Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Halep'teki tahliyelerle ilgili Twitter hesabından açıklama yaptı.

Türkçe, İngilizce ve Arapça yayınlanan mesajda şu ifadelere yer verildi;

"Türkiye’nin yoğun çabalarıyla Halep'te varılan ateşkesin ve tahliyelerin devamı, Halep’teki masumlar için belki de son umuttur. Bütün tarafları ve uluslararası toplumu bu ateşkese riayet etmeye ve tahliye sürecine destek olmaya davet ediyorum. Türkiye Halep halkını yalnız bırakmadı, bırakmayacak. Ne pahasına olursa olsun tek bir canı kurtarmak için bile elimizden geleni yapacağız."

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Halep'teki son duruma ilişkin, "Sayın Cumhurbaşkanımız hem kamuoyu açıklamalarında hem de geri planda yürüttüğü diplomasiyle en azından şu cehennem ortamında insanların nefes alacağı bir ateşkes ve tahliye sürecinin önünü açmış oldu." dedi.

Kalın, TRT Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, soruları yanıtladı.

Halep'ten sivillerin tahliye edilmesi ve ateşkesin sağlanması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çok büyük gayretlerinin olduğunu belirten Kalın, "Şu anda uluslararası gözlemciler ve Birleşmiş Milletler (BM) gücü olmadığı için Halep'te büyük oranda sahadaki rejimin, askeri grupların, milis grupların yönlendirdiği bir süreç var. Bu süreç anbean takip ediliyor. 'Mutabakat sağlandı ve işler makul bir şekilde ilerler' diye bekleyip rehavete kapılmamız söz konusu değil." değerlendirmesinde bulundu.

Sürecin kırılgan olduğunu anımsatan Kalın, temkini elden bırakmadıklarını belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanımız hem kamuoyu açıklamalarında hem de geri planda yürüttüğü diplomasiyle en azından şu cehennem ortamında insanların nefes alacağı bir ateşkes ve tahliye sürecinin önünü açmış oldu." diye konuştu.

Kalın, Halep'te ateşkesin sağlanması, sivillerin tahliye edilmesi ve bunun izlenmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanı sıra Başbakan Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da çalışmalar yaptıklarını aktardı.

"BİRİNCİ HEDEFİMİZ SİVİLLERİN TAHLİYESİ" 

Birinci hedefin Doğu Halep'te sıkışan sivillerin tahliye edilmesi olduğunu vurgulayan Kalın, bu sabah itibarıyla yaklaşık 7 bin 500 kişinin bu bölgeden çıkarılarak, İdlib tarafına geçirildiğini kaydetti.

İdlib bölgesinde insani yardım anlamında bütün tedbirleri aldıklarını kaydeden Kalın, şunları söyledi:

"AFAD, Kızılay, STK'larımız, valiliklerimiz hepsi hem sınır bölgesinde hem de sınırın ötesinde barınma, gıda, tıbbi ihtiyaçlar gibi tedbirleri aldılar. Veysi Kaynak Bey oradaydı, Sağlık Bakanımız devrede, bu sabah itibarıyla 54 yaralı içeri alındı. Bunların tedavilerini İdlib'de yapmak mümkün değil, o yüzden onlar Hatay'daki hastanelere alındılar."

Halep ve Suriye'nin değişik bölgelerinden gelenlerin İdlib'de kalmalarını sağlamayı hedeflediklerini, bunun için de oraya muhtemelen ilave kamp kurmaları gerekeceğini anlatan İbrahim Kalın, bununla ilgili hazırlıkların sürdüğünü bildirdi.

İslam İşbirliği Teşkilatının (İİT) önümüzdeki hafta acil toplanacağını, BM Genel Kurulunun da acil gündemle toplanması için bir girişim olduğunu vurgulayan Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün ABD Başkanı Barack Obama, önceki gün Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüştüğünü açıkladı.

Suriye konusunun, BM Güvenlik Konseyinde veto edilecek olsa da Genel Kurul'da görüşülmesinin bir farkındalık yaratacağına işaret eden Kalın, "Olup biteni tam manasıyla ortaya koymadan orada da bir çözüm olmayacak. Ama sahadaki dinamikler kırılgan, çok boyutlu, çok değişken. Temkinli bir şekilde süreci takip etmeye devam ediyoruz." dedi.

"SAVAŞIN, KAVGANIN DA BİR ASALETİ VAR, BİR KANUNU VAR" 

İbrahim Kalın sürecin sabote edilmesine ilişkin soruya şu karşılığı verdi:

"Savaş ortamında, çatışma ortamında rejim, onu destekleyen milis gruplar, onların arkasındaki bazı devletler, 'Buradan en fazla ne koparabiliriz' kaygısıyla süreci sabote ediyorlar, akamete uğratıyorlar. Şu anda yapılan insanlık dışı bir şey. Zaten şu ana kadar yapılanlar insanlık dışıydı. Burada birinci amaç sivillerin oradan çıkması. Bunu engellemeye çalışmaları artık vahşetin, dehşetin, barbarlığın yeni bir boyutunu ifade ediyor. Artık Halep'te rejim kontrolü sağladı. Buradan çıkmak isteyen insanlar bırakın çıksınlar, İdlib'e gelsinler, rahat nefes alabilecekleri bir yere gelsinler. Savaşın, kavganın da bir asaleti vardır, bir kanunu vardır en azından buna riayet edersiniz."

Halep'te durumun bu noktaya gelmemesi için Türkiye olarak birçok girişimde bulunduklarını vurgulayan Kalın, Suriye'de siyasi bir geçiş sürecinin sağlanması için çalışmalarının süreceğini kaydetti.

Ateşkesin sağlanması ve tahliyelerin gerçekleştirilebilmesi için Rusya ve İran ile koordinasyon sağlandığını anlatan Kalın, "Anlaşma yapıldı, şimdi buna uyulması önemli." dedi.

PUTİN NELER SÖYLEDİ?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Japonya ziyareti sırasında, "Suriye barış görüşmelerini sürdürmek için Astana'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelme konusunda mutabık kaldıklarına" ilişkin sözlerinin hatırlatılması üzerine Kalın, "Sayın Putin'in yaptığı teklif şu, 'Cenevre görüşmelerine ilave olarak, rejim temsilcileriyle muhalifleri bir araya getirecek bir ikinci kanal açalım, bir ikinci süreç başlatalım. Yine BM çatısı altında, BM ruhuna uygun bir şekilde." ifadesini kullandı.

Kalın, "Bu teklifin Rusya'dan gelmesi önemli, 'Belki sahadaki dinamikleri olumlu etkileyebilir' düşüncesiyle biz de olumlu bakıyoruz. Bu Cenevre'ye alternatif değil, belki onun eş güdümünde bir süreç başlatılabilir." diye konuştu.

Bunun uzun bir süreç olacağını belirten Kalın, "Sayın Cumhurbaşkanımız da buna olumlu baktı, 'Bunun üzerine çalışalım' dedi, Sayın Putin de bu sabah açıkladı. Bunun üzerinde çalışacağız ama acil olan Halep'teki çatışmaların durdurulması. Çatışmalar orada devam ederken, milis kuvvetler saldırılarını devam ettirirken, Astana'da, Cenevre'de veya başka bir yerde müzakereleri devam ettirmek anlamlı olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

İbrahim Kalın, Fırat Kalkanı Harekatı'yla ilgili olarak sorulan soruya, "Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisine özgü ifadesiyle, biz kendi göbek bağımızı kendimiz kesmek zorundayız burada. Bunu yaptık şu ana kadar ve o bölgede hakikaten hayat normale döndü. Cerablus'ta, Dabık'ta, Azez'de hayat normale döndü. El Bab'daki operasyon da planlandığı gibi devam ediyor." karşılığını verdi.

DEAŞ'ın 2003 Amerikan işgalinden sonra Irak'ta ortaya çıktığını hatırlatan Kalın, "DEAŞ'ı ortaya çıkaran sebepler ne idiyse bugün yaşamasına, yarın belki başka şekillerde ortaya çıkmasına sebep olacak unsurlar da aynı şeyler" dedi.

"AVRUPA ADETA GÖZ YUMDU" 

DEAŞ'ın Irak'la sınırlı bir terör örgütüyken kendisine bir "hayat suyu" bulduğunu, yapılan haksızlıkları, zulümleri istismar ederek kendi terör ideolojisini Irak'ın sınırları dışına taşıdığını anlatan Kalın, "Birçok Avrupa ülkesi kendi içlerindeki radikallerden kurtulmak için onlara yol verdi. 'Gidin Ortadoğu'da DEAŞ'la ne yapıyorsanız yapın, yeter ki buralara gelmeyin' dediler." diye konuştu.

O dönemde "Yabancı savaşçılar Türkiye üzerinden, Suriye'ye geçiyor" şeklinde haksız ithamlar olduğuna vurgu yapan Kalın, şöyle devam etti:

"Avrupa ülkesinin bir vatandaşı DEAŞ'a katılmak için yola çıktı. Siz bunu Berlin'de, Paris'te, Londra'da, Brüksel'de durdurmuyorsunuz. Uçağa binerken hiçbir tedbir almıyorsunuz. Bu adam, Türkiye'ye indiği zaman bir istihbarat paylaşmıyorsunuz. Türkiye'ye her yıl 30-35 milyon turist geliyor. Hangi Belçika, Hollanda vatandaşının ne niyetle geldiğini biz nereden bileceğiz? Varsa elinizde bir istihbarat paylaşırsınız, bunun gereği yapılır. Bunu da yapmadılar. Adeta göz yumdular."

"ÖNEMLİ OLAN İNSANLARIN GÖNLÜNÜ KAZANABİLMEK"

Başika Kampı'nda eğitilen 5 bin kişinin, DEAŞ karşıtı Musul operasyonunda fiilen savaştığına dikkat çeken Kalın, "Biz bu katkıyı sağladık, sağlamaya da devam ediyoruz. Ama bakın eğer, Musul'da, Telafer'de, Sincar'da hata yapılırsa, mesela Haşdi Şabi Telafer'e girerse ya da PKK Sincar'da fiili bir durum yaratıp başka isimler adı altında bir operasyona girişirse DEAŞ'a bu insanları mecbur eden şartlar tekrar geri döner. Önemli olan Musul'a askeri olarak girmeden önce insanların gönlünü, aklını kazanabilmek." değerlendirmesini yaptı.

Iraklılarla iyi bir temas trafiğinin olduğunu aktaran Kalın, en son Başbakan Binali Yıldırım'ın Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile iyi bir görüşmesi olduğunu bildirdi.

Mezhep çatışmaları bağlamında Şii Türkmenlerle Sünni Türkmenleri karşı karşıya getirme projelerinin hayata geçirildiğini kaydeden Kalın, Halep'te yaşananları ısrarla bu noktaya çekmek isteyenler ve "Buradan yeni bir mezhep savaşı çıkartabilir miyiz?" diye çalışanların varlığına dikkat çekti.

"BÖLGENİN KENDİ İMKANLARIYLA AYAĞA KALKMASI İSTENİYOR"

Mezhep savaşlarının bir felaket olacağına ve buna karşı herkesin teyakkuz halinde bulunması gerektiğine işaret eden Kalın, şöyle konuştu:

"Herkesin bu büyük oyunu görmesi lazım. Bölgesel güç mücadelesi adı altında, 'Şurası benim kontrolümde olsun' kavgasını veriyorum zannedenler, daha büyük bir oyunun parçası olduğunu belki göremiyorlar. Bu mezhep çatışması, yeri geldiğinde etnik çatışma, bütün unsurlar bölgeyi tamamen zayıflatmaya yönelik bir başka üst aklın oyunları. Buna karşı uyanık olmak lazım."

Arap Baharı başladığında dünyadaki umudu anımsatan Kalın, "2012-2013'ten itibaren bunu tersine çevirmeye başladılar. Özellikle Suriye bağlamında netice ortada." dedi. Bölgenin kendi imkanlarıyla ayağa kalkmasının istenmediğini ifade eden Kalın, "Bu böyle diye biz kendi irademizden vazgeçecek değiliz." diye konuştu.

Acılı ve sancılı bir süreçten geçildiğini ancak bunun kimseyi daha büyük hatalar yapmaya sevk etmemesi gerektiğini vurgulayan Kalın şunları kaydetti:

"Tam tersine, yeri geldiğinde acıyı bağrımıza basıp, bütün bölgenin geleceğini düşünen politikalar geliştirmemiz lazım. Yoksa bütün bölge bir felakete sürüklenecek ve bundan herkes kaybedecek. Bugün rejimin Halep'i ele geçirmesi, orada kontrolü sağlaması her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Orada, Suriye meselesini çözen bir konu değil. O mesele aynı çıplaklığıyla ve canalıcığıyla, o yakıcı yapısıyla aynen ortada durmaya devam ediyor."

Rusya ve Türkiye'nin Halep'teki gelişmelerin yaşandığı bu süreçte birbirine güvenerek hareket ettiği bildirildi. Dışişleri Bakanlığının bir yetkilisi, "Rusya verdiği sözlerin hepsinin arkasında durdu. Ve Türkiye'nin de bir söz verdiği zaman arkasında duracağını bir kere daha görmüş oldular. Esasen bu iş birliği iki ülke arasındaki güvenin de güçlü bir şekilde tekrar tesis edilmesinde vesile oldu. Burada Rusya gerçekten anlaşmanın uygulanması için bazen rejim ve diğerlerini karşısına alma pahasına sözünde durdu." dedi.

Halep'teki gelişmeler konusunda diplomasi muhabirlerine bilgi veren yetkili, Türkiye'nin Suriye konusunda çok taraflı görüşmelerden bir sonuç elde edemediğini, Rusya ve İran gibi önemli aktörlerle çözüm arayışına girdiğini söyleyerek, bu üç ülkenin de Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikir olduğunu ifade etti.

Rejim yanlılarının Halep'e, orada El Nusra olduğu iddiasıyla saldırdığını hatırlatan yetkili, "Oysa 200 civarında El Nusra. Geri kalan muhalefet. Amaç onları kullanarak Halep'e saldırmak." diye konuştu.

"SURİYE'NİN BİRLİK BERABERLİĞİNİN SAĞLANMASI GEREKİYOR"

Ilımlı muhalefetin terör örgütleriyle ayrıştırılması konusunda muhalefete de net mesajlar verdiklerini anlatan yetkili, Suriye'nin birlik ve bütünlüğünün sağlanabilmesi için DEAŞ, El Nusra ve YPG gibi terör örgütleriyle mücadele etmek gerektiğinin altını çizdi.

İstanbul'daki terör saldırısını gerçekleştiren teröristlerden birinin Suriye'den, kullanılan patlayıcıların da yurt dışından geldiği bilgisini veren yetkili, bu bağlamda Türkiye'nin ABD'ye "PKK ile PYD arasında bir fark olmadığını" anlatmaya çalıştığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, "Suriye'nin çıkarıyla bizim çıkarımız örtüşebilir ama bu Suriye'deki şu anda meşru da olmayan Esed'in ve yanındaki yakın çalıştığı insanların çıkarı değil, tüm Suriye halkının çıkarı." diyerek, Türkiye'nin ancak siyasi dönüşüm sonrası tüm Suriye'yi yönetecek yeni yönetimle temas kurabileceğini belirtti.

Halep'ten çıkan insanların İdlib'e geldiklerini belirten yetkili, ancak daha önce rejim destekçilerinin bu kenti de vurması nedeniyle burada kalmak istemeyenleri Türkiye'nin sınırın diğer tarafında kuracağı kamplarda misafir ederek, ihtiyaçlarını karşılayabileceğini dile getirdi.

Dışişleri yetkilisi, şunları kaydetti:

"Hepsinin aynı anda Türkiye'ye alınması gerçekçi bir yaklaşım değil, yani insani boyutu başka bir şey, bir de güvenlik boyutu var. Yani araya sızma olmasın, çünkü başka şeyler olabilir. Ama esas konu bu insanların çoğu da şu anda mecbur kalmazsa Türkiye'ye gelmek istemiyor."

İşin mali boyutuna Türkiye'nin hazır olduğunu dile getiren yetkili, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Halep'ten gelecek siviller için 50 milyon avro ayırdıklarını söylediğini bildirdi.

"RUSYA VE TÜRKİYE BİRBİRİNE GÜVENEREK HAREKTE EDİYOR" 

İran'ın bölgede 2 Şii köyü Fua ve Kefreya köylerinin boşaltılmasını istediğini, ancak buna karşılık Türkiye'nin bir ay önceki anlaşmaya sadık kalınmamış olması nedeniyle güvenemediğini dile getirdiğini ifade eden yetkili, diğer taraftan da muhalefetin bu köylerin ellerinden gitmesi halinde hiçbir kozları kalmayacağını ve endişe duyduğunu anlattı.

Dışişleri yetkilisi, "Ama şu süreçte gerçekten Rusya ve Türkiye birbirine güvenerek hareket ediyor ve Rusya verdiği sözlerin hepsinin arkasında durdu. Ve Türkiye’nin de bir söz verdiği zaman arkasında duracağını bir kere daha görmüş oldular. Esasen bu iş birliği iki ülke arasındaki güvenin de güçlü bir şekilde tekrar tesis edilmesinde vesile oldu. Burada Rusya gerçekten anlaşmanın uygulanması için bazen rejim ve diğerlerini karşısına alma pahasına sözünde durdu." görüşünü dile getirdi.

 "KERRY VE CIA TÜRKİYE'DEN ÖZÜR DİLEDİ" 

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 2014'te Türkiye'yi DEAŞ'ten petrol almakla suçladığını, ancak kendisinden kanıt istenmesi üzerine sunduğu belgelerdeki koordinatların Kilis Belediyesine ait asfalt şantiyesine ait olduğunun ortaya çıktığını anlatarak, daha sonra Kerry'nin sözlü, CIA'in de yazılı olarak Türkiye'den özür dilediğini ifade etti.

Fırat Kalkanı Harekatı'nın güvenli bölgenin sağlanması için başlatıldığını ve Münbiç'teki PYD unsurlarının tamamen Fırat'ın doğusuna geçtiğinden emin olmak için ABD ile ortak bir heyet gönderildiğini söyleyen yetkili, bu bölgede güvenli hale geldikten sonra sivil insanların yerleştirilebileceğini vurguladı.

Yetkili, bu bölgede başta konut olmak üzere yaşam alanı oluşturmak için bazı çalışmaların olduğu bilgisini de verdi.

TÜRKİYE- AB İLİŞKİLERİ 

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Donald Tusk'un, Türkiye ile bir zirve düzenlenmesini görüştükleri açıklamasını da değerlendiren yetkili, birliğin tekrar yakınlaşma arzusu olduğunu belirtti.

Türkiye'nin vize serbestisine yönelik olarak terörle mücadele yasasında değişiklik yapmasının şu süreçte ve şartlarda mümkün olmadığını vurgulayan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, "Bunu önermek demek, halk nazarında bu hükümetin görevini bırakması demek." şeklinde konuştu.

Yetkili, Türkiye'nin son önerisini de vererek "gelin bir somut takvim üzerinde çalışalım" diyeceğini de sözlerine ekledi.