Aslı ÖZTÜRK / HT GAZETE

Yener Torun, 32 yaşında bir mimar. 8 senedir sürdürdüğü mimarlık kariyerini 2 yıldır amatör olarak çektiği minimalist tarzda fotoğraflarla destekliyor. Bugünlerde Instagram’da yayınladığı İstanbul fotoğraflarıyla başta İngiliz gazetesi The Guardian olmak üzere, birçok yabancı bloga haber oldu. Ancak İstanbul fotoğrafı deyince aklınıza klasik cami fotoğrafları ya da Boğaz manzarası gelmesin. Torun, İstanbul’da sayıları bir hayli az olan renkli binaları minimal tarzda fotoğraflayarak değişik bir çalışmaya imza attı. Bu binalar bugünlerde yurt dışında “İstanbul’un farklı yüzü” olarak birçok önemli mecrada yayınlanıyor.

36 bin takipçisiyle bir Instagram fenomeni olan ve ünü Türkiye sınırlarını aşan genç mimarla, konsept fotoğraf çalışmasını, İstanbul’da minimal izler taşıyan yapıları ve İstanbul’la ilgili mimari planlarını konuştuk...

Çoğumuzun hiç görmediği, görenlerin de bu gözle bakmadığı birçok binayı fotoğrafladınız. Bu yapıları keşfiniz nasıl gerçekleşti?

Mimarlık eğitimi almış olmam fotoğraflarda kullandığım objeler konusunda daha bilinçli davranmamı sağladı. Teknik bilgimin olması da o yapılara farklı gözle bakabilmeme sebep oldu.

Odak noktanız nedir?

Çalışmalarım mimari odaklı başlamış olsa da şu an için durum başka. Amacım mimariyi yüceltmek değil. Mimari elemanları sadece anlatmak istediğim hikâyenin arka planı olarak kullanıyorum. Ben o yapıların renk ve geometrisinden yararlanıyorum. Bu şehrin daha modern bir yüzü de var. İşte onları tespit edip kendi bakış açımla harmanlıyorum.

‘Rengi ön plana çıkarırım’

İstanbul için nasıl binalar tasarlamak istersiniz?

Renk kullanımını ön plana çıkarmayı denerim. Mümkün olduğunca sadece fakat bir o kadar da etkili olsun isterim. Tabii çalışmayı hangi semtte yapacağım da çok önemli. Şehirle uyumlu olmak zorunda.

Binaların hepsi mimari harikası mı yoksa fotoğraf hilesi var mı?

Çok başarılı mimari çözümlemeleri olmayan yapılardan da detaylar yakalayıp göze hoş gelen fotoğraflar çektim. Bir yeri bulduğumda oraya kendi dünyamdam başka bir işlev kazandırıp öyle fotoğraflıyorum.

Fotoğraflardaki insanlar model mi yoksa oradan geçen insanlar mı?

Birçok çalışmamı oradan geçen yabancıların fotoğrafını çekerek tamamladım. Ama daha sonra bu beni tatmin etmemeye başladı. Çünkü çektiğim fotoğrafın bir hikâyesi olmuyordu.

Kendi modellerinizi mi kullanmaya başladınız?

“Arka plan ve insan arasında bir ilişki kurmam lazım” diye düşündüm. Modeli ve kıyafetlerini kendim seçmeye başladım. Modelin hareketlerini kurgulayarak çalışmalarımı daha kişisel bir hale getirdim.

Binaları nasıl tespit ettiniz peki?

Şehri sokak sokak gezdim. Mimar olmamın da avantajlarını kullandım. Şehirdeki yeni inşaat çalışmalarına ve ne tarzda yapıldıklarına hâkimdim. Özellikle sanayi binaları, toplu konutlar, okullar ve otelleri araştırdım.

Çalışmalarınız genelde Esenyurt, Beykoz gibi yerlerde. Merkez İstanbul’un dışına kaymışsınız...

İstanbul’un merkezinde çalışınca ne kadar farklı bir bakış açısı yakalarsan yakala yine de alıştığımız İstanbul fotoğraflarını çekmiş oluyorsunuz. Neticede kullanılan obje aynı. O yüzden merkezden uzaklaşmaya çalıştım.

İstanbul’u bilinmeyen bir yönüyle tanıtmış oldunuz...

Çalışmalarımın yurtdışında bu kadar ilgi görmüş olmasının sebebi şehri alışılmışın dışında göstermemdi. Yurtdışından bazı insanlar ve İstanbul’daki bazı yabancılar bana bu binaları görmek istediklerini söyledi. Eminim siz de “İstanbul’da böyle binalar mı var” diye kendinize sormuşsunuzdur.

‘Guardian çalışmalarımı yayınladı’

Yabancı basın sizinle çok ilgilenmiş...

Açıkçası Türkiye’den aşırı bir ilgi beklemiyordum. Çünkü biz minimal yapılar ve çalışmalarla alakadar bir toplum değiliz. Elimizde değil; daha gösterişli, süslü yapıları beğeniyoruz. Sadelik bir süre sonra sıkıcı geliyor.

The Guardian size nasıl ulaştı?

İlk olarak Amerika’da çok ünlü bir blog bana ulaştı ve fotoğraflarımı yayınladı. Sonrası domino etkisi oldu. Tabii fotoğrafların İstanbul’da çekilmesinin önemli bir payı var. Çünkü gelen turistlerin hiçbiri bu yapıları görmüyor ve “Neden görmedik” diye merak ediyor. Guardian’dan bir muhabirle internet üzerinden röportaj yaptık. Hem basılı yayınlarında hem de internette yayınladılar. Sanıyorum çok beğenildiği için sonrasında Facebook hesaplarında da paylaştılar. Alman radyolarından da canlı yayınlarına katılmam için teklifler geliyor.

‘Binalar değil fotoğraflar minimal’

“Minimal tarzda fotoğraf” tanımını bir netleştirelim mi?

Olabildiğince sade, yalnızca anlatmak istediğin tema ve konuya odaklı, bazen fotoğrafta göstermediğin kısımdan da yararlanarak çekilen fotoğraflardır, diyebiliriz.

Peki binaların minimalist tarzda olması gerekiyor mu?

Arada minimal tarzda yapılmış binalar çektiğim oluyor ama çoğu değil. Öyle bir arayış içine girersem zaten 10 taneden fazla fotoğraf çekemem. Yabancı basında da binaların ‘minimalist’ olduğunu yazdılar fakat bu büyük bir yanlış anlama. Belki de onlar binanın tamamını göremedikleri için böyle bir tanımlama yaptılar.