilemedi. Türkiye konusuna gelince; iki ülke arasında çok uzun yıllara dayanan askeri ve istihbarat işbirliği söz konusu. Bu üç yıllık soğuk dönem sırasında askeri ve istihbarat işbirliği kesilse de ilginç olarak ticari ilişkilerde çok büyük bir artış gözlemliyoruz, özellikle son 12 ayda ticari ilişkiler en yüksek seviyede. Şu anda ilişkilerin yeniden normalleşme sürecine girmesi bölge için çok olumlu bir gelişme. İsrail tarafı diplomatik ilişkileri yeniden başlatmak konusunda oldukça sabırsız. Bölgedeki barış ve istikararın anahtarı Türkiye ve İsrail’in elinde olduğu için iki ülke arasındaki işbirliğinin her alanda sürdürülmesi çok önemli. Netanyahu, Erdoğan’dan bölgede bir çok ortak çıkarları olduğu bilinci ile özür diledi, ancak bu özür, İsrail’in hatalı olduğunu kabul ettiği ve diğer milletlerden de özür dileyeceği anlamına gelmiyor. İsaril’in özür dilemesi zayıflık belirtisi olarak görülmemeli.

S: İsrail İran’a askeri operasyon düzenlenmesini, Türkiye ise Tahran’ın nükleer programı ile iligili daha fazla diplomasi istiyor. Netanyahu ve Erdoğan İran konusunda farklı görüşlere sahip. İsrail ve Türkiye’nin ortak endişesi ise Tahran yönetiminin bölgedeki etkinliğinin giderek artırması...

TÜRKİYE, İRAN’IN NÜKLEER PROGRAMI İLE İLGİLİ MÜZAKERELERDE YENİDEN AKTİF ROL OYNAMALI

Prof.Alon Ben-Meir: İsrail ile Türkiye arasındaki uzlaşmanın bir başka boyutu hiç şüphesiz İran faktörü. Her iki ülke de İran’ın nükleer silah sahibi olmasından endişeleniyor. Ankara, Tel Aviv’in İran’a tek başına saldırmasından büyük endişe duyuyor ve Tahran’ın nükleer programına yönelik askeri müdahale yerine, diplomasiye şans verilmesinde ısrar ediyor. AKP Hükümeti, diplomatik çabaların ve farklı çözüm arayışlarının bir parçası olmak istiyor. Daha önceki arabuluculuk tecrübesinden dolayı Türkiye aslında İran’dan gelebilecek potansiyel tehlikeyi önleme kapasitesine sahip . Ankara geçmişte İran’ın nükleer programı ile ilgili yürüttüğü müzakerelere doğrudan arabuluculuk yaptı, Erdoğan hükümetinin çabaları bir yere kadar başarılı oldu, ancak Türkiye aynı rolü vakit kaybetmeden yeniden üstlenme konusunda çalışmalarını artırmalı.

S: İsrail Mavi Maramara olayını hata olarak görmememsine rağmen özür diledi. İsrail abd’nin baskısı ve kendi çıkarları doğrultusunda olduğu için mi Türkiye’den özür diledi pekii?

BEN-MEİR: MAVİ MARAMARA İSRAİL İÇİN TRAJİK BİR HATAYDI OBAMA UZLAŞMA İÇİN KİMSENİN BİLEĞİNİ BÜKMEDİ

Prof.Alon Ben-Meir : İsrail özür dilemesine rağmen Mavi Marmara olayını hata olarak kabul etmiyor, etmeyecek de, çünkü İsrailli yetkililer bunu hata olarak görmüyor. İsrail ve Amerikalı yetkililere en başında beri Mavi Marmara olayının trajik bir hata olduğunu söyledim. Özellikle iki müteffik arasında olması büyük bir hataydı. İsrailli yetkililere benim tavsiyem mavi marmara olayından hemen sonra özür dilemeleri yönündeydi. İsrail bu konuda anında özür dilemeyerek ve ilişkilerin bu kadar zarar görmesine müsade ederek korkunç bir hata işledi. Ancak Suriye’deki son gelişmeler ve bölgede dinamiklerin değişmesi bu özrü kaçınılmaz kıldı. İsaril çıkarları doğrultusunda ve pratik nedenlerden dolayı Türkiye’den özür diledi. Hatasını ne halk gözünde ne de siyasiler gözünde kabul etmiş değil. İki taraf arasında özrün şekli ve boyutu ile ilgili iki buçuk yıldır yoğun diplomasi yürütülüyordu, Obama kimsenin bileğini bükmedi sadece tarafları teşvik ederek bu diplomasi trafiğne son noktayı koydu. ABD bu süreçte taraflara Suriye’deki gelişmeler ışığında işbirliği yapmalarının kritik öneme sahip olduğunu ve bir an önce Suriye konusunda koordineli çalışmaları gerektiğini hatırlattı.

S: Başbakan Erdoğan’ın ilişkilerin yeniden normalleşmesi için üç şartından biri İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldırmasıydı. Bu konuda tamamen olmasa da İsaril’in Gazze’ye yönelik ablukasını kısmen hafifletmesi söz konusu olabilir mi?

TÜRKİYE’NİN TALEPLERİ KARŞILANMAYA BAŞLADI. İKİ ÜLKE ARASINDA GÜVEN TAHSİS EDİLİRSE GAZZE ABLUKASI KALKACAKTIR

Prof.Alon Ben-Meir: Netanyahu, ‘’Şiddet olmadıkça Gazze’ye yönelik ablukayı hafifletmeye devam edeceğiz’’ açıklamasını yaparak bunun sinyalini verdi zaten. Türklerin tazminat ve Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılmasına yönelik talepleri karşılanmaya başladı diyebiliriz. O nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin bir an önce normale dönmesi ve karşılıklı büyükleçilerin görevlerine başlaması çok önemli. Aynı şekilde bu gelişmeler Gazze ablukasını da hafiletecek ve zamanla kaldırılmasının önünü açacaktır. Bu şartların yerine getirilmesi, Türkiye’ye bölgede bir ağrılığı olduğunu ve Ortadoğu barışında olumlu bir rol oynayabileceğini gösterme fırsatı verecektir. İki ülke arasında karşılıklı güven yeniden sağlanır sağlanmaz, Erdoğan İsrail’in Gazze ablukasını kaldıracağını görecektir.

S: Suriye'de durum her gün kötüye gidiyor. İsrail Suriye’de Esad karşıtı ayaklanmalar başladığından bu yana notür bir tutum izliyor.Hatta İsrail Esad ailesinin Suriye’yi yıllardır yönetmesinden oldukça hoşnuttu. İsrail’in Suriye krizinine yönelik gerçek niyeti nedir?

İSRAİL'İN SURİYE STRATEJİSİ DEĞİŞTİ İSRAİL SURİYE’NiN İÇİŞLERİNE MÜDAHALE ETMEK İSTEMİYOR İSRAİL TÜRKİYE İLE BİRLİKTE SURiYE’NİN İSTİKRARA KAVUŞMASINI SAĞLAYABİLİR

Prof.Alon Ben-Meir: Eğer Suriye’de ayaklanmalar ve sivil savaş olmasaydı İsrail Suriye ile süregelen ‘’ne barış ne savaş’’politikasını sürdürmeyi tercih ederdi. İsrail’in 1974 yılından bu yana Esad ailesi ile sağlam ilişkileri vardı. Her ne kadar taraflar arasında Golan tepeleri ile ilgili anlaşmazlık olsada, iki ülke arasında silahlı bir çatışma yaşanmadı. Ancak muhaliflerin her geçen gün güç kazanmasıyla ve Esad’ın güç kaybetmesiyle İsrail’in Suriye stratejisi değişti. İsrailli yetkililer Beşar Esad’ın bir etkinliğinin olmadığını ve rejimin her an yıkılacağının farkında. İsrail er yada geç Suriye’de yeni bir yönetimle karşı karşıya kalacağının bilincine vardı. İsrail Yönetimi, Suriye’de istikrar görmek istiyor ve Esad sonrasında kim yönetime gelecekse onlarala çalışmaya hazır olduğu mesajını gönderiyor. Kanımca İsrail’in önünde çok fazla seçenek yok, belki şu andaki Netanyahu yönetimi değil ama bir sonraki hükümetler Golan tepeleri ile ilgili soruna bir çözüm bulmak zorunda kalacaklar. Ancak İsrail şu anda Golan tepeleri ile ilgili Suriye’de kim başa gelirse gelsin bir uzlaşmaya hazır değil, çünkü önce Suriye’de istikarar görmek istiyor. Netanyahu, Suriye’de oluşacak yeni siyasi düzenle diyalog kurmaya kendisini hazırlıyor. İsrail Suriye’de nasıl bir düzen oluşması gerektiğine ilişkin fikir belritme konumunda olmadığı için, bu ülkede olanlara müdahele etmek istemiyor. Bu nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği büyük önem taşıyor, çünki Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak her iki ülkeninin de beklentileri ve çıkarları farklı. Ancak İsrail Türkiye ile birlikte Hizbullah’ı ve İran’ı Suriye’den uzak tutarak bu ülkenin istikrara kavuşmasında önemli rol oynayabilirler. Sonuç olarak İsrail’in Esad sonrası için önünde pek fazla seçeneği yok, Suriye’de kim başa gelirse onunla çalışmak zorunda kalacak

S : Suriye’li muhalifler İsrail’in Esad rejiminin değişmesine destek vermediğni, hatta Esad’ın Suriye’yi yönetmesinden hoşnut olduğu için muhaliflere destek sağlamadığını idda ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İSRAİL TEK BAŞINA SURİYE’DEKİ GELİŞMELERİ KONTROL EDEMEZ İSRAİL ESAD SONRASI İÇİN ENDİŞE DUYUYOR

Prof.Alon Ben-Meir: İsrail ne muhalifleri ne de Suriye rejimini destekliyor. İsrail en başından beri Suriye’nin içişlerine müdahale etmeme siyaseti izledi, çünkü İsrailliler Suriye’de gelişmeleri kontrol edemeyeceğinin farkındalar. Surieye krizinin başında, İsrail yönetimi Esad’a ve muhaliflere ‘bizi rahatsız etmediğiniz sürece biz iç işlerinize karışmayacağız, kendi aranızda halledin, bizi çatışma ortamına sokmaya kalkarsanız karşılığını alırsınız ’ mesajını iletmişti. İsrail Suriye’de Esad rejiminden sonra yönetimi devralacak en domokratik oluşumun bile Golan Tepeleri sorununu gündeme getireceğini biliyor ve bundan endişe ediyor.

S: Akla şu soru geliyor İsrail Suriye krizine müdahele etmiyor ve etmeyecek diyorsunuz, kriz patlak verdiğinden bu yana İsrail Suriye topraklarına iki kez füze saldırısında bulundu. Bu Suriye’nin iç işlerine doğrudan müdahale sayılmaz mı?

İSRAİL FÜZE SALDIRISIYLA SURİYE’YE MESAJ GÖNDERMEK İSTİYOR

Alon Ben Meir: İsrail kendi topraklarına büyük bir ihtimalle yanlışlıkla düşen roketlere misilleme olarak Suriye’ye füze saldırısında bulundu. Ancak bu saldırıların hiçbiri saldırgan nitelikte değil, taraflara mesaj verme niteliğindeydi. İsrail yönetimi defalarca Suriye’deki taraflara ‘eğer bize yanlışlıkla bile olsa saldırı düzenlenirse, biz bunun karşılığını vereceğiz’ uyarısında bulundu. Son füze saldırıları ile İsrail bu mesajını yenilemiş oldu. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları çok sınırlı ve önemsenmeyecek boyutta. Esad, İsrail’i ile bir çatışma başlatmak istemiyor, muhalifler de İsrail’in askeri gücünden ve müdahalesinden korkuyor. Rejim ve muhalifler birbiri ile çatışmakla meşgül, ve İsrail ile karşı karşıya gelmekten özellikle kaçınıyor. Sonuçta Suriye yönetimi ve muhalifler İsrail ile girilecek bir çatışmada yenik taraf olacaklarının farkında, İsrail’in askeri kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda, her iki tarafın da İsrail yenligisinin yol açacağı utanc ve aşağlanma duygusunu yaşamak istemeyecekleri ortada.

S : Bosna savaşı üç yıl dokuz ay sürdü bu sürede 110 binden fazla kişi hayatını yitirdi. Suriye’deki sivil savaş da iki yılını doldurdu. İki yılda 70 bin’in üzerinde insan öldü. Bosna’da savaş ABD’nin müdahalesi ile sona erdi. ABD’nin Suriye’deki sivil savaşı sona erdirme konusunda çok fazla çaba sarfettiğini söyleyemeyiz. Sizce Suriye’yi Bosna ile kıyaslayabilir miyiz?

BOSNA VE SURİYE İÇ SAVAŞLARINDA DIŞ AKTÖRLER FARKLI ABD SURİYE’YE MÜDAHELESİNİ DERECELİ OLARAK ARTIRIYOR SURİYE’DE DEĞİŞİM MOSKOVA YÖNETİMİNİ İKNA ETMEKLE BAŞLAR SURİYE’DEKİ ÇATIŞMALAR SUNNİ’LER İLE Şİİ’LERİN MEYDAN SAVAŞINA DÖNÜŞTÜ SURİYE’DEKİ İÇ SAVAŞ BÖLGESEL BİR GÜÇ ÇATIŞMASINA DÖNÜŞTÜ

Prof.Alon Ben-Meir: Her çatışma bölgesi birbirinden farklı özellikler taşır. Suriye ile Bosna arasındaki farka gelince, her iki ülkedeki çatışmada dış aktörler farklıydı. Savaş sırasında Suudi Arabistan ve Katar gibi Arap ülkeleri Bosna'ya çok sayıda isyancı gönderdi, bu isyancıların Bosna ile yakından ilgileri yoktu. ABD Suriye’ye yönelik tumunun sürekli değiştiriyor. Şu anda baktığımızda ABD kimyasal silah istihbaratı üzerine uluslararası toplumu olası bir müdahaleye hazırlamaya çalışıyor ve Suudi Arabistan ve Katar’ı muhaliflere verilmek üzere belli başlı silahlar satın alması için teşvik ediyor. Amerikan yönetimi Beşar El Esad’ın ordusu ile muhalifler arasında güç dengesini sağlamak amacıyla Suriye’deki rolünü giderek artırıyor. Ancak Irak savaşını miras alması ve Afganistan’da hala devam eden askeri operasyonlar nedeniyle, Obama Ortadoğu’da yeni bir çatışma ortamına müdahele etme konusunda oldukça isteksiz. ABD’nin üzerinde çok büyük bir yük var ve yapabilecekleri oldukça sınırlı. Obama muhaliflere doğrudan destek vermiyormuş gibi görünüyor, ancak aynı zamanda Esad’a yönelik tek başına askeri bir operasyon konusunda isteksiz bir tutum sergliyor. Bölgedeki bir çok ülkenin Suriye’deki sorunları bu ülkeye mahsus göstermeye çalışırken, öbür yandan da Suriye’deki olaylara müdahale etme çabasında olduklarını gözlemliyoruz.

S: Suriye'de savaş daha ne kadar sürecek? Uluslararası toplum Suriye sınavı'dan sınıfta kaldı diyebilir miyiz?

SURİYE'DE İÇ SAVAŞ BÖLGESEL GÜÇ ÇATIŞMASINA DÖNÜŞTÜ

Prof.Alon Ben-Meir: Suriye’deki iç savaşın bir diğer boyutu da Rusya. Moskova Esad rejimini desteklemeye, bü ülkeye yönelik tutumunda kendi çıkarlarını ön planda tutmaya devam ettikçe ve Suriye Rejimi ile ikili ilişkilerini sürdürdükçe, ABD’nin ve dolayısıyla uluslararası toplum'un bu ülkedeki gelişmelere doğrudan etkisi olması çok zor. Moskova Suriye’deki etkinliğini sürdürmek istiyor,Washington ise Suriye’nin İslamcı ve militan bir devlete dönüşmesini istemiyor. Her iki ülkenin Suriye’de farklı çıkarları var, Tabii Arap ligini de unutmamak lazım. Suudi Arabistan,Türkiye ve Körfez ülkeleri Suriye’nin İslamcı olmasını istemiyor. Suriye’deki çatışmalar Sunniler ile Şiilerin meydan savaşına dönüştü. Bu Oratdoğu’da çok büyük denge değişikliklerine yol açacak bir gelişme. Bir eksende Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye, diğer eksende de İran ve Irak var. İran, Suriye’deki etkinliğini Aleviler’e destek vererek, Suudi Arabistan da çoğunlukta olan Sünni’leri destekleyerek etkinlikliğini artırmaya ve korumaya çalışıyor. Suriye’deki iç savaş bölgesel bir güç çatışmasına dönüşmüş durumda.Tüm bu hassas dengeler, ABD’nin Suriye’deki gelişmeleri ve çıkacak sonucu iyi irdelemeye itiyor ve doğal olarak müdahale etmesini engelliyor. ABD Türkiye ve İsrail ile birlikte Suriye’de değişimi nasıl teşvik edeceğini ve etkinliğini nasıl artıracağını dengeli bir tutum izleyerek tartmaya ve çatışmanın bölgede daha da yayılmasını engellemeye çalışıyor.

S : Rusya Bosna savaşı sırasında Sırplara silah vermeye ve desteklemeye devam etti, ABD Sırpların askeri üslerini bombalayarak Bosna savaşına müdahale etti....Suriye’de de aynı şeyi yapamaz mı?

ABD’NİN SURİYE'YE MÜDAHALESİ TÜRKİYE OLMADAN ÇOK ZOR OLACAK

Prof.Alon Ben-Meir: ABD’nin şu anda Suriye’ye askeri olarak müdahale etmek için iştahı yok. Bunun için bir çok neden var. ABD’nin Suriye’ye müdahalesi Türkiye olmadan çok zor olacak. Türkiye de Suriye’ye yönelik askeri müdahale konusunda isteksiz. Böyle bir durumda Irak’taki miltanlar nasıl hareket edecek, İran ve Rusya nasıl tepki gösterecek, tüm bu sorular cevapsız şu anda. Suriye Bosna ile kıyaslanamayacak kadar hassas bir coğrafik bölgede. Bu nedenle Türkiye ve ABD müdahale etme konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor. Ancak ABD önümüzdeki bir kaç ay içinde Suriyeli muhaliflere daha fazla destek vermeye başlayacak. Esad’ın güçleri ile mücadele edebilmek için muhaliflere daha fazla silah, hatta uçak düşürme kapasitesine sahip füzeler ve gelişmiş silahlar tedarik edilecek. Suriye Ulusal Konseyi’ni tanıdıktan sonra ABD’nin Suriye’deki nasıl rol oynayacağına dair tüm dinamikleri değişecek.

S: Benjamin Netanyahu sadece Türkler için değil, Amerikan Başkanı Barak Obama için de çalışması zor bir lider. Şimdi yeniden İsrail Başbakanı oldu ve Türkiye ile ilişkiler normalleşme sürecine girdi. Türk Başbakanı Erdoğan ve Türk yetkililer Netanyahu ile çalışırken nelere dikkat etmeliler özellikle de Suriye’de kriz ortamı giderek tırmanırken?

NETANYAHU ÇALIŞMASI ZOR BİR SİYASETÇİ NETANYAHU ORTADOĞU’DA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İSTEMİYOR ERDOĞAN ETKİLİ BİR LİDER OLMAK İSTİYORSA İSRAİL’İ ELEŞTİRMEKTEN KAÇINMALI ERDOĞAN ORTADOĞU BARIŞINDA ETKİLİ VE YAPICI ROL OYNAYABİLİR

Prof.Alon Ben-Meir: Netanyahu zor bir siyasetçi, iki devletli çözüm için çaba sarfetmek eğiliminde değil. Eğer yönetimde kalmayı başarırısa bu yöndeki bir çözüm için çalışmayacağı çok açık. Bununla birlikte Başbakan Erdoğan daha yapıcı bir tutum benimsemeli. Eğer Erdoğan etkili bir lider olmak ve İsrail ile kanallları açık tumak istiyorsa, Netanyhu’yu ve İsrail’i ulu orta eleştirmekten kaçınmalı. İkincisi Başbakan Erdoğan Netanyahu yönetimindeki bir İsrail'in iki devletli çözüm istemediğini gözönünde bulundurmalı. Bunun nedenlerinden biri İsrail'i sürekli tehdit eden Hamas’ın varlığı, diğeri de işgal ettiğ toprakları iade etmek istememesi. Başbakan Erdoğan’ın Hamas üzerinde büyük etkinliği var, bu etkinliğini kullanarak Hamas’ın şiddet yanlısı tutumunu bırakması için ikna edebilir ve ılımlı bir siyaset izlemesini sağlayabilir. Eğer İsrail Türkiye’nin yapıcı bir rol oynayabileceğinin farkına varırısa, o zaman bölgede değişim mümkün olacaktır. Başkan Obama’nın bölgeye yaptığı son ziyaretin dinamikleri nasıl değiştireceğini göreceğiz. Obama’nın İsrail ve bölgeye ziyaretini, İsrail-Filisitin sorununa çözüm bulmak için mi, yoksa Netanyahu ile ililişkilerini tamir etmek için mi yaptı önümüzdeki aylarda belli olacak. Ancak Başbakan Erdoğan bölgede bir güç olarak İsrail-Filistin sorunun çözümünde aktiv rol oynama ve insiyatif alma kapasitesine sahip bir lider.

S: Türkiye – İsrail ilişkileri normalleşme sürecine girdi. İki ülke de Suriye ile sınır paylaşıyor. Suriye krizi konusunda Türkiye ile İsrail arasında nasıl bir işbirliği öngörüyorsunuz?

İSRAİL VE TÜRKİYE SURİYE KONUSUNDA İSTİHBARAT PAYLAŞIMINDA BULUNMALI BÖLGEDEKİ GÜÇ MÜCADELESİ, TÜRKİYE VE İSRAİL’İN BİRLİKTE ÇALIŞAMASINI ZORUNLU KILIYOR TÜRKİYE VE İSRAİL’İN BİRBİRİLERİNE İHTİYACI VAR

Prof.Alon Ben-Meir: Türkiye ve İsrail istihbarat paylaşımında işbirliği yapabilir. Muhaliflere askeri ve insani yardımda bulunarak, Suriye’nin parçalanmasını önleyebilir. Suriye konusunda önemli rol oynayan İran üzerinde etkili olabilriler. Bu kolay olmayacaktır, çünkü Suriye İran için kritik öneme sahip. Türkiye ve İsrail, İran’ın Suriye üzerindeki etkinliğinden hoşnut değil. Her iki ülke de Suriye’nin İran ile oluşmuş göbek bağını kesmenin yolunu bulmalı. Bir diğer konu ise; Suriye’deki Kürtler. Suriyeliler Kuzey Irak’taki Kürtler gibi özerklik talep edebilir. Türkiye ve İsrail özerklik arayışını engellemek için birlikte çalışmalı. İsrail bu konuda aktiv rol oynayabilir, İsrail Kuzey Irak’taki Kürtlerin özerklik oluşumunu yıllarca desteklemiş bir ülke. Türk hükümeti PKK konusunda İsrail’in sağlayacağı istihbarattan faydalanabilir. Tüm bu faktörler Türkiye ve İsrail’in birlikte çalışmasını gerekli kılıyor. Obama bu nedenle Türkiye ile İsrail’in barışması için bu kadar çok çaba sarfetti. Her iki ülkenin Suriye’nin geleceği konusunda birlikte çalışmaları, bölge istikrarı için ayrı ayrı çalışmasından daha faydalı olacaktır. İsrail ve Türkiye’nin bölgedeki kriz ortamında hiç olmadığı kadar biribirilerine ihtiyacı var.

S: İsrail halkı ülkelerine barış getiremeyen bir siyasetçiyi yeniden başbakan seçti. Netanyahu üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturuyor... Bu biraz da Amerikalı’ların ülkeyi iki savaşa sürükleyen George W. Bush’u 2004 yılında bile bile yendien başkan seçmesini hatırlatıyor. İsrail’de barışı getirecek kapasiteye sahip lider noksanlığı mı var?

İSRAİL’İN 1995 YILINDAN BERİ CESUR VE İLERİ-GÖRÜŞLÜ LİDERİ YOK ORTADOĞU’YA NİHAİ BARIŞ İSRAİL VE FİLİSTİN’İN SINIRLARI BELİRLENMEDİKÇE GELMEZ

Prof.Alon Ben-Meir: Buna kesinlikle şüphe yok. Ben İsrail’i ‘lidersiz’ülke olarak tanımlıyorum. İsrail’in malesef cesur ve ileri görüşlü bir lideri yok. Ülkenin 1995 yılından, yani İzak Rabin suikastinden bu yana lider sorunu var. Bu da bölgede barışı imkansız kılıyor. Bölgede barışın sağlanması için öncelikle şart; İsrail ve Filsitin devletlerinin sınrılarının belirlenmesi. Sınırlar belirlendikten sonra taraflar müzakerelere başlamalı. Bu anlamda ABD’ye büyük görev düşüyor. Obama, Netanyahu’ya sınırları belirlemesi için baskı yapmalı. Sınırları belli olmayan İsrail ve Filistin’in mülteci, yerleşim birimi, güvenlik sorunu ile Kudüs’ün statüsünü müzakere etmesi olmayacak dua’ya amin demeye benzer. Bu anlamda hem ABD’ye hem de Türkiye’ye büyük sorumluluklar düşüyor. Prof. Prof.Alon Ben-Meir Kimdir? Prof.Dr. Ben-Meir New York Üniversitesi Küresel İşler Merkezinde kıdemli öğretim görevlisi olarak görev yapıyor. Orta Doğu ve uluslararası müzakereler konusunda dersler vermektedir. Dr. Ben-Meir, her yıl sömestr döneminde NYU’da düzenlenen dünyanın her yerinden üst düzey politikacılarla sohbetlerin ve tartışmaların yapıldığı “Küresel Liderler: Prof.Alon Ben-Meir’le Sohbetler” programına ev sahipliği yapmaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığında düzenli olarak brifing veren Dr. Ben-Meir haftalık makaleler ve Jerusalem Post’ta köşe yazıları yazmaktadır. Orta Doğu politikasıyla ilgili yedi kitabı bulunmakta. Prof.Dr. Ben-Meir’ın Oxford Üniversitesinde felsefe alanında yüksek lisans; uluslararası ilişkiler alanında da doktora derecesi vardır. İngilizce, Arapça ve İbranice bilmektedir.