Mehmet Çalışkan

Ebru Ceylan...
Ressam ve sanat ekonomisti.
'Samsara Multidisipliner Sanat Deneyimi' adlı bir proje üretti.

* Sanatçılar arasında ortak bir bilinç var mıdır?
* Bu bilinç gözle görülebilir mi? İnsan, sanatla değişir mi?
* Bu değişim ölçümlenebilir mi?
'Samsara Multidisipliner Sanat Deneyimi', tüm bu sorulara cevap arıyor.
'Samsara Multidisipliner Sanat Deneyimi'; resim, dans, müzik, fotoğraf, sinema ve edebiyat olmak üzere 6 sanat disiplinini bir araya getirerek sanata farklı bir bakış açısı oluşturmayı hedefliyor.

Ebru Ceylan, Nikola Tesla'nın 'İnsanın biyolojik frekansı vardır. Bu frekansın değeri 62 - 72 arasındadır. Bu değerler arasındaysanız sağlıklısınızdır' tezinden yola çıkarak Dr. Yener Girişken ile birlikte sanat eserlerinin insanın biyolojik frekansını nasıl etkilediğini de ölçecek.
Elde ettiği verileri üniversitelerle paylaşacak.
Sanatın, insan ve toplum üzerinde etkisinin ölçülebilir olduğunu göstererek, sanata yeni bir yaklaşım getirmeyi hedefliyor.
Ebru Ceylan, Habertürk HT Stüdyo'da Mehmet Çalışkan'ın konuğu olarak hem 'Samsara Multidisipliner Sanat Deneyimi'nin ne olduğunu hem de bir sanat ekonomistinin ne iş yaptığını anlattı.

Sanat ekonomisti ne iş yapar?
Sanat ekonomisti, aslında yaratıcı ekonomide gelir modeli ve strateji planlar. Örneklendirmek gerekirse; diyelim ki bir kitap yayımlayacak, gösterime film çıkaracak, sergi açacaksınız. İçinde yaratımın ham maddesi olduğu işlerde bunun planlamasının ve gelir modelinin yaratılması üzerine bir meslek. Türkiye'de pek yok. Aslında işletme mühendisliği bölümünden mezun olan arkadaşlar, kültür sanat tarafında çalışmaya başladığında bizim konumuzla aynı yere gidiyor. Bir marka kendi ürününü nasıl pazarlıyorsa sanat tarafında da yönetim benzer şekillerde oluyor. Tabii ki içerik ve felsefesi farklı oluyor ama genel olarak planlama ve para üzerine kurulu bir yapısı var.

Diyelim ki benim bir filmim var. Onunla ilgili nasıl bir çalışma yaparsın?
Bana filmin hangi aşamasında geldiğin önemli. Örneğin çekim aşamasındaysan ve kaynak yaratmak için geliyorsan bunun planlaması farklı. Prestij yaratmak için geliyorsan bunun planlaması farklı. Eğlence üzerine bir beklentin varsa bunun planlaması farklı. Bağımsız film festivallerinde yarışacağın ve uluslararası platforma çıkaracağın bir filmse bunun planlaması da farklı. Biz önce o kaynağın nereden bulunacağını buluyoruz. Yani parayı bir kalkınma ajansından mı alacaksın? İstanbul'da mı çekeceksin, İstanbul'da çekersen ne taraftaki partnerlerle çekeceksin? Hangi oyuncular oynayacak, yönetmen kim olacak? Bunların hepsinin parası sana yetecek mi, beklentin bu maliyetleri karşılayacak mı? İşte bu soruların cevaplarını buluyoruz.

Yapımcılar bunları zaten bilmiyor mudur?
Biliyor ama zaten bizim gibi arkadaşlarla çalışıyorlar. Şirketlerde nasıl pazarlama departmanları, satış departmanları, iş geliştirme departmanları varsa aslında sanat ekonomisinde de böyle bölümler var. Bu bölümde çalışan arkadaşlarımız, iş geliştirmeciler, sanat uzmanları ve sanat tarihi uzmanları bu işte yavaş yavaş bir şekilde yer almaya başladılar. Türkiye'de bununla beraber çalışan böyle arkadaşlar, profesyonel çalışan yerler var zaten. Profesyonel ajans desteği olarak alanlar da var. Aslında biz işin mutfağında programı yapan, filmin gidişatını en başta belirleyen kişileriz.

Aynı zamanda ressamsın...
Bursa'da ilkokula giderken o zamanki hocalarımız sağ olsunlar pilot sınıflar oluşturmuşlardı. Müzik ve resim alanında yetenekli öğrencileri bir sınıfta toplayıp onları farklı hocalarla ek bir eğitim sistemine tabii tutmuşlardı. Ben de o öğrencilerden biriydim. O yüzden 8 yıl eğitim aldım. Matematiğe de ilgim vardı. O yüzden üniversitede ekonomi bölümü okudum. O dönemde de ilk sergimi açtım. Sonra iş kendi açımdan biraz daha iştahlı hale gelmeye başladı. Sonra 'Konuşan Resimler' sergisiyle hikâye profesyonel anlamda da başlamış oldu. Resimlerimin evleri süslediği ya da böyle ufak sergiler yaptığım bir yerdeydim.

Yeni projen 'Samsara Multidisipliner Sanat Deneyimi' nedir?
'Samsara', multidisipliner bir sanat deneyimi platformu olarak benim hayal ettiğim bir proje. Çıkış noktası, kendime sorduğum sorulardı. Örneğin "Ahmet'in üflediği ney, kalbimizi delip geçiyor da Mehmet aynı neyi ve aynı parçayı üflediğinde neden kalbimize dokunmuyor?' gibi... Veya bir ressam resmini çizerken farklı bir dünyaya mı gidiyor?'... Sonra kendimden yola çıktım; resim yaparken müzik dinleyip film izleyebiliyorum ama baktığımızda 100 yıl önce yaşamış olsaydım müziğini dinlediğim, filmini izlediğim insanlarla aynı odada olmak zorundaydım. Ben teknolojiden beslenerek onların ilham kaynaklarını kendi üzerimde çalıştırabiliyorum ama 100 yıl önce olmazdı. 'Aynı odada olsaydık ortak ilhamımız nasıl çalışırdı?' Sorusundan yola çıkarak biyolojik frekanslar konusunda araştırma yaparken Tesla'nın bir cümlesine denk geldim; 'İnsanın biyolojik frekansı vardır. Bu frekansın değeri 62 - 72 arasındadır. Bu değerler arasındaysanız sağlıklısınızdır.' Bundan yola çıkarak bir sanat eserinin insanın biyolojik frekansını nasıl etkilediğini ölçmek istedim. 'Samsara', işte bununla ilgili bir proje.

NIKOLA TESLA (1856 - 1943)
Sırp kökenli ABD'li mucit, elektrik mühendisi, makine mühendisi ve fütürist. Alternatif akım elektrik kaynağı sistemine verdiği katkılarla tanınmaktadır. Mühendislik ve fizik alanında ileri bir eğitim aldı. 1880'lerin başında telefonculukta ve Continental Edison'da yeni elektrik enerjisi endüstrisinde çalışırken uygulamalı deneyim kazandı. 1884'te ABD'ye göç etti. New York'ta kısa bir süre Edison Machine Works'te çalıştı. Ortaklarının fikirlerini finanse etmeleri ve pazarlamaları için çeşitli elektrikli ve mekanik cihazlar geliştirmek için laboratuvarlarlar kurdu. Westinghouse Electric tarafından lisanslanan çok fazlı alternatif akım patentlerinden büyük miktarda para kazandı.

Diyelim ki senin sergine gelip resimlerine baktım. Resimlerinin benim biyolojik frekansımı ne hale getirdiğini, resimlerinin bana iyi gelip gelmediğini nasıl ölçeceksin?
Dr. Yener Girişken, sana EGG makinalarını takacak. 3 dakika içinde ölçüm yapacak. 21 Şubat'ta Bomantiada'da bu konuda bir çalışmamız olacak. Bir enstalasyonumuz için güzel bir odamız var. Sen o odaya gireceksin ve 3 dakika boyunca sanat eserlerine bakacaksın. Oradan çıktığında ne hissettiğini ölçümlemiş olacağız.

O gün belki günümde değilimdir. Belki kötü bir gün geçirmişimdir. Buna rağmen sonuçlar senin eserlerinin bende hissettirdikleri objektif olarak ölçülebilir mi?
Beklentimiz senin odadan heyecanlı bir şekilde çıkman değil ki. Herhangi bir duyguda değişime sebebiyet verip vermediğimizi ölçmek. Sanatın zaten en büyük gücü bu değil mi? Siz hırslanarak da iyi bir şey yapabilirsiniz bir şeye kızarak öfkelenerek de iyi bir şey yapabilirsiniz ya da pozitif bir düşünce de sizi başka bir şeye itebilir. O yüzden bizim arayışımız duygunun negatifliği pozitifliği değil. Bizim oradaki durumumuz sanatın insanları gerçekten oradaki bütünlük içinde değiştirip değiştirmediğidir. Çünkü ben hem sanat ekonomisti hem de ressam olarak insanların sanatı burjuvazi bir hobi olarak gördüğünü düşünüyorum. Öncelikle bu bizler için bir meslek. Bizim Allah vergisi yeteneklerimiz var. Biz o yetenekleri çalışma ve tecrübeyle bir meslek haline getiriyoruz. Yoksa bir çiftçinin bahçesinin güzellemesi bile sanat eseri. O yüzden insanın doğasında, hepimizde bu sanat var. Çocukluğunuza inin ve herkesin ilk yaptığı şey kalemleri eline alıp evinin duvarlarını boyamaktır. Herkes resimle başlar. Sanat, sizin doğduğunuz andan itibaren bünyenizde olan bir şey. O yüzden bu bir eğlence aracı değil, sizin dünyanızı değiştiren bir unsur. O yüzden bunun biraz kabullendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak istiyorum. Sanatçı dediğimiz insanlar tanrı değil, herkes gibi bireyler. Ben bugün bir müzisyeni dinlediğimde pasif tarafta bulunan benim. Onun müziğinden etkilenerek resim yaptığımda aktif taraftaki kişi benim. O yüzden de kimden hangi ilhamları alacağınızı bilemezsiniz. Herkesin içinden bir Salvador Dali çıkabilir.

Elde ettiğin verileri bir yerlerde kullanacak mısın?
Bu verilerin sonucunda aslında bir sanat eseri oluşturmak istiyorum. Yener Hoca da işin içinde olduğu için verilerin hepsini üniversitelerle paylaşmak istiyoruz. Yani sahne sanatları, ve sanat ekonomisi öğrencileriyle paylaşmak istiyoruz ki bu veriler sektöre yardımcı olabilecek çalışma biçimine girsin. Çünkü bu veriler şimdiye kadar ölçümlenmiş veriler değil. Bu makineler çok pahalı makineler. Sağ olsun Yener Hoca bu konuda bize çok yardımcı oluyor. Arka tarafta bu işi yapmamız için destekçilerimiz de var. Haliyle de bu verileri ben bu bölümdeki öğrencilere açmak istiyorum. Akademik bir makale olarak kendi dalımda değerlendirmeyi düşünüyorum. 'Samsara', biraz çetrefilli ve karışık bir proje gibi görünüyor ama güzel bir iş yaptığımızı düşünüyoruz. Bu işin fikir yaratıcısı ben olabilirim ama işin içinde çok fazla sanatçı arkadaşım ve bize bu konuda destek veren uzmanlar var. 21 Şubat'ta 2 eserimizde canlı performanslarımız var. Bu bahsettiğim enstalasyonun dışında barış temalı eserimizde de canlı performansta Ayça Ceylan bir performans gerçekleştirecek. Çağrı Sertel'in müziğinden çok etkilenmiştim o eseri de yaratırken ona ithaf ederek yaratmıştım. Çağrı da sağ olsun o gece canlı performansla aramızda olacak. Ayça Ceylan'ın üzerinde de Ece Gözen'in ürettiği ilk biyomateryal ürünü olacak. Plastik kullanımını ve doğaya zararlarını durdurmak adına doğanın kendi yaşayan mikroorganizmalarından üretilen bir doku. Deri gibi bir kumaş gibi ama canlı. Bakterilerden ve mikroorganizmalardan yapılıyor. Ayça da o gece kıyafet olarak bunu bize sunacak. O yüzden sanatın ve sanatçının bir arada olduğu enteresan bir gece ve birçok ilkin gerçekleştirildiği bir gece olacak.