Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Le Rosey’nin iletişim direktörü Felipe Laurent, pandemi sürecinde neler yaşadıklarını, aldıkları tedbirleri, uzaktan eğitime getirdikleri çözümleri ve pandemi sonrası neler yapılması gerektiğini anlattı.

HT360'ta Afşin Yurdakul'un sorunu yanıtlayan Laurent şunları söyledi...

Bize Le Rosey’den bahseder misiniz? Eğitimini farklı kılan ne?

Akla iki şey geliyor. İlki, çift kampüs modelimiz. Sonbahar ve ilkbaharı Cenevre Gölü yakınındaki ana kampüste, kışı da Gstaad’ta, İsviçre Alpleri’nin kalbinde geçiriyoruz. Bu da bir öğrenci için bir akademik yıl içinde iki okula gitmek gibi bir deneyim—farklı kampüsler bize kışın kar sporları, yılın kalanındaysa geniş çaplı açıkhava sporları ve aktiviteleri yapabilme olanağı veriyor. Okulda günlük hayatın ritmini de değiştiriyor. Bu da öğrencilerin esnekliğini ve adaptasyon kuvvetini geliştirmesine, farklı koşullarda daha rahat davranabilmelerine yardımcı oluyor.

İkincisi ise, birçok kültürün beraber yaşadığı bir yer olmak. 65 ulustan öğrenci olmasının yanı sıra öğretmenlerimiz de dünyanın her yerinden geliyor. 20’den fazla dili anadil seviyesinde öğretiyoruz, müfredatımız bile Fransız ve Anglosakson öğretim usüllerinden yola çıkarak çift dilli ve çift kültürlü yaklaşıma dayalı. Dolayısıyla öğrenciler sınıf içinde ve dışında çok farklı öğretme metodlarından faydalanıyorlar.

Rosey’de bir gün nasıl geçiyor?

Bu tahmin ettiğinizden daha zor bir soru olabilir. Çünkü iki gün birbirine hiç benzemiyor! Ve tabii kışın Alpler’de olduğumuzda, günlük program tamamen değişiyor. Ama ana kampüste hayat nasıl size biraz bahsedeyim: Dersler 3:30’a kadar devam ediyor, 4-7 arası tüm Rosey’liler farklı sanatsal aktivitelere, teknoloji ya da spor alanında faaliyetlere katılıyor. Bu aktiviteler sırasında şöyle bir kampüste dolaşacak olsanız, bazı öğrenciler tenis, bir başka grup basketbol oynarken rugby takımının da idman yaptığını görürsünüz. Dışarıda bunlar olurken de içeride öğrenciler tiyatro provası yapıyorlardır, enstrüman çalıyor, resim yapıyor, kodlamayla ilgileniyor ya da robot programlıyorlardır. Akşamları ise çalışma saatleri var, bu da okul projelerine ve ödevlere odaklanabilmek için. Kampüste kendi konser salonumuz olduğundan dünyanın en iyi orkestralarını, müzisyenlerini, performansçılarını ağırlıyoruz. Öğrencilerin bu etkinliklere yazılıp katılma şansları da var. Mesela bu akşam, Venezuelalı pianist Gabriela Montero çalıyor okulumuzda.

Salgın İsviçre’deki okullarda ve özellikle de Le Rosey’de eğitimi nasıl etkiledi?

Pandemi hepimiz için bir sürpriz oldu. Özellikle okullar için zorlu bir dönemdi. Okullar bir gecede teknolojinin yoğun kullanıldığı bir sisteme geçmek zorunda kaldılar. Devlet okulu ya da özel okul olsun, İsviçre’de okulların çoğu bir gecede çözümler bulmak zorunda kaldılar. Devlet, okulların kapatılacağını duyurduktan sonra, “nasıl eğitimi evden devam ettiririz” diye düşünmek zorunda kaldılar. Rosey’de ise şans eseri o sırada tatil dönemindeydik. Öğrencilerimiz zaten evlerine geri dönmüştü hükümet okulların kapanmasını açıkladığında. Yatılı okul olduğumuz için bizde durum biraz farklı. Tüm öğrencileri evlerine göndermek çok zor olacaktı, neyse ki halihazırda evdelerdi. Tabii ki okulun sosyal dokusunda bir değişim yarattı pandemi. Şükrediyoruz ki akademik yılın sonuna doğru gerçekleşti okulların kapatılması. Artık yeni bir enerjiyle, yeni okul yılına başlayabiliyoruz. İsviçre’de okullar sadece 2.5 ay kadar kapalı kaldı. İlkokullar, liseler açıldılar. Eylül ayından itibaren yeni öğrencilerimizle eğitim yılına başladık.

Pek çok uluslararası öğrenciniz var. Salgın sürecinde lojistiği nasıl idare ettiniz?

Rosey’deki çocukların çoğu zaten teknolojiyi çok iyi kullanan, dizüstü bilgisayarları olan, derste zaten bunları kullanan öğrencilerdi. O yüzden çevrimiçi eğitime geçmek teknoloji açısınan Rosey öğrencileri için çok zor olmadı. Öğretmenlerimiz de zaten teknolojiye aşinaydı. Bizim için daha zor olan şey, öğrencilerimizin 20 farklı zaman diliminde yaşıyor olması! Yani çok esnek olmamız gerekti, öğrenciler acaba hangi saatte derse girebilecek canlı olarak diye. Mesela Sydney’de bir öğrencimiz var diyelim, ilk dersin sadece yarısına girebilecek. O zaman ne yaptık? Kaydettik o dersleri ve Avustralya’da gündüz olduğunda o dersi öğrencimiz izleyebildi.

Rosey’de öğrencilere çevre farkındalığını, bu gezegenle ilgili daha duyarlı olmayı öğretme gayretinde bir program var. Kenya’da düzenlenen bir program bu, ama öğrettiği değerler evrensel. Biraz bahseder misiniz?

10 yılı aşkın süre önce başladı bu program. İlk grup öğrencimiz İsviçre’den Kenya’ya ziyarette bulunmuştu o dönemde. Maasai Mara’nın ortasında ekolojik bir misafir evinde kalmıştı öğrenciler. 1 hafta burada vakit geçirdiler. 2008’de ilk giden öğrenci grubunda ben de yer almıştım. Neler yaptık? Bulut ormanında yürüyüşler yaptık, yerel okulları ziyaret ettik, köyleri ziyaret etttik. Muazzam doğayla çevrili bir şekilde bunları yaptık. Ben Kolombiya’dan geliyorum, İsviçre’nin de doğası çok güzel ama, bu ülkelerden gelmeme rağmen ben bile bu ortamdan çok ilham aldım. Öğrencilerin bu geziden sonra çok olumlu etkilendiklerini gördük. Bunun üzerine okul şöyle bir karar verdi: dedi ki, bizim daha büyük gruplarla da ziyaret edebileceğimiz bir tesisimiz olsun. Şu anda 65-70 kişilik bir kapasitemiz var ama başka okullara da açalım ve dünyanın her yerinden gelen çocuklara ve ailelere de bu imkanı sağlayalım, hatta işletmelere ve şirketlere de o imkanı sağlayalım. Programın özü aslında insanlara hayatlarını değiştirecek bir deneyim sunmak. Çok klişe gelebilir kulağa ama buradaki esas fikir şu: Öğrencilere gerçekten bir deneyim sağlamak. Ağaç dikmek için fırsat vermek, organik çiftlikte çalışmaları için fırsat vermek, dizlerine kadar o çamura batmaları için fırsat vermek, hayatı farklı şekilde görebilmelerini sağlamak. Kendileriyle tekrar bağlantıya geçmelerini sağlamak ve belki de bizi insan yapan şeylerin ne olduğunu hatırlamak. Dünyayla yeniden bağlantıya geçmelerini sağlamak… çok güzel bir yolculuk ve daha güçlenmiş hissederek çıkıyor öğrenciler bu programdan. Bu da gençler için çok önemli. Greta Thunberg’i düşünelim mesela. Sadece kendi sesini duyurmakla kalmadı, tüm dünyadaki çocukların sesi oldu. Sadece güzel fikirlerle kalmadı, somut adımlar artık atılıyor onun sayesinde. Bizim Kenya projemiz de böyle.

Artık salgın sebebiyle seyahat edemiyoruz. Bu fikirlerin hangileri yerel olarak uygulanabilir? Türkiye’deki eğitimciler ve karar alıcılar bu deneyimden ne öğrenebilir?

İki önemli ayağı var. Öncelikle bakış açınızı değiştirebilmek. İnsanlık olarak belki de bir şeyleri son yüz yıldır, ikiyüz yıldır yanlış yaptık. “Bunları artık değiştirebilmeliyiz” deme olgunluğuna ulaşmak. İkinci olarak da, davranışlarımızı değiştirmek. Evet, bu yaptığımız şeyler artık işe yaramıyor, bir şeyleri değiştirmemiz lazım ve birlikte bir çözüm bulmamız lazım. Yani birbirimizi suçlamaktan bahsetmiyoruz, “çözümü sadece şu grup bulsun” demiyoruz, birlikte yapmaktan bahsediyoruz. Burada insanlar da Türkiye’den, evlerinden bir şeyler yapabilirler. Sınırları zorlayabilirler, müfredatlara bakabilirler, işletmeleri sorumlu tutabilirler, yasa koyucuları da çevreyi dikkate alma konusunda teşvik edebilirler.

Dünya pandeminin ortasında. Temizlik alışkanlıklarımızdan tutun da, çalışma ve iletişim şeklimize, sosyal alışkanlıklarımıza kadar her şey değişiyor. Derin bir gelenekten gelen Rosey gibi bir kuruluş bu değişime nasıl ayak uyduruyor? Öğrencilerine bu büyük değişime ayak uydurabilmeleri için hangi değerleri, yetenekleri öğretiyor?

Uzaktan öğrenme tecrübemizden yaptığımız ilginç bir çıkarım şu ki, fiziksel sınıfları ve canlı etkileşimi tamamen kaldırmaktan çok uzağız. Elimizdeki olağanüstü teknolojiyi kullanarak bir şekilde öğrenme sürecini devam ettirebilsek bile, uzaktan öğrenmenin başarılı olmasında iki temel faktör gözlemledik: öğrencilerinizi zaten tanıyor olmak ve online süreci kısa tutmak. Bu da okulda kurduğumuz güçlü ilişkilerin öneminin bir kere daha altını çizdi, özellikle de bir yatılı okul için. Birbirimize duyduğumuz bu güven ve koruma duygusu bizi öğrenmeye ve büyümeye teşvik ediyor.