Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Murat BARDAKÇI/GAZETE HABERTÜRK

Avrupa Birliği’nden çıkmaya karar veren İngiltere’ye asırlar önce yaptığımız ama karşılığını alamadığımız teklif: Sadrazam Koca Sinan Paşa, 16. asrın sonlarında İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi vasıtası ile İngiliz Kraliçesi Birinci Elizabeth’e haber göndermiş ve “Haydi bir ‘Eşhedü’ çek de imana geliver” demişti. Elizabeth teklifi kabul etse idi şimdi hem Avrupa başka türlü olacak, hem de son tartışmalar yaşanmayacaktı...

İngiltere’de yapılan referandumda halkın Avrupa Birliği’nden çıkmak istemesi üzerine sadece İngiltere ve Avrupa değil, bütün dünya şaşkın halde... Üç gündür gazetelerde, TV’lerde ve neredeyse her yerde bu hadise konuşuluyor, yorumlar yapılıyor, kehanetler ortaya atılıyor.

Etrafı saran bu ciddiyet sizi büyük ihtimalle bunaltmış olacak diye düşünerek yine İngiltere ile ilişkilerimiz hakkında daha hafif ve eğlendirici bir hadiseyi anlatayım...

Ortalığın böyle karışmasının tek sebebi aslında kimdir bilir misiniz? İngiltere’de 16. asırda tahtta bulunan Kraliçe Birinci Elizabeth!

İŞTE, DAVETİN ÖYKÜSÜ

Biz, yani Osmanlı İmparatorluğu Elizabeth’e dinini değiştirip Müslüman olmasını söylemiş ama hem Elizabeth hem de İngilizler teklifi kabul etmeyerek eski dinlerinde, yani Hristiyanlıkta kalmış ve o şekilde yaşamaya devam etmişler, asırlar sonra Avrupa Birliği’ne girmişlerdi ve netice işte böyle oldu...

İşte, Birinci Elizabeth’in “ihtidâ”, yani “Müslüman olma” davetimizi kabul etmemesinin kısa öyküsü:

İngilizler 16. yüzyılın sonlarında ezelî rakipleri olan İspanya’ya karşı dönemin süper gücü olan Osmanlılar’ın desteğini alabilmek için din unsurunu ellerinden geldiği kadar kullanmış, hattâ arada bir Müslüman gibi davranmışlardı.

Osmanlılar’ın o devirdeki en büyük düşmanları Avusturya, Venedik ve İspanya, yani Katolik dünyası idi. İngiltere ile ilişkilerimizin başlayıp gelişmesinde İngilizler’in Katolik değil Protestan olmalarının büyük rolü vardı ve hattâ bazı devlet adamlarımız “İngilizler’in puta tapmadıkları için Müslüman sayılmaları” gerektiği kanaatindeydi.

KAPİTÜLASYON ALMAYI BAŞARDI

Kraliçe Elizabeth, İspanya Kralı İkinci Felipe’nin dünya hâkimiyeti emellerine engel olabilmeye çalışıyordu ve bunun için dönemin büyük gücü Osmanlılar ile ittifak kurmaktan başka çaresi yoktu.

Osmanlılar ile İngilizler arasındaki ilişkileri İngiliz tüccarlar başlattılar. Bu tüccarların ilki olan William Harborne, kraliçenin zamanın hükümdarı Üçüncü Murad’a hitaben yazdığı bir tavsiye mektubuyla 1 Temmuz 1578’de İstanbul’a doğru yola çıktı ve bir Türk kervanına katılarak 28 Ekim’de Osmanlı başkentine ulaştı. Elizabeth, Üçüncü Murad’a gönderdiği mektupta “putperestliği cezalandıran hakiki Tanrı’ya taptığını”, bu yüzden de “putperestlerin”, yani Katolikler’in amansız düşmanı olduğunu söylüyor ve mücadelesine destek istiyordu.

Harborne’un İstanbul’a geldiği tarihlerde, sadrazamlık makamında Sokollu Mehmed Paşa vardı. Sokollu, İngiliz tüccarı kabulü sırasında “Osmanlı Devleti’nin kapılarının dostluk üzere gelen bütün yabancılara açık olduğunu” söyleyerek elçiyi cesaretlendirdi.

İngiliz elçi kısa bir süre sonra çabalarının meyvelerini toplamaya başladı. Padişahtan temsil ettiği ticarî müessesenin Osmanlı ülkesinde aracısız olarak ticaret yapabilmesine imkân sağlayan bir iznin yanısıra Kraliçe’ye hitaben yazılmış bir de mektup aldı ve Londra’ya döndü ve daha sonra Kraliçe’nin yeni mektuplarıyla beraber İstanbul’a tekrar geldi.

Yakınlaşma çabası İstanbul’daki Fransız Elçisi Jocques de Germigny’yi rahatsız etmiş ve elçi İngilizler aleyhinde faaliyetlere başlamıştı. Harborne, buna rağmen her türlü vasıtaya başvurarak 26 Mayıs 1580’de Sultan Üçüncü Murad’dan bütün İngiliz tüccarlarının Osmanlı topraklarında aracısız bir şekilde ticaret yapabilmelerine izin veren bir kapitülasyon koparmayı başardı. İngiltere, böylelikle Osmanlı İmparatorluğu’nda Venedikler ve Fransızlar ile beraber aynı haklara ve imtiyazlara sahip oluyordu.

SADRAZAMIN TAVSİYESİ

Ama, İngiliz tüccarlar bize karşı tamamen ikiyüzlü hareket içerisindeydiler. İstanbul’daki faaliyetleri sırasında din unsurunu ellerinden geldiği kadar kullanmalarına ve âdeta Müslüman gibi görünmelerine rağmen, İngiltere’ye gönderdikleri raporları ile mektuplarında İslamiyet’ten “şeytanî ve barbar bir din” diye bahsediyor, Osmanlılar’ı Katolikler’e karşı kullanabilmek için takındıkları sahte Müslüman tavırlar konusunda da “Tanrı, kendisi için söylediğimiz bu yalanları affeder” diyorlardı.

William Harborne’a ve onun vasıtası ile de Kraliçe Elizabeth’e Müslüman olmaları çağrısını, elçinin İstanbul’da bulunduğu son günlerde zamanın sadrazamı Koca Sinan Paşa yaptı. Paşa, İngiliz Elçisi’ne, “Müslüman olmanız için parmaklarınızı kaldırıp, ‘Eşhedü’ demekten başka bir şeye ihtiyacınız yoktur” demişti.

Kraliçe Elizabeth bu teklifi kabul etse idi Avrupa’nın tarihi kimbilir nasıl olurdu...

 

TOPHANELİLER, SEMTLERİNDE YAŞAYAN İNGİLİZ ELÇİSİ’Nİ ‘HERİF SERHOŞ’ DEYİP KAPIDIŞARI ETTİLER

Bugün “Tophane” dediğimiz semtte Bizans öncesinde Apollon için yapılmış bir tapınak vardı, sonraki asırlarda Hadrianus ve Natalie Kiliseleri inşa edildi, fetihten sonra da top döküm atelyeleri kuruldu ve semt adını bu dökümhanelerden aldı.

Tophane’de 1590’larda içkiye düşkün bir İngiliz yüzünden ciddî bir gerilim yaşandı...

İngiltere Kraliçesi Birinci Elizabeth, İstanbul’a William Harborne’dan sonra 1588’de Edward Barton adında bir elçi daha göndermişti...

KAPININ TEPESİNDEKİ MEZARTAŞI

Barton, İstanbul’da dokuz sene boyunca yaşamış ve hem saray, hem de devlet adamları ile yakınlık kurmuş, hattâ zamanın hükümdarı Üçüncü Mehmed 1596’da Avusturya seferine çıkarken onu da yanında götürmüştü.

İstanbul’a gelişinde bir müddet devletin resmî konukevi olan Elçi Hanı’nda ağırlanan Edward Barton daha sonra daimî kalabileceği bir yer aramış, elçiye Kıbrıs Beylerbeyi Arap Ahmet Paşa’nın Tophane’deki yalısı tahsis edilmiş ama Barton mahalle halkı ile bir türlü anlaşamamış ve semtte bu yüzden tatsızlıklar yaşanmıştı.

Mahalle sâkinleri namaz vakitlerinde elçilik binasında davul, zurna ve çan çalınmasından ve İngilizler’in Müslüman mezarlarına pislik dökmelerinden yakınıyorlardı ama daha da büyük bir şikâyetleri vardı: Barton, elçiliğe sık sık fahişeler getirtip gürültülü âlemler yapıyor, binada içki içiliyor, elçi semtin ahlâkını bozmakla kalmayıp başka yasak işler ile de uğraşıyor, meselâ adamlarına İstanbul’daki Hristiyan esirleri kaçırtıp yalısının önüne kadar gelen gemilere gizlice bindirterek memleketlerine gönderiyordu.

Elçilikte olup bitenler yüzünden sabrı taşan Tophane halkı, Galata Kadısı’na bir dilekçe verdi. Dilekçede elçi ile maiyetinin yalıyı terkedip yabancıların yaşadığı Pera taraflarına gitmedikleri takdirde büyük olayların çıkacağı ve ortalığın birbirine gireceği söyleniyor, “Herifi buradan atın, yoksa mahalleyi ateşe veririz” deniyordu.

Şikâyet saraya kadar ulaştı ve o sırada tahtta bulunan Üçüncü Murad iddiaların doğru olup olmadığının soruşturulmasına bile lüzum görmeden İngiliz Sefareti’nin Tophane’yi derhal terketmesini ve Pera taraflarında biryerlere gitmesini emretti. Elçi, neticede maiyeti ile beraber Tophane’den apar topar ayrılıp Galata sırtlarına nakletmek zorunda kaldı.

Edward Barton, İstanbul’da 1597’ye kadar yaşadı, burada öldü ama mezarı asırlar sonra kayboldu.

Barton şehirden sık sık ayrılıp hayranı olduğu Heybeliada’ya gidiyor, orada haftalarca kalıyordu.

Elçi, hayattan 1597’de işte bu ada ziyaretlerinden birinde ayrıldı. İngilizler cenazeyi İstanbul’a nakletmek yerine Heybeliada’ya defnettiler ve Barton’u Panayia Manastırı’nın bahçesine gömdüler. Edward Barton’un Latince ve hayli büyük olan mezartaşına, “Türk İmparatoru ile beraber Macarlar’la savaşa gitmiş olduğu” yazılmıştı.

Rahipler seneler sonra Edward Barton’un mezartaşını söküp giriş kapılarından birinin üzerine yerleştirdiler, mezartaşı manastırı ziyaret eden İngiliz gravürcülerin çizimlerinde de yeraldı ama bir ara kayboldu, daha sonra bulundu ve Haydarpaşa’daki İngiliz Mezarlığı’na nakledildi.