Son Dakika

Balçiçek İLTER / PAZARTESİ SOHBETLERİ / HT GAZETE

“İSTANBUL Üniversitesi’nden emekli olduktan hemen sonra bu kitap üzerine çalışmaya başladım. Çalıştıkça yazacaklarım çoğalıyor, 41 yıllık birikimimi severek kitaba katıyordum ama beklenmedik bir anda Lupus adı verilen bir bağışıklık sistemi yetersizliğine yakalandım. Yaşam süremi kimse ile konuşmak istemedim. Sadece bir doktora şöyle sordum: ‘Ben yaklaşık 3 yıldır dünya ve Türkiye gençliğiyle ilgili bir kitap yazıyorum, kitabın yarısındayım, ne dersiniz, bu Lupus bu kitabı getirecek kadar bir süre verir mi bana?’

İngiliz doktor sessizce yüzüme baktı ve bir şey söylemedi. Ben kitabımı 8 yılda tamamladım ve işte şimdi sizlere sunuyorum...”

Bu satırların sahibi 80 yaşındaki Prof. Dr. Aysel Ekşi....

Hayatını gençlere ve çocuklara adamış bir psikiyatr. Sayısız kitabı ve araştırması var. Bahsettiği son kitabı, “Türkiye’de ve Beş Kıtada Gençler’’ başlığını taşıyor. Ekşi ile gençler ve şiddeti, cinselliği konuştuk. Laf döndü dolaştı, geçtiğimiz hafta 50. evlilik yıldönümlerini kutladığı, “Beynimin yarısı’’ dediği eşi CHP Milletvekili Oktay Ekşi’ye de geldi...

-Şiddet gençler arasında artıyor mu?

Evet gittikçe artıyor ve biz bunca çalışma yapmış insanlar, “Hep çok abartılıyor’’ diye düşündük... 2001 yılına kadar dünya da böyle düşünüyordu. Ama dünyada gençler arasında intiharlar artınca farkındalık başladı. İngiltere ilk fark edenlerden ve buna rağmen bugün şiddetle en az başa çıkmayı başaran ülkelerden ne garip ki...

-İntihar vakalarıyla fark edildi değil mi?

Evet. Eşzamanlı İskoçya, Kanada ve Çin’de aynı sorunlar baş gösterince BBC olayı ele aldı ve 2001 yılında parlamento işe el koydu. 11 yaşındaki bir İngiliz çocuğun kendi harçlıklarıyla kraliçeyi görmeye gitmesi ve ona okulundaki zorbalığı anlatmak isteyişi tüm dünyayı sarstı ve okullardaki şiddet araştırılmaya başlandı.

-Ya Türkiye?

Biz daha geç fark ettik ama farkındayız. Tüm dünyada olduğu gibi bizde de şiddet eğilimi yükseliyor ve bunu çocuklar ve gençler üzerine yapılan çalışmalardan okumalıyız.

-Dünya halledememiş şiddeti onca çalışmaya rağmen, neden?

Çünkü asıl neden, içine sızılamayan aile. Çekirdek ya da büyük aile... İş anne-babada başlıyor ve oraya gerçekten müdahale edilmesi mümkün değil. Ancak eğitimlerle bir şekilde kontrol altına alınıyor ama çok fazla bir şey yapılamıyor. İkinci etken öldürücü silahlara kolay ulaşım ve bir sonraki şiddeti artırıcı etken maalesef medya. Yazılı ve görsel medyaya günümüzde sosyal medya ve bilgisayar oyunları, internet de eklendi. Bu konuda çok kapsamlı çalışmalar var. Örneğin çocukları doğumlarından 16 yaşına kadar izlemişler ve medyada şiddet içeriğine maruz kalan çocukların çok ama çok daha saldırgan davranışlar sergilediği artık çürütülemez bir gerçek.

-Dünyada şiddetle mücadelede en etkin ülke hangisi?

Kanada ve Hollanda... Hollanda beni şaşırtan ama etkileyen ülkelerden bir tanesi çünkü birçok şey yasak değil. Ama buna rağmen şiddetle mücadelede en etkin onlar. Diyorlar ki örneğin: “Kızım ya da oğlum herkesin evinde kalabilir ama kimin evinde kaldığını bileceğim.” Ama bu sistem başka ülkelerde işe yaramıyor. Kanada’ya gelince... Eğitim sistemiyle işi çözmüşler. Okullar çok ama çok küçük, sınıflar en fazla 20 kişi. Okulda denetim çok fazla, zorbalığa asla müsamaha gösterilmiyor. Kanada’da medya da çok farklı. Örneğin asla ölmüş birinin fotoğrafı ya da görüntüsüne rastlamak mümkün değil.

-Dini inanç şiddet olgusunda etkili mi?

Evet. Özellikle intiharları önlediği bir gerçek. Maalesef cinayet konusunda tersine işliyor. Aslında “din’’ doğru kullanılsa şiddeti azaltmada çok büyük etkisi olur ama kullanılmıyor.

-Sosyoekonomik durum?

İnanır mısınız hiç önemli değil. Yapılan araştırmaların hepsi bu yönde. Bu bizi çok çarptı ilk başta, çünkü “Budur” der çıkardık işin içinden. Oysa medeni kabul edilen bütün ülkelerde eşe şiddet var. Şiddet aslında insanın doğasında var. Güçlü olan güçsüzü eziyor. Ama kitaba da koyduğum güzel bir laf var, mutlu insan zorba olamaz, işin sırrı o galiba....

-Mutlu musunuz siz?

Çok mutluyum. Hayatımı gençlere, araştırmalara adadım, mesleğimi hep çok sevdim. 80 yaşındayım, kocam 82 yaşında. 50. evlilik yıldönümümüzü kutladık geçen hafta Oktay ile...

-Nedir bu işin sırrı? Yarım asır evlilik? Aşk mı?

Aşk değil ama büyük sevgi herhalde. Özlüyorum ben Oktay’ı hâlâ... Yanımda olmayınca üzülüyorum, o da aynı şekilde, gece kalkar kontrol eder beni. Yanında istiyor sürekli Ankara-İstanbul koşuşturuyoruz.

-“Ne işin var siyasette bu yaştan sonra?” demediniz mi peki?

Dedim ama biliyorduk er geç buna mecbur bırakılacağımızı... Üstelik başka türlü de mecbur kaldık, ekmek parası...

KİTAPTAN ALINTILAR

Şiddet eğitim farkı gözetmiyor

Aile içi şiddetin yalnız gelişmemiş ülkelerde değil gelişmiş ülkelerde de hatta eğitimli kişiler arasında da görülebildiğini tüm araştırmalar ortaya koyuyor. En şaşırtıcı örneklerden bir tanesi Japonya... Aile içinde dehşet saçanlar toplumun üst düzey elit bireyleridir. Bunlar akademik kariyer sahibi ya da çok yarışmacı mesleklerdeki bireylerdir. Doktor ve kendi işinin sahibi işadamları en çok aile içi şiddeti uygulayandır, bunlar hem para kazanma açısından en güçlü durumdadır, şiddet uyguladıkları eşleri ise genellikle ev kadınıdır, ekonomik olarak kocaları tarafından kontrol edilmektedir

ANNELER CEZALANDIRIYOR

Annelerin çoğunluğu çocukluklarında kendilerini en çok etkileyen ceza yönteminin dayak olduğunu ve anneleri tarafından dövüldüklerini söylüyor. Kendi çocuklarına nasıl disiplin verdikleri sorusuna ise bağırarak cezalandırdıklarını söyleyerek cevap veriyorlar. Anneler çocuk iken kendilerine uygulanan ceza yöntemlerinden hangilerini yararlı buluyorsa onları uygulamaya devam ediyor. En çok bağırma ve istenileni yapmama yaygın. Dayak konusunda ise “Asla’’ diye savunmaya geçildiği görülmekte.

HOLLANDA EN BAŞARILI ÜLKE

Bütün dünya şiddetle baş etmeye çalışıyor, Hollanda en başarılı olmasına rağmen aile içi şiddetin önüne geçemiyor. Ve bunu şöyle açıklıyorlar: “Toplumda halkın bilinçlenmesi giderek arttığı için eskiden gizli ve saklı kalan aile içi şiddet olayları artık bildirilmektedir. Üstelik polis örgütü devamlı olarak bu alanda eğitilmektedir. Aile içi şiddet konusu her ne kadar aile bireylerinin iç sorunu ise de saldırgan davranış çocukların benimsenmesine ve örnek almalarına yol açacağı için sadece özel bir mesele olarak görülemez, bu nedenle aile içi şiddet konusu da duyarlılıkla ele alınmalıdır.”

TELEVİZYON VE OYUN ETKİSİ

Video oyun oynama alışkanlığına erken yaşta başlayan ergenlerde daha sonraki yıllarda agresif davranışlar gözlemleniyor. Amerika ve Japonya’da yapılan araştırmalar bu gerçeği ortaya koymuştur. Araştırmalar az şiddet kültürü olan Japonya’da bile, yüksek şiddet içerikli oyunlar oynamanın ciddi tehlike olduğunu kanıtlamıştır. Şiddet içerikli programları izleyen çocukların saldırgan davranışlar sergiledikleri de bir gerçektir. Özellikle 6-10 yaş arasındaki çocuklar saldırgan karakterlerden etkilenir. Hangi sosyo-ekonomik kültürden gelirlerse gelsinler, önceki saldırganlık eğilimleri hangi düzeyde olursa olsun, her iki cinsiyetin de yetişkinlikte saldırgan davranma eğiliminde artış olduğu bilinmekte ve bu artış şiddet içerikli programları izleme, oyunları oynama süresine bağlı bulunmuştur.

BAŞKASINA YÖNELIK ŞİDDET

Son yıllarda çeşitli ülkelerde araştırmalar yapılmış. Genç öğrencilere göre saldırganlık en önemli sorun ve onları kızdıran şey de öğretmenlerin okuldaki şiddetin farkında olmaması. Araştırmalar gösteriyor ki yaşı küçük olanlar büyüklerin iki katı fazla oranda şiddete maruz kalıyor. Üstelik ortaya çıkan bir başka gerçek daha var. Öğrencilerin kişisel güvende olma ile ilgili endişeleri okul bahçesinin ötesine de uzanıyor...

NİYE ŞİDDET?

Gençlerdeki şiddet probleminin nedeni olarak sevgi ile dengelenmiş yeterli aile denetiminin olmaması hep en başta sayılmıştır. Çocuk yetiştirme biçimi ve gençlerin yeterli aile denetimi alamaması temel nedendir. Kendini hep “özel’’ hissedecek, her istediği yerine getirilecek şekilde yetiştirilen, küçük yaştan itibaren gerekince engele katlanması öğretilmeyen çocuk ve gençlerin yeterli denetimi almaması ilk nedendir. Son yıllardaki kapsamlı araştırmalarda okulun, çevrenin, arkadaşların etkileri, genetik özellikler ve aile faktörleri incelendi. İncelemeler şunu gösteriyor: Diğer bütün sosyo-çevresel etkenlerin üstünde okulun büyük olması ve öğrencinin çevresiyle probleminin bulunması kendisine şiddet uygulanması konusunda bir risk olarak görüldü. Çocuğun kötüye kullanımında da evde şiddetin varlığı bütün çocuklarda ortak problemdi. Geniş kapsamlı başka araştırmalarda sosyal eşitsizlik, ailede işsizlik, anne-babanın ekonomik yetersizliği gibi eskiden beri suçlanan etkenler önemli bulunmadı. Aksine araştırmalar başka risk etkenleri üzerinde durdular. Risk etkenleri kavramını şöyle tanımlayabiliriz: Ergenin yaşantısında olumsuz sonuçların ortaya çıkması ihtimalini artıran ya da olumlu sonuçların ortaya çıkma ihtimalini azaltan öğeler ya da deneyimler.

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300