Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Ülkemizin refahını kalıcı artırmanın hukukun üstünlüğü yoluyla mümkün olduğuna ve bu konuda en büyük sorumluluğun yargıda olduğuna inanarak yargının sorunlarını ve sorunların kök sebeplerini tespit etmek, çözüm önerileri geliştirmek ve mutabakat sağlamak amacıyla siyaseten tarafsız olarak faaliyet gösteren Daha İyi Yargı Derneği, gündemdeki ekonomi ve hukuk reformlarına ilişkin 80 maddeden oluşan kapsamlı bir dokümanı kamuoyu ile paylaştı.

Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekonomi, Hukuk ve Demokrasi konularında gerekenin yapılacağını söylemiş, akabinde sayın bakanlıklarımızın iş dünyasının görüşlerine başvurmuş olmasını ülkemizin en önemli meselesinin köklü bir çözüme kavuşturulması yolunda önemli bir fırsat penceresi olarak görmekte; umut verici bulmaktayız. Reform önerilerimizi Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Lütfi Elvan ve Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit Gül’ün ardından kamuoyu ile de paylaşarak, ülkemizin, hukukun üstünlüğü yoluyla ileri bir demokrasi haline gelmesi ve dünyada en yüksek refah seviyesine sahip ülkeler arasına girmesi için çalışmaya devam edeceğimizi, verilecek görevleri üstlenmeye hazır olduğumuzu vurgulamak istiyoruz,” diye konuştu.

Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün

Ekonomi, hukuk ve demokrasinin birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğunu kaydeden Mehmet Gün, sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak bunların hepsini makul bir çerçevede ve öncelik sıralaması içinde gerçekleştirmek gerektiğini düşünüyoruz. Burada öncelik elbette ‘hukuk’ unsuruna verilmelidir. İlk önce yargının iyi hizmet verir, verimli, temel hak ve özgürlükleri koruyarak geliştirir, şeffaf ve hesapverir hale getirilmesi gerekir. Yargı böylelikle topluma katma değer üreterek organ, unsur ve hizmetlerine itimadı güçlendirecek, tam bağımsızlığı ve kendi kendini yönetebilir olmayı hak edecektir. Bu gerçekleştirildiğinde bir yandan ekonomik başarımız yükselirken diğer yandan demokrasi seviyemiz çağdaşlarıyla yarışabilir seviyelere gelebilecektir. Dolayısıyla hukuk konusunda yapılacak iyileştirmelerde yargının önce kaliteli hizmet üretir, şeffaf ve hesapverir hale getirilerek tarafsızlığı ve etkinliği ile hukukun üstünlüğüne dair güvence vermesi; bağımsız ve kendi kendini yönetebilir hale getirilmesi meselesinden daha önce ve öncelikle çözülmelidir.”

Daha İyi Yargı Derneği’nin 80 maddeden oluşan reform önerileri şu 8 ana başlık altında toplandı (Önerilerin tümüne www.dahaiyiyargi.org web sitesinden erişilebilir):

1) Toplumun ihtiyacına uygun, katma değer yaratan kaliteli yargı hizmeti üretmek; yargının meşruiyet sebebi ve borcudur. Mahkemeler, yargılama süreçleri yargının verimli çalışacağı ve kaliteli yargı hizmeti üreteceği şekilde geliştirilmelidir. Bu çerçevede: Milli Uyuşmazlık Veri Tabanı oluşturulmalı; her uyuşmazlığa IBAN gibi bir numara verilmeli, mahkemelerde uzmanlık 26 kalkınma bölgesi bazlı yoğunlaştırılmalı; Adli Hazırlık Mahkemeleri kurulmalı, bir yandan dava hazırlığını mükemmelleştirirken diğer yandan yargı hizmetlerini halkın ayağına götürmelidir. Yargılamalardaki işin 10’da 9’u hâkimlerden, hukukçu insan gücünün 10’da 9’unu oluşturan ve yargının kurucu unsuru olan avukatlara kaydırılmalı; davalar 3-5 ayda ve tek celsede bitirilmelidir. Yargı, teknolojiden yüksek derecede yararlanmalı; bu amaçla Türk Hukuk Yapay Zeka Platformu oluşturulmalıdır.

2) Fikir ve ifade özgürlüğünü, dolayısıyla yenilik ve buluş geliştirme ortamıyla birlikte toplumun hukuk güvenliği algısını olumsuz etkileyen hususlar giderilmelidir.

3) Bilirkişiler; yargılamadaki amaca ve uzmanlıklarına uygun olarak kullanılmalı; bilirkişilerin “hâkim yardımcısı” gibi kullanılması önlenmeli; yozlaşmış bilirkişilik sisteminin yol açtığı yozlaşma yargı sisteminden kopartılıp atılmalıdır. Mahkemeler bilirkişilerin sicilini tutmak ve tam hesapverirliklerini sağlamakla yetinmelidir.

4) HSK, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere yargının yargı organları ile unsurlarının tamamının tam şeffaf, tam hesapverir ve liyakat sahibi olmaları sağlanmalı; tüm işlem ve kararlar yargı denetimine açılmalı, bu hususta uzman ve hızlı karar verebilen bir özel mahkeme kurulmalı, her seviye yargı görevlilerinin suçlarını bu mahkeme, doğrudan yargılamalı; Yargıtay tetkik hâkimlerinin raporlarının gizliliği iptal edilmeli, böylece tam şeffaflık sağlanarak kamuoyunun güveni güçlendirilmelidir.

5) Tüm kamu görevlilerinin yetkilerini nasıl kullanacaklarını tarif eden, bir Genel İdare Usulü Kanunu çıkarılmalı; idarenin hukuka uyarlığı artırılmalı, Anayasa m. 129(son fıkra),4483 sayılı kanun ve kamu görevlilerinin suçlarının soruşturmasında idari amir izni ilga edilmeli kanun önünde eşitlik ve kamu görevlilerine karşı hukukun üstünlüğü güçlendirilmelidir.

6) Halkın devlet yönetimine katılma ve yönetimde söz sahibi olma hakkı geliştirilmeli, siyasi partiler ve kamusal meslek kuruluşları organlarının oluşturulmasında delegelik sistemi ilga edilmeli; blok liste uygulamaları önlenmeli, lider ve genel merkez aday belirleme yetkileri %10’la sınırlandırılmalı; tek kişilik görevlere siyasi partilerin göstereceği aday adayları da iki turlu seçimle belirlenmeli; Yüksek Seçim Kurulu kararları Anayasa Mahkemesi’nde yargı denetimine açılmalıdır.

7) Yargı gücünün tüm organ ve unsurları tam bağımsız, kendi kendini yönetebilir, bağımsızlığını koruyabilir ve unsurlarını geliştirir şekilde güçlendirilmeli; hukuk mesleklerinin kuruluşları Anayasa’da yargı bölümünde düzenlenmeli, organ ve yöneticilerini meslek mensupları seçmelidir. Yargı’nın hizmetlerini toplumun ihtiyaç, tercih ve önceliklerine göre düzenleyen, bağımsızlığını koruyabilen, işlevinin gerektirdiği sayı ve nitelikte üyeye sahip olan, herhangi bir kişi veya grubun nüfuz oluşturamayacağı, tüm paydaşların hakkaniyetli olarak temsil edildiği bir düzenleyici kurum oluşturulmalı; Adalet Bakanlığı ve HSK’nın yerine getirdiği yargısal görevler bu kuruma devredilmelidir.

8) Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni ve sivil bir Anayasa için öncelikle Anayasa yapım metodolojisini, sekretaryasını ve çalışma şekillerini belirleyen bir çerçeve yasası çıkartılmalı; uzun soluklu olan çalışmaların kesintiye uğramasını önleyecek, süreçte içine düşülecek çıkmazları halkın tercihleri ile çözeceği yöntemler belirlenmelidir. Anayasa; toplumsal uzlaşma ve barışı kalıcı olarak tesis eden bir temel toplum sözleşmesidir. Bu sebeple Anayasa yapım çalışmalarına toplumda hukukun üstünlüğü ve özellikle de fikir ve ifade özgürlüğüne yüksek itimat sağlandıktan, başka bir deyişle Anayasa yapımı için şartlar olgunlaştıktan sonra başlanılmalıdır. Anayasa, kişisel veya bir kesimin inisiyatifi olarak değil milli iradenin gereği olarak yapılmalıdır.

Demokrasinin esasında hukukun üstünlüğü anlamına geldiği ve hukukun temelinin üzerinde yükseldiğini kaydeden Mehmet Gün, demokrasinin ekonomi ile özel ilişkisinin ise; demokrasinin bir yandan hukukun üstünlüğüne güveni perçinlerken, diğer yandan da ekonominin aktörlerinin en yüksek derecede mal ve hizmet üretmesini sağlaması olduğuna dikkati çekti. Mehmet Gün, “Dolayısı ile hukuk, mal ve hizmet üretiminde doğrudan ve demokrasi yoluyla dolaylı olarak katmanlı etki üretir. Nitekim dünyada ve Türkiye’de milli gelir ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü seviyelerinin seyri; bu ilişkiyi net olarak gözler önüne sermektedir,” dedi.

Türkiye’nin üyesi olduğu anlaşmaları, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’ni, bu sözleşme gereğince kurulmuş olan AİHM’nin kararlarını ve bu sözleşmeyi iç hukuka üstün olarak kabul eden Anayasa m. 90 hükmü gereğince AYM kararlarını derhal uygulamasının, ülkemizin içeride ve dışarıda hukuk itimadı oluşturmasında büyük önem taşıdığını belirten Mehmet Gün, AİHM kararlarının Türkiye’yi bağlamadığına dair beyanatın hemen uluslararası ekonomi çevrelerinde yansıma bulduğuna dair en etkili göstergenin ülke Kredi Temerrüt Takası risk puanımızdaki (CDS) artış olduğunu sözlerine ekledi.

Papaz Brunson davası sırasında yürütmenin yargı süreci hakkındaki beyanları ile aynı zamanda yargılamanın sürekli olarak erteleniyor olmasının bir araya gelmesinin 2018 ekonomik krizine neden olduğunu hatırlatan Gün; sadece USD kurunun olağanüstü artmasının, Ağustos 2018 ile Ekim 2018 arasındaki 3 aylık dönemde ithalatlar sebebiyle ülkemizin dışarıya 57 milyar TL (11 Milyar USD) fazladan değer akıtmasına neden olduğunu kaydetti.

Ekonominin, ulusal ve uluslararası itimada, ekonomik ilişkiler kurmak isteyenlerin yek diğerine güvenerek kredi açmasına, borç vermesine, sipariş vermesine, peşin ödeme yapmasına ya da veresiye mal satmasına ve türlü şekillerdeki ilişkilerde karşılıklı itimat oluşturulmasına bağlı olduğunu vurgulayan Gün, “Hukuk bu itimat ortamını, deryalar ötesindeki insanların birbirlerine itimat edebilmesini sağlar. Milli gelirinin önemli bir kısmı dış ticaretten gelen ülkemizin uluslararası alanda itimat telkin edebilmesi hukukun bu işlevini yerine getirebiliyor olmasına bağladır. Başka bir deyişle ekonomi ve hukuk aynı şeyin iki değişik görünümüdür: Mal ve hizmet üretimini sağlayan ilişkilerin tabi olduğu kuralların tamamı hukuk; bu ilişkilerin sonucunda üretilen mal ve hizmetler de ekonomiyi teşkil eder. Hukukun üstünlüğü seviyesi ile milli gelir seyri yan sayfadaki tablolardan görülebilmektedir. Hukukun üstünlüğü sabit kaldığında bile milli gelir artmakta; endeks düştüğünde bir süre sonra milli gelirde düşüş görülmektedir,” dedi.

Mehmet Gün sözlerini şöyle tamamladı:

“Takdir edileceği üzere ekonomide olumlu etkilerini göreceğimiz hukuk ve demokrasi konularındaki geliştirme ve iyileştirmeler, bu iki mefhumun doğaları gereğince uzun soluklu, sabırlı ve kararlı çalışmayı, kanıksanmış ve kökleşmiş olan sorunlar hakkında eskiden denenmiş ve bırakılmış yöntemler arasında ileri geri gitmek yerine köklü ve yenilikçi çözümler geliştirmeyi, konunun tüm paydaşlarının tartışmalara dahil edilmesini gerektirir. Tartışmalara tüm paydaşların katılımı sağlanmalı, görüşleri değerlendirilmeli, kabul edilme, diğerleriyle birleştirme, tevil edilme veya reddedilme durumlarında mutlaka geri bildirim yapılarak sivil toplum ve paydaşların katılımı teşvik ve motive edilmelidir. Bu bakımdan bu süreçte bakanlıklarımıza iletilen tüm önerileri dikkate alıp değerlendirecek, etkin çalışarak hızlı sonuç alabilecek nispeten küçük boyutlu bir çalışma ekibi kurmanın ve bu ekibin sürekli çalışmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Bu çalışma ekibinin her iki bakanlıktan da yetkin ve siyasi yetkililere kolayca erişebilen bir ekip olmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Bizler derneğimiz bünyesinde reform konusunda çalışmakta olan ekibimizle, bakanlıklarınızın oluşturacağı ekip veya komisyonlarla birlikte çalışmaktan mutluluk duyarız.”