Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, "Seçilmiş bir Meclis Başkanı'nın, anayasanın milletin ön şart ve kabulü olan ilk dört maddeyi tartışmaya açması, bize göre doğru bir yaklaşım değildir. Anayasa bir din kitabı olmadığı gibi, inanç ve ibadet hürriyetinin sınırlarını belirleyen bir ansiklopedi de değildir. Hiçbir yasa ibadet de, inanç da dayatamaz." ifadesini kullandı.

Yalçın, yaptığı yazılı açıklamada, gerçek anlamda laikliğin, din ile devlet işlerinin ayrılmasını ve devletin din karşısında tarafsız kalmasını, farklı dinlere inananlar arasında hiçbir ayrım yapılmamasını, böylece din özgürlüğünün sağlanmasını gerektiren bir ilke olduğunu bildirdi.

Atatürk'ün 1937'de anayasaya laiklik ilkesinin konmasını sağlarken, İslam'ın dünya hayatını düzenleyen normlarını toplumdan uzak tutmayı değil, din adına yapılan baskıları devre dışı bırakmayı hedeflediğini belirten Yalçın, ancak kendisinden sonra gelenlerin onu anlayamadıkları için laikliği bir tür dayatmaya dönüştürdüğünü savundu.

Laikliğin anayasaya konmasının altında yatan en büyük sebeplerden birinin, üniter-ulus devletin teşekkülünü sağlayacak bir hukuki zemin oluşturmak olduğunu vurgulayan Yalçın, Osmanlı Devleti'nden tevarüs eden sosyal problemlerin o zamanlar kentlerde, kasaba ve köylerde devam ettiğini ifade etti.

Yalçın, bugün iktidarda bulunan AKP'yi kuranların içinden yetiştiği siyasal İslamcılığın, 1938'den sonraki CHP politikalarının sonucu olduğunu iddia ederek, Atatürk sonrasının baskılarının aynı zamanda kendi siyasi alternatifini de beraberinde getirmekle kalmadığını, bir mağdur ve mazlum edebiyatının da doğmasına yol açtığına işaret etti.

"LAİKLİK, HERKESE İBADETİNİ SERBESTÇE YERİNE GETİRME İMKANI VERİR"

"İktidar partisinin Cumhuriyet'le kavgalı Milli Görüş çizgisinden gelen bazı kurucu ve temsilcileri, zaman zaman '90 yıllık enkazı kaldırma' bahanesiyle geçmişle hesaplaşmaya çabaladıkları gibi, zaman zaman da ağızlarındaki ideolojik baklayı çıkarmaktadır." ifadesini kullanan Yalçın, şöyle devam etti:

"Böylece zihinlerinin bir yerine gizledikleri asıl niyetlerini, kademe kademe hayata geçirmek istedikleri yönetim sistemini, halka dayatmak istemektedirler. Teokratik devlet özlemiyle yetişmiş bu kuşağın temsilcilerinden biri olan Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın, anayasada laiklik ilkesinin yer almaması gerektiğini açıklaması, buna çarpıcı bir örnek olmuştur.
Elbette Türk milleti genellikle dindar ve muhafazakardır. Ancak milletimiz, dindarlığını siyasette umuma değil, ibadette Rabbine göstermeyi sever. O bakımdan, anayasa değişikliği meselesini fırsat addederek, kendi sığ ideolojik planlarını hayata geçirmek ve halkın dini duygularını, inançlarını buna malzeme yapmak isteyen siyasal anlayışı hastalıklı buluyoruz."

Laikliğin Anayasa'nın 2. maddesinde tanzim edildiğini hatırlatan Yalçın, kendileri için dokunulmaz ve vazgeçilemez ilk dört madde içinde yer aldığını belirterek, "Seçilmiş bir Meclis Başkanı'nın, anayasanın milletin ön şart ve kabulü olan ilk dört maddeyi tartışmaya açması, bize göre doğru bir yaklaşım değildir.
Anayasa bir din kitabı olmadığı gibi, inanç ve ibadet hürriyetinin sınırlarını belirleyen bir ansiklopedi de değildir. Hiçbir yasa ibadet de, inanç da dayatamaz." değerlendirmesinde bulundu.

Yalçın, halkın inanç ve ibadeti bağlamında devletin nötr ve tarafsız olmasının, laiklikle mümkün olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Hakiki manada laiklik, herkese dini vecibelerini ve ibadetini serbestçe yerine getirme imkanı verir. Devlet, herkese eşit mesafede ve yakınlıktadır. Böylece zorlama ve dayatmaların önüne geçilir.Laiklik olmadığı takdirde, iktidar sahipleri ve egemen güçler kendi inançlarını ve hayat tarzlarını dayatmaya kalkışır. Belli ki Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın da anayasadan laikliğin kaldırılmasını istemesinin arkasında, Milli Görüş öğretisinden kalma dogmaları halka dayatabilecek hukuki boşluğun teşekkülünü arzu etmesi yatmaktadır.

Sayın Kahraman'a ve onun gibi düşünen iktidar sahiplerine tavsiyemiz, Peygamberimizin bir hadisinde buyurduğu gibi 'ibadetlerini gösterişten uzak tutmaları', halkın inançlarıyla oynamaktan, her vesileyle dindarlık görüntüsü vermekten ve riyadan vazgeçerek Türkiye'de din ve diyanetin özgürce yaşanmasına fırsat vermeleridir."

AA