Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

Zonguldak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında 69 tutuklu ve 15 firari sanığın "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarından ağırlaştırılmış hapisle cezalandırılmaları istemiyle hazırlanan iddianame, Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ahmet Yıkılmaz tarafından hazırlanarak mahkemeye sunulan 200 sayfalık iddianamede, 69 tutuklu ve aralarından örgütün lideri Fetullah Gülen'inde bulunduğu firari 15 sanık hakkında "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.

Fetullah Gülen'in 1970'li yıllara kadar Yeni Asya grubu içerisinde yer aldığı ve daha sonra İzmir Kestanepazarı Kuran Kursunda görev yaptığı dönemde çevresinde bulunan arkadaşları ile dini motifleri de kullanmak (istismar etmek) suretiyle örgütünün çekirdek kadrosunu oluşturarak müstakil hareket etmeye başladığı anlatılan iddianamede, "Gülen faaliyetlerini daha ziyade 13-18 yaş grubundaki öğrenci ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırarak, teyp/video kasetlerine çekilen vaaz ve konuşmaları, sohbet toplantıları ve özellikle yaz kamplarında görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubu ile kendi adı ile anılan örgütünü kurmuştur." ifadesi yer aldı.

"DEVLET İÇİ ÖRGÜTLENME GAYESİ İLE HAREKET ETMEKTEDİR"  

"Fethullah Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş, bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine, devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflemiştir." ifadesinin yer aldığı iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Kamuoyunda örgüt için daha çok 'Paralel Devlet Yapılanması' ve 'F Tipi Örgüt' kavramlarının kullanılmasının temel nedeni budur. Bu nedenle tüm devlet organlarında, yerel yönetimlerde ve sivil sektörde örgütlenmeyi hedeflemiştir. İleride devlet yönetimini kontrol altına alabilmek için kısa vadede tüm kadrolara kendi mensuplarının getirilmesi veya bu kadroları işgal edenlerin kendisine bağlanmasını hedeflemiştir. Gülen liderliğindeki örgütün bilinen yasa dışı örgütlerden çok daha sıkı bir hiyerarşik yapılanması bulunmaktadır. Fethullah Gülen'e doğrudan bağlı, 'tayin heyeti, istişare kurulu, mollalar grubu ve meclis' olarak adlandırılan birimler yer almakta ve örgüt üst organlar olarak bu birimler tarafından sevk ve idare edilmektedir. Mecliste alınan kararlar, meclis üyesi olan örgüt mensuplarınca silsile yoluyla en alt birimlere kadar iletilmektedir. Bu talimatlar hiyerarşi içerisinde yer alan 'dünya, coğrafi bölge, ülke, bölge, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarının yanı sıra ser rehberleri, belletmenler, öğrenci ve cemaat mensupları' tarafından gizliliğe, istihbarata ve sır saklamaya özen gösterilerek koşulsuzca yerine getirilmektedir. Ayrıca örgütün mali kaynaklarının ne şekilde kullanılacağını 'mütevelli heyeti' belirlemektedir. Örgüt kurulduğu ilk günden bu yana 'devlet içi örgütlenme' gayesiyle hareket etmektedir. Bu örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesinde, devletin yapısı dışında başka bir hiyerarşik düzene göre hareket eden bir yapının varlığını ortaya çıkarmasıdır. Bu kişilerin sistemli ve programlı biçimde önceden, hatta çocuk yaştan seçilerek ileriye dönük hedeflere göre yetiştirilmeleri ve daha sonra da yerleştirilmeleri söz konusudur."

"ÇEŞİTLİ RAPORLARLA DEVLET ARŞİVLERİNE GİRDİLER"   

"Örgütün en önemli hedefinin yasal veya yasa dışı dinleme, izleme, raporlarla elde ettiği bilgileri, tehdit/şantaj olarak kullanmak ve Türkiye'de devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük, etkili bir siyasi ve ekonomik güç haline gelmek olduğu anlaşılmaktadır." ifadesine yer verilen iddianamede, örgütün özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet, yargı, MİT, mülkiye ve bürokrasideki örgütlenmesiyle yasa dışı faaliyetleri, muhtelif tarihlerde resmi kurumlar ve istihbarat birimlerince hazırlanan çeşitli raporlarla devlet arşivlerine girdikleri vurgulandı.

İddianamede şu bilgilere yer verildi:

"Fetullah Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş, bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine, devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir. FETÖ/PDY, yurt içinde ve yurt dışında çok miktarda vakıf, dernek, özel okul, şirket, dershane, öğrenci yurdu, yayın organı, gazete, TV istasyonu, faizsiz finans kurumu, sigorta şirketi ve radyo istasyonunu denetim altında bulundurarak, amacına uygun, planlı, programlı ve gizli olarak faaliyetlerini yürütmüştür. FETÖ/PDY'nin diğer devlet kurumları gibi polis teşkilatı içinde de örgütlendiği öteden beri kamuoyu tarafından bilinmektedir. Örgütün ulaşmak istediği nihai hedefler göz önünde bulundurulduğunda bu son derece 'anlaşılabilir' bir durumdur. Zira Emniyet Genel Müdürlüğü, adli, idari ve istihbari kolluk görevi ifa eden ve aynı zamanda güç kullanma yetkisine sahip olan bir devlet kurumudur. Bu nedenle örgütün sızıp kontrolü altına almaya çalıştığı kurumların başında gelmesi de oldukça doğaldır. Örgüt emniyet teşkilatındaki kadrolaşmasını belirli bir düzeye ulaştırdıktan sonra, buradaki gücünü operasyonlarının ana aracı olarak kullanmaya başlamıştır. Örgütün ideolojisinin Türkiye'de devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve yetkili bir güç haline gelmek olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda, örgütün temel hedeflerinin yasal olmayan faaliyetleri ile (şantaj, tehdit, yasa dışı dinleme gibi) devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite olarak ortaya çıkmak ve neticede devlet otoritesini ele geçirmek şeklinde tezahür eden siyasal bir hedefi olduğu söylenebilir."

PROFESYONEL BİR ÖRGÜTLENME 

FETÖ/PDY isimli yapının/teşekkülün, belirlenen amaçlar etrafında insan sayısı olarak üçten fazla kişinin bir araya geldiği, hiyerarşik görev dağılımının yapıldığı belirtildi.

Gizliliğin esas alındığı, iş bölümünün, faaliyet alanlarının, sorumluluklarının önceden tespit edildiği, eleman ve finansal kaynak teminiyle üyelerinin eğitiminin ne şekilde yapılacağı gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, iletişimin gizliliğine riayet edilerek ulaklar vasıtasıyla sağlandığı, kod isim ve yemin uygulaması olan, kendine özgü ceza ve ödül sistemi bulunan profesyonel bir örgütlenme olduğunun anlaşıldığı aktarılan iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Birçok ilde yapılan soruşturmalardan anlaşılacağı üzere FETÖ/PDY isimli yapılanmanın kolluk kuvveti ve yargı içerisinde yer alan mensupları tarafından kurgulanmış soruşturmaların sahte ihbar mektupları, yasa dışı dinlemeler, gerçeğe aykırı deliller üzerine inşa edildiği, bu sayede verilen mahkumiyetlerle toplum nezdinde başta yargı olmak üzere kamu kurumlarına duyulan güvenin yok edildiği, kendilerinden olmayanlara karşı yürütülen baskı, korkutma, yıldırma, sindirme, ve tehdit faaliyetlerinin kolluk kuvvetleri, kamu kurumları ve yargıda görev alan üyeleri yardımıyla gerçekleştirildiği değerlendirilmektedir.

FETÖ/PDY isimli yapılanmanın özellikle 15 Temmuz'da Türk Silahlı Kuvvetlerindeki görevli bazı kişilerce yapılan darbe girişiminden de anlaşılacağı üzere, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 1. ve 7. maddelerinde ifade edilen anayasada belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütü niteliğinde örgütlü bir yapıya sahip bir örgütlenme olduğu anlaşılmaktadır."

15 Temmuz darbe girişimine katılan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) şüphelileri hakkındaki davaların duruşmaları, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki salonların küçük olması ve güvenlik nedeniyle Silivri’de yapılacak. Duruşmalar, FETÖ’nün “17-25 Aralık 2013 paralel yargı darbe girişimi” öncesinde inşa edilen, FETÖ firarisi Savcı Fikret Seçen’in bizzat ilgilendiği, 2013 Mayıs’ında yapımı tamamlanan; Türkiye’nin hâlâ en büyüğü niteliğindeki büyük duruşma salonunda gerçekleştirilecek. 15 Temmuz darbe girişimi sanıklarının yargılanacağı büyük salonlar; Silivri Cezaevi Yerleşkesi’nde ve Ergenekon ile Balyoz davalarının yapıldığı salonun karşısında yer alıyor. Binada büyük salonun dışında, 2 ayrı küçük duruşma salonu daha bulunuyor.

İLK DURUŞMA 27 ARALIK’TA

Salonda, darbe girişiminde Tarabya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne Özel Harekât timinin götürülmesi emrini yerine getirmeyen helikopter pilotunun da aralarında bulunduğu 25’i tutuklu 29 polis hakkında açılan davanın duruşması görülecek. 27 Aralık’taki davanın görülmesi için duruşmaların il sınırları içinde mahkemenin olduğu yer dışında görülmesine olanak sağlayan yasa tasarısının kabul edilmesi gerekiyor. Yasanın önümüzdeki günlerde kabul edilmesi bekleniyor.

Firari Savcı Fikret Seçen’in 2 kez yıktırdığı kürsü.
Firari Savcı Fikret Seçen’in 2 kez yıktırdığı kürsü.

 

FİRARİ SEÇEN KÜRSÜYÜ 2 KEZ YIKTIRDI

Darbe girişiminin ardından yurtdışına kaçan firari FETÖ şüphelisi eski özel yetkili Başsavcısekili Fikret Seçen’in, salonun inşaatıyla bizzat ilgilendiği, kürsüyü 2 kez yıktırıp yeniden yaptırdığı belirtildi. Seçen’in yaptırdığı, sütunları olan kürsü de dikkat çekiyor. 2013 yılı rakamlarıyla 23 milyon TL harcanan ve 14 ay süren inşaat, 17-25 Aralık 2013 paralel yargı darbe girişiminden 6 ay kadar önce tamamlandı. Salon yapılırken, kumpas olduğu daha sonra ortaya çıkan Balyoz davasında 21 Eylül 2012’de mahkûmiyet kararı verildi. Salonun inşaatının tamamlandığı Mayıs 2013’te, Ergenekon davasında ise son savunmalar yapılıyordu. 5 Ağustos’ta Ergenekon davasında karar açıklandığında, salon tamamlanmış durumdaydı. Salonda sadece, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sanık yapılmaya çalışıldığı KCK davasının duruşmaları görüldü. Şimdi bu spor salonundan duruşma salonuna dönüştürülen bölümde duruşma yapılmıyor.

3’Ü BODRUM, 5 KATLI VE EN BÜYÜK SALON BİN 500 METREKARE

Silivri Cezaevi Kampusu’nun karşısındaki 17 dönüm tarla üzerine inşa edilen bina, 3’ü bodrum katı olmak üzere 5 katlı. Bin 500 metrekarelik salon, 976 kişi alabiliyor. Ayrıca 345’er kişilik, 635’er metrekare büyüklüğünde 2 ayrı duruşma salonu daha bulunuyor. Büyük salonda 330 sanık, 400 avukat, 216 izleyici, 30 da basın ve milletvekili sandalyesi var. Binada salonların haricinde, bodrum katında nezarethane, baro odaları, kafeterya, basın odası, hâkim ve savcı odaları, mahkeme kalemleri, hâkim ve savcılar için yemekhane ile kafeterya yapıldı.

Bodrum kattan salona
Bodrum kattan salona

 

BODRUMDAN SALONA

976 kişi kapasiteli en büyük duruşma salonuna sanıklar binanın bodrum katından merdivenlerle, bazı futbol sahalarında olduğu gibi duruşma salonunun ortasındaki “çıkış tüneli” gibi zeminden giriş yapıyor. Mahkeme heyeti ile cumhuriyet savcısı ayrı kapıdan, izleyiciler ile basın ise ayrı kapılardan salona alınıyor.

Küçük salon
Küçük salon

 

BİNLERCE KİŞİ YARGILANACAK

15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan yaklaşık 2 bin 500 şüpheliden 2 bin 300’ü, Silivri’de yargılanacak. 300 şüpheli hâkim ve savcının soruşturma dosyası, yetkisizlik kararıyla Ankara’ya gönderildi. Yargılamalar, halen yapımı süren ve 900 sanığın aynı anda yargılamasının yapılacağı Sincan’daki duruşma salonunda gerçekleşecek. Sincan’daki salon tamamlandığında ise Türkiye’nin en büyüğü olacak. Darbe girişiminin ardından tutuklanan ve soruşturmaları süren sanıklar, haklarında dava açılması halinde, bu duruşma salonunda yargılanacak. O isimler arasında eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, FETÖ üyeliğinden tutuklanan polis müdürleri Dinçer Ay, Hasan Taşgıran, Ramazan Karaoğlan, baklavacı Faruk Güllü, işadamları Ömer Faruk Kavurmacı ve Fikret İnan, eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce gibi isimler de bulunuyor.

Bekleme salonu
Bekleme salonu

VELİ SARIBOĞA/GAZETE HABERTÜRK

Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) yönelik soruşturma kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üyesi Mustafa Kemal Özçelik, "Yargıtay üyeleri arasında yapılanma hukuk ve ceza olarak ayrılmaktaydı. Her grubun bir abisi vardı. Bizim grubun abisi Osman Yurdakul'du. Hukuk dairelerinin sorumlusu ise Ali Akın'dı. Ali Akın'ın üzerinde İlyas Şahin, onun üzerinde Faik isimli sivil kişi vardı" dedi.

Özçelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirtti ve itirafçı oldu.

İlk görev yaptığı Hanak ilçesinden Tunceli Çemişkezek'e 1997'de atandığını belirten Özçelik, burada savcı olarak görev yapan İsmail Hakkı Şentürk ile tanıştığını, Şentürk'ün kendisine cemaat üyesi olduğunu söylediğini aktardı.

Şentürk ile beraber namaz kılmaya başladıklarını anlatan Özçelik, Gülen'in kasetlerini de izledikleri bu sohbet toplantılarına sonradan katılan meslektaşlarının ismini verdi. Özçelik, maaşlarının belirli bir kısmını yardım parası olarak sohbet abilerine verdiklerini anlattı.

Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde 2001'de tetkik hakimi olarak görev yapmaya başladığını ifade eden Özçelik, İbrahim Okur'un tavsiyesi üzerine Ahmet Hamsici tarafından bu göreve getirildiğini kaydetti.

Özçelik, bakanlığa geldikten sonra katıldığı sohbet grubunun Birol Erdem, İbrahim Okur, Ahmet Hamsici, Engin Durnagöl ve Hüseyin Yıldırım'dan oluştuğunu söyledi.

Erdem ve Okur'un daire başkanı, Hamsici'nin de genel müdür yardımcısı olduktan sonra sohbet grubundan ayrıldığını belirten Özçelik, sayılarının azalması nedeniyle bu grubun Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tetkik hakimlerinden oluşan grupla birleştirildiğini kaydetti.

Yeni grupta, sonradan Yargıtay üyesi olan Çetin Şen ile Danıştay üyesi olan Galip Tuncay'ın yer aldığını aktaran Özçelik, görevi değiştikçe sohbet gruplarının da değiştiğini, Yüksel Hız, Kenan Özdemir, Mustafa Onuk, Mesut Orta, Sefa Mermerci'nin de bu gruplarda yer aldığını bildirdi.

Mustafa Kemal Özçelik, Adalet Bakanlığına 2005'ten sonra gelen tetkik hakimlerinin çoğunun Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu, bu kişilerin bakanlığa getirilmesinde en çok İbrahim Okur, Ahmet Hamsici ve Birol Erdem'in etkisinin bulunduğunu kaydetti. Özçelik, "Kimlerin geleceğine bu kişiler karar veriyordu. Daha doğrusu bu kişiler refere ederdi, üst makamlar uygun görürdü" dedi.

Özçelik, Birol Erdem'in 2010'dan sonra cemaat ile ilişkisini tamamen kestiğini, HSYK üyesi olduğu dönemde cemaate karşı çıktığını, bunların herkes tarafından bilindiğini de dile getirdi.

Personel alımları için her genel müdürün isim verdiğini, personel genel müdürü olarak kendisinin de talep edilen kişilerin sicillerini araştırdığını anlatan Özçelik, "Gülen'in 'hizmet hareketi mensuplarının önünü açın' fetvasını biliyorum. O dönemde de cemaat mensuplarının yoğun şekilde bakanlığa girdiğini biliyorum. Bu kişiler hangi genel müdürlüğe alınacaksa o genel müdür bizzat bu isimleri verirdi." diye konuştu.

Özçelik, Personel Genel Müdürü olduktan sonra sohbet toplantılarına sohbet abisi olarak meslek dışından birisinin geldiğini, bu kişinin gerçek ismini ve mesleğini söylemediğini, kendisiyle ilgili özel şeyleri de anlatmadığını belirtti.

Sohbet abisinin bakanlığa alınacak kişilerin cemaat mensubu olmasını istediğini kaydeden Özçelik, kendisinin de bu şekilde düşündüğü için buna karşı çıkmadığını anlattı.

Özçelik, hakim-savcı alımı için yapılan mülakata giren adaylar arasında yer alan cemaatçilerin listesinin, o dönem daire başkanı olan cemaat üyesi Mustafa Babayiğit tarafından kendisine verildiğini de açıkladı.

"OKUR VE HAMSİCİNİN GAYRETİYLE"   

Personel Genel Müdürlüğü görevini 2012 Ekim'ine kadar sürdürdüğünü belirten Özçelik, İbrahim Okur ve Ahmet Hamsici'nin gayretiyle Yargıtay üyeliğine seçildiğini anlattı.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinde üye olarak göreve başladıktan sonra Yargıtay üyeleri Osman Yurdakul, Ömür Borazan, Hüseyin Güngör Babacan ile sohbetlere katıldığını anlatan Özçelik, himmet parasının sohbet abisi Yurdakul tarafından toplandığını kaydetti. Mustafa Kemal Özçelik, ifadesine şöyle devam etti:

"Yargıtay üyeleri arasında yapılanma hukuk ve ceza olarak ayrılmaktaydı. Her grubun bir abisi vardı. Bizim grubun abisi Osman Yurdakul'du. Hukuk dairelerinin sorumlusu ise Ali Akın'dı. Ali Akın'ın üzerinde İlyas Şahin vardı. İlyas Şahin'in üzerinde Faik isimli sivil kişi vardı. Bu kişi İlyas Şahin'in üzerinde mi aynı konumda mı bilemiyorum. Bu kişiyi bir defa yemekte gördüm. İsmini Faik olarak tanıtmışlardı ve bu kişinin Yargıtayın sivil imamı olduğunu o zaman anladım."

"KİME OY VERECEĞİMİZİ CEMAAT BELİRLİYORDU"    

Yargıtayda daire başkanlığı seçimlerinde kime oy vereceklerini cemaatin belirlediğini de anlatan Özçelik, oy verilecek kişiyi sohbet abilerinin söylediğini, kendilerine bu bildiriyi Osman Yurdakul'un yaptığını aktardı.

Özçelik, "Benim Yargıtay üyeliği yaptığım dönemde Gülen cemaatinin desteklemediği hiç kimse daire başkanı olamazdı. Cemaat bu adayı benimsemiyorsa seçimin kilitlenmesi yönünde oy kullandırıyordu. Bu nedenle başkan adayı mutlak suretle cemaatin onayını almak zorundaydı." dedi.

HSYK üyeliğine Nazmi Dere'nin isteğiyle aday olduğunu belirten Özçelik, Kerim Tosun, Salih Sönmez, Ali Eryılmaz'ın da cemaat tarafından aday gösterildiğini, ayrıca cemaatin kendinden olmayan Yakup Ata'ya destek vereceğini belirttiğini aktardı.

Özçelik, "Cemaat bu seçimde ılımlı solculardan oy alabileceğini düşünüp Yakup Ata'ya destek verdi. Biz de bu nedenle Yakup Ata'ya oy verdik. Ancak solun bir kısmı Yakup Ata'ya oy verip bize oy vermedi. Yakup Ata daha sonra bizden ayrılarak çoğunluk grubu olan Yargıda Birlik Platformunun adaylarıyla birlikte hareket etti." diye konuştu.

Mustafa Kemal Özçelik, HSYK üyesi olduktan sonra sohbet toplantılarında, HSYK abisi Nazmi Dere'ye bin-bin 300 lira arasında himmet parası ödediğini söyledi.

HSYK'da görev yaptığı dönemde Dere'nin "arkadaşları üzmeyelim, onlar hakkında lehe düşünelim" şeklindeki sözleri nedeniyle cemaat mensupları lehine verdiği kararlar bulunduğunu anlatan Özçelik, "Bazı kararlarda ben geçici olarak görevden alınması istenilen tüm yargı mensuplarının değil, kusuru olan kişilerin alınması gerektiğini belirttim. Ancak çoğunluk tümünün alınmasını isteyince ben de tüm karara muhalefet kalmak zorunda kaldım. Örneğin MİT tırlarının durdurulması olayında ben usule ilişkin bir muhalefet koymuştum." dedi.

"BYLOCK KURDURMADIM"

Nazmi Dere'nin kendi telefonuna 2015'te ByLock programını kurmak istediğini, haberleşmeyi bu program üzerinden yapacaklarını söylediğini aktaran Özçelik, bunu istemediğini, telefonunun da bu programa uygun olmadığını belirtti.

Eski HSYK Üyesi Özçelik, cemaat mensuplarının şeriat devleti kurma özlemi içinde olduklarını algılayamadığını, son zamanlarda cemaat mensuplarının hukuka aykırı işlemlerinden çok rahatsız olmaya başladığını anlattı.

Bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başladığını ancak bu yapının darbeye teşebbüs edeceğini aklından bile geçirmediğini dile getiren Özçelik, darbe teşebbüsünün ardından bu örgütün ortaya çıkması için kendi isteğiyle yardımcı olmaya çalıştığını belirtti. Özçelik, şöyle devam etti:

"Bunların içinde olmaktan dolayı kendimden nefret ediyorum. Bu yapının gücünden korktuğum için bugüne kadar ifade veremedim. Çünkü yapı o kadar güçlüdür ki, bana ve aileme zarar verecekler korkusunu halen yaşıyorum. Buna rağmen bu yapının yapmak istediklerini gören ben ve diğer arkadaşlarım yapının çökertilmesi ve tüm detayların ortaya çıkması için yardımcı olmak istiyoruz. Benim gibi birçok arkadaşım aynı duygular içinde."

Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi yaşananların kendisini çok etkilediğini dile getiren Özçelik, örgütün yapısıyla ilgili bildiklerini anlattığını, ileride "sivil imam" olarak bilinen insanların ortaya çıkarılması halinde teşhis ve yüzleştirme yaparak bu yapının tam olarak ortaya çıkarılmasını sağlayacağını ifade etti.