Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
DHA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan'ı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda kabul etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkeyi etnik köken, mezhep, meşrep, terör örgütleri, ekonomi üzerinden yıkamadılar, artık atacak kurşunları kalmadı. Bundan sonra sıra bizde. Bir kez daha ilan ediyorum, Türkiye savunma pozisyonunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Kimsenin bizi terörle, ekonomiyle, ihanet çeteleriyle hırpalamasına izin vermeyeceğiz. Türkiye'nin yanında olmayan karşısındadır prensibiyle mücadele alanımızı genişleteceğiz" dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 35. Muhtarlar Toplantısı'nda konuştu. Erdoğan'ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

"Türkiye'nin özellikle geçtiğimiz 150 yılı sürekli yönetim tartışmalarıyla geçmiştir. Tanzimat'tan Meşrutiyet'e, Cumhuriyet'in ilanından çok partili sisteme kadar arayış bitmemiştir. Pek çok darbeyi, darbe girişimini, vesayet baskılarını da unutmamak gerekiyor. Yerli yerine oturmayan, iğreti duran bir duruma işaret ediyor. Anayasa değişikliğiyle yeni sistem arayışı bunun neticesidir. Meclis'teki sürecin tamamlanmasının ardından konu milletimizin huzuruna gelecek.

Seçimle gelinen görevlerin ilk basamağı muhtarlıktır. Demokrasinin ilk adımı muhtarlık, son kademesi Cumhurbaşkanlığıdır. Ülkemiz adına bu kadar önemli meseleyi istişare etmesi gerekenlerin başında siz muhtarla, şahsım geliyor.

İl ziyaretlerim sırasında da vatandaşlarımla doğrudan doğruya iletişim kurmaya, tavsiyelerini, eleştirilerini dinlemeye gayret gösteriyorum. Son yıllarda yaşadığım hadiseler bana şunu göstermiştir. Gönlünü, gözümü ve kulağını milletimizden ayıranların bu topraklarda kök salma şansı yoktur. 

TERÖRLE MÜCADELE

Ülke ve millet olarak kısa sürede o kadar önemli hadiseyi üst üste yaşadık ki öncelik sırası yapmakta zorlanıyoruz. Esasen yaşadığımız sorunların hiçbiri bize mahsus olmamakla birlikte, bizi diğer ülkelerden ayıran çok önemli farklar vardır. Terör tüm ülkelerin sorunu olmakla birlikte, tüm terör örgütlerinin hedef aldığı tek ülke Türkiye'dir. Küresel ekonomik kriz, herkesi etkilerken Türkiye mali disiplininden taviz vermemiş, büyümesini belli bir çıtanın altına düşürmemiştir.

ULU ÇINAR BENZETMESİ

Ulu çınarın yanında bir kabak filiz vermiş. Yağmur ve güneşle hızla büyüyen kabak, neredeyse çınarın boyuna ulaşmış. Böbürlenen kabak çınara 'Sen ne kadar sürede bu hale geldin' diye sormuş. Çınar '90 yılda' derken, kabak 'Ben 2 ayda senin boyuna geldim' demiş. Yaprakları dökülen kabak, duruma şaşırmış. Çınar, 'Benim 90 yılda geldiğim yere sen 2 ayda geldiğin için ölüyorsun' diye cevap vermiş. Biz bulunduğumuz yere 2 ayda gelmedik; 2 bin yıllık devlet geleneğimiz, bin 400 yıllık medeniyetimiz, coğrafyamızda 1000 yıllık varlığımız vardır. Biz göçebe devleti değiliz. Kökü mazide olan ati bir devletiz.

Zulümle abad olan hiçbir ülke, hiçbir lider, hiçbir toplum yoktur. Biz büyüklerimizden haksız davada zirve olmaktansa, haklı davada zerre olmayı öğrendik. Onun için bugün yaşadığımız sıkıntılar canımızı yakabilir ama asla bizim için yıkım sebebi olamaz.

"O KAYMAKAM İÇİN GEREĞİ YAPILACAK"

Zaman zaman bazı şikayetler alıyoruz. Bir gazimizi aradım. Ve gazimiz evraklarını gönderiyor fakat evraklar işleme konmuyor veya ağırdan alınıyor. İlgili yerlere de durumu bildirdim. Buradan sesleniyorum, ey kaymakam sen kendini ne sanıyorsun, sen orada kalıcı mısın? O gazi kendini niçin feda etti, bu vatan için feda etti. Köprünün üstüne bu vatan, bu millet için yürüdü. Sen o makamda varsan o gazi için varsın, haddini bileceksin. Haddini bilmediğin zaman da haddini sana bildirirler. Nitekim, İçişleri Bakanıma da söyledim, gereği yapılacaktır. Çünkü bizim şehitlerimize olan borcumuz farklıdır. Bizler bunun gereğini aksatmadan yerine getirmek zorundayız. 

"ÇILDIRIYORLAR, KISKANIYORLAR"

Ülkemizin son yıllarda ardı ardına yaşadığı sıkıntıların, yeni bir doğuşun, yeni bir yükselişin habercisi olduğuna inanıyorum. Milletimiz Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana ilk defa bu derece kararlı, metanetli, fedakar bir tutum içindedir.  Gezi olaylarıyla milletimiz içinde hayat tarzı ve ideolojik farklılık üzerinde çatlak oluşturmaya çalıştılar. Oyunun arkasında dış güçler vardı, güçlenen Türkiye'yi parçalamak istediler. Oyun açığa çıktı, biz durduk mu, durmadık. Bundan dolayı çıldırıyorlar, kıskanıyorlar. Onun için paranı kısarız, dolarını kısarız. Neyi kısarsanız kısın. Bu millet küllerinde doğarak sizleri boğar.

Bölücü örgüt çukur eylemleriyle vatandaşlarımız devletinden koparmak istedi. Batıdan gelenler doğru Güneydoğu'ya gittiler. Bunlar ahlaksız. Oraya gidiyorlar devletin iş makineleriyle o çukurları açıyorlar, bunları görüyorlar ve hala onları savunuyorlar. Bunlar güvenlik güçleri girmesin diye açılmış. Ey Batı siz bunları savundunuz, arkasında durdunuz, yanında yer aldınız. Sizin bu dünyada özgürlük diye bir sıkıntınız, derdiniz yok. Özgürlük bu değil! Özgürlük bu insanlara insanca yaşama erdemini huzurlarına getirmektir. Özgürlük, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nden, Marmaray'dan, Avrasya Tüneli'nde, Osman Gazi Köprüsü'nden, Çanakkale Köprüsü'nden, 1 numaralı havalimanından geçer. Biz terör estirilen Hakkari'ye havalimanı yaptık, onlar orayı bombaladı. Batı gitti yine onların yanında yer aldı. Biz inandığımız, bildiğimiz yolda, vatandaşımızın hizmetkarı olarak bu yolda devam edeceğiz. 

Hiçbir yerde bu oyuna gelmeyen milletmiz terör örgütüne tarihinin en büyük darbesini vuran devletinin yanında yer aldı. Milli irade kendi temsilcilerinin yanında gerçekten güçlü bir duruş sergiledi. 7 Haziran-1 Kasım arasında Türkiye'ye siyasi belirsizlik üzerinden diz çöktürmeye çalışanlar çıktı. 15 Temmuz darbe girişimi bu başarısızlıkları kırmak için yapılan en önemli ataktı. Milletmiz bu ihaneti gördü ve onu da başarısızlığa uğrattı. Ben bu milletle gurur duymayacağım da kimle gurur duyacağım.

"GÜN GELİR HESAP DÖNER"

Suriye sınırımız boyunca terör hattı oluşturarak, bizim tarihimizle, kardeşlerimizle aramıza girme hesabına girdiler. Sınır ilçelerimizi vurmaya çalıştılar. Sabır, sabır, sabır ve buralara girdik. DEAŞ kaçıyor ve PYD ile de mücadele kararlı bir şekilde sürecektir. Eğer o bölgelerden benim vatandaşım sürekli tehdit altındaysa, onları koruma altına almak bizim görevimiz. Devlet bunun için var. 

Irak'ta benzer oyun hazırlıkları içindeler. DEAŞ denilen, YPG denilen örgütlere verilen gizli-açık desteğin paratoner gibi bölgemize ve ülkemize çekmeye kalkıştığını çok iyi biliyoruz. Çok kısa bir sürede bitebilecek El Bab operasyonun gerisindeki sebeplerin gayet farkındayız. Bizim başımıza çorap örmeye kalkanlar, kendi başına ördükleri ağın farkında değiller. Bu kirli hesabın döneceği gün de yakındır. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. 

"FİZİKİ SINIRLARIMIZ BAŞKA, GÖNÜL SINIRLARIMIZ BAŞKA"

Biz bu coğrafyada önce Selçuklu, ardından Osmanlı'yla büyük ve güçlü devletler kurduk ve yönettik. İtibarımızı koruyor olabilmemiz, gücümüzü zulme dönüşmemeye borçluyuz. Cumhuriyet döneminde de geçmişte yaşanan kimi sıkıntılara rağmen, herkesi kucaklayıcı yönetim anlayışımızı sürdürdüğümüze inanıyorum. Bizim fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır.

Milletimiz bunca saldırıya rağmen hala ayaktaysa, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin duası sayesindedir. Türkiye yıkılırsa, sadece bir ülke yıkılmış olmaz, nasıl dua ediyorlar biliyor musunuz? Medine'de bir Müslüman kardeşimiz, Suudi değil, televizyonda izliyorlar, iş ne zaman tersine dönüyor, kalkıyor oğluna diyor ki, 'Oğlum ne kadar paran var, al gel'. 92 yaşında, getiriyor paraları, valizde de var diyor onları da getiriyor. 'Oğlum, eğer o gece onlar Türkiye'de başarılı olsaydı biz her şeyimizi kaybederdik. Kabe'de bu paraları fakir fukaraya dağıt' diyor. Bu işin görünmeyen boyutu var. Bu millet çok seviliyor, ama biz de tüm dünyadaki ümmeti çok seviyoruz.

"ARTIK ATACAK KURŞUNLARI KALMADI"

FETÖ soruşturmalarında 43 bin kişi tutuklandı, 95 bin kişi kamudan ihraç edildi. Daha bu temizlik yapılmış değil, devam edeceğiz. Bitecek. Döviz kuru üzerinden ekonomimize darbe vurulmaya çalışılıyor. Yatırımları engellemek için her fırsat kullanılıyor. AB başta olmak üzere pek çok kuruluş haksız ithamlar yöneltiyor. Stratejik ortak dediğimiz ülkelerin yalanlarını, riyakarlıklarını saymıyorum bile. Ne raporu hazırlarsanız hazırlayın, bizim raporumuzun sahipleri buradadır. Hans'ın, Corc'un hazırladığı raporlar bizi bağlamaz. Sanıyorlar ki her yerden saldırırsak, Türkiye'ye diz çöktürürüz, pes ettiririz. 

Bu ülkeyi etnik köken, mezhep, meşrep, terör örgütleri, ekonomi üzerinden yıkamadılar, artık atacak kurşunları kalmadı. Bundan sonra sıra bizde. Bir kez daha ilan ediyorum, Türkiye savunma pozisyonunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Kimsenin bizi terörle, ekonomiyle, ihanet çeteleriyle hırpalamasına izin vermeyeceğiz. Türkiye'nin yanında olmayan karşısındadır prensibiyle mücadele alanımızı genişleteceğiz. Hiç kimse merak etmesin, Türkiye bunu başarabilecek güce, azme, kararlılığa sahiptir. 

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliği teklifinin TBMM'de kabul edilmesinin ardından yapılması öngörülen referandumun sonucuna ilişkin, "Şimdiden bir rakam söylemenin doğru olmadığı kanaatindeyim ama çok büyük oranda, rahat bir şekilde 'evet' oyunun çıkacağını düşünüyorum." dedi.

Kurtulmuş, 24 TV'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

TBMM'deki anayasa değişikliği teklifinin ikinci tur görüşmelerine ilişkin bir soru üzerine Kurtulmuş, teklifin maddelerinde ve tümü üzerinde yapılacak oylamalarda herhangi bir risk görmediğini söyledi.

Oylamalarda, 340 ve 347 arasında farklı rakamların çıktığını anımsatan Kurtulmuş, bundan sonra da milletvekillerinin iradelerinin değişmesinin çok mümkün olmadığını belirtti.

CHP'nin "Anayasa değişikliği teklifiyle rejim değiştiriliyor" söylemlerinin hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, sürecin başından bu yana, AK Parti'nin hazırladığı paketin, MHP'nin pakete ilişkin çekince ve itirazlarının, iki partinin paket üzerinde yaptığı görüşmelerin çok şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldığını bildirdi.

Kurtulmuş, işin en başında CHP'nin de sürece katılmasının doğru olacağının ifade edildiğini kaydederek, "Buradaki en temel mesele şu, CHP bu meseleyi bir rejim değişikliği olarak algılıyor. Esas temel yanılgıları da bu. Bu bir sistem değişikliğidir, hükümet sistemi modeli değişikliğidir. Türkiye'de rejimin değiştirilmesine ilişkin herhangi bir teklifte bulunulmamaktadır. 'Türkiye'de meşruiyetin kaynağı nedir' sorusuna cevap, 1923'te verilmiştir. Meşruiyetin kaynağı milletin iradesidir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.' Bunda, şek ve şüphe yoktur. Bu teklifte hiçbir şekilde böyle bir şey ima dahi edilmemiştir." diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Meclis'te ne oy verdiysek sandıkta da aynı oyu vereceğiz" dediğini hatırlatan Kurtulmuş, "Henüz kampanya başlamadı. Herkes eteğindeki taşı dökecek. Sistemin ne getirdiği, ne götürdüğü tartışılacak. Sadece MHP tabanının değil CHP ve diğer partilerden dahi düşünerek bu meseleye 'evet' diyecek insanların çıkacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.

"RAHAT BİR ŞEKİLDE 'EVET' ÇIKACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"

Referandumda sandıktan çıkacak sonuca ilişkin tahmini ve referandumun ne zaman yapılacağı sorulan Kurtulmuş, şunları söyledi:

"Şimdiden bir rakam söylemenin doğru olmadığı kanaatindeyim ama çok büyük oranda rahat bir şekilde 'evet' oyunun çıkacağını düşünüyorum. Şu anda Meclisteki oylamalar planladığımız şekilde gidiyor. Eğer bu şekilde süreç devam ederse, anayasanın bütünüyle ilgili oylamayı da bitirdiğimiz takdirde nisan ayının başında referanduma gidilir. 2 ya da 9 Nisan tarihleri gibi görünüyor şu anda ama Cumhurbaşkanımızın, Meclisin kararını ne zaman, ne şekilde onaylayacağı da bu süreci etkileyen bir husus."

ABD İLE İLİŞKİLER

Kurtulmuş, "Türkiye'nin, ABD'de cuma günü başkanlık koltuğuna oturacak Donald Trump'tan beklentileri nedir?" sorusu üzerine, Trump'ın bölge politikalarında kuvvetle muhtemel çok ciddi revizyonlara gideceğini, bunu açıkça söylediğini aktardı.

Obama yönetimi sırasında Suriye sorununun çözümüne ilişkin zikzaklarla dolu bir 4 yılın geçtiğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Trump yönetiminin, bölgenin jandarmalığını yapmaktan ziyade ABD'nin küresel çıkarlarını koruyacak yeni bir arayış içinde olacağı aşikardır. Bu, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını mümkün olduğu kadar azaltması demektir. Böyle olunca da bizi ilgilendiren iki alanda müsbet gelişme olacağını düşünüyoruz. Maalesef Obama yönetimi Kuzey Suriye ve Irak'ın kuzeyi olmak üzere buralarda PYD'ye açık bir destek verdi. Ben, Trump yönetiminin ABD'nin milli menfaatleri bakımından bu konuyu gözden geçireceğini, o bölgede, sağdan say 10 bin, soldan say 10 bin kişiden oluşan terör örgütü yerine, 1952'den beri ilişkilerinin olduğu, NATO çerçevesinde iş birliği yaptığı, Ortadoğu'da terörle mücadelede stratejik ilişkilerinin olduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini tercih edeceğini zannediyorum, görüyorum. Böyle olması sadece Türkiye'nin menfaatine değil ABD'nin de menfaatinedir. Bu tercihi yapacaklarını zannediyoruz, ümit ediyoruz. Böyle olması gerekir."

TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI GÜLEN'İN İADESİ

Kurtulmuş, ABD'den Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in iadesini de beklediklerini vurguladı.

Bu kişinin hala ABD'de yaşadığını, Amerikalılara bu konuda empati yapmaları gerektiğini bir çok kez söylediklerini anımsatan Kurtulmuş, "Burada bir tercih yapacaklar. Devletin içine sızmış, silahlı askeri diktatorya yanlısı bir grupla iş birliği yapmaktansa Türkiye ile ilişkileri kuvvetlendirmekten yana bir tercihte bulunacaklarını görüyoruz. Bu iki alandaki değişiklik oldukça gerilimli bir dönem geçirmiş olan Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden eski seyrine dönmesine vesile olur diye düşünüyorum. Hiçbir siyasi, romantik düşünmez. Pragmatik olarak baktıkları zaman hem PYD ile aralarına mesafe koymaları hem FETÖ'yü iade etmeleri, iade etmiyorlarsa da bu süreçte gözaltına almaları lazım." değerlendirmesinde bulundu.

Trump'ın, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i Türkiye'ye iade edip etmeyeceğine ilişkin Kurtulmuş, "Vermelerinin çok zor olduğunu düşünüyorum. Vermek başka bir şey ama en azından bu süre içinde bu adamın, örgütüyle haberleşmesinin kesilmesi Türkiye'nin menfaatleri, ulusal güvenliği gereğidir. Türkiye ile Amerika ilişkilerinin iyileşmesi bakımından bunu yapmak durumundadırlar hatta bunu yapmak mecburiyetindeler." şeklinde konuştu.

Kurtulmuş, "Trump, Gülen'i, Türkiye ile arasını düzeltmek için üçüncü bir ülkeye gönderir mi?" sorusuna, "Açık söyleyeyim şu anda Feto, Amerika için de bir canlı bombadır. Bunu ellerinde tutmak isteyeceklerini zannetmiyorum. Kendileri açısından en doğrusu, bize iade etmeleridir ama realiteye bakıldığında zor görünüyor." karşılığını verdi.

"BU BİLGİLERİNE İTİBAR ETMEMEK GEREKİR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Yargıda Birlik Derneği üyelerini kabulünde yaptığı konuşmada, "İtirafçı namıyla ortaya çıkıyorlar. Fakat bunlar doğru konuşmuyor. İtirafçı diyerek ortaya çıkarken bunlar gayet iyi aldatmacayı oynuyorlar. En tehlikeli olan da bu." ifadelerinin hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, sözlerine şöyle devam etti:

"Burada savcılarımızın, hakimlerimizin hassas olması gereken husus şu, yani herhangi bir gazete bilgisini, sokaktaki vatandaşın bildiği bilgiyi 'Ben itirafçıyım' diyerek dile getirenlerin herhalde bu bilgilerine itibar etmemek ve buna göre karar vermemek gerekir. Sayın Cumhurbaşkanımız bunun altını çiziyor. Yani itirafçılıktan, etkin pişmanlıktan kasıt, bilinmeyen herhangi bir bilgiyi vererek örgütünün tamamının ya da örgüte ilişkin bir kısım işlerin çözülmesini sağlayacak bilgiyi temin etmektir."

"VEKALET SAVAŞLARINI YAPAN GÜÇLER ORTAYA ÇIKTI"

"Reina saldırganına bir istihbarat örgütünün desteği mümkün mü?" sorusuna Kurtulmuş şu cevabı verdi:

"Şu çok net, dünyadaki hiçbir terör örgütü arkasında bir istihbarat desteği, siyasi ve lojistik destek olmadan bir hafta bile ayakta kalamaz. Bunu hepimizin görmesi lazım. Dolayısıyla terör maalesef özellikle 1990'lardan sonraki süreçte uluslararası ilişkilerin bir aracı olarak kullanılmaya çalışıldı. Özellikle dünyanın problemli bölgelerinde, sorunların çok olduğu bölgelerde terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarını yapan güçler ortaya çıktı. Dolayısıyla gördüğümüz DEAŞ'tır, PKK'dır, PYD'dir, FETÖ'dür... Bu örgütlerin isimlerinden daha önemlisi, bu örgütleri kim kullanıyor? Hangi vekalet savaşının bir parçasıdır, hangi vekalet savaşının maşasıdır? Bunu görmek lazım."

İstanbul Ortaköy'deki saldırının, bir kişinin, terör örgütü grubunun ya da hücrenin tek başına yapabileceği bir eylem olmadığına işaret eden Kurtulmuş, "Mutlaka arkasında istihbarat destekleri vardır, birtakım güçlerin sağladığı lojistik destekler vardır. Ümit ediyoruz ki saldırgan yakalandı ama o gün orada saldırıya karışan başkaları var mıydı, onlar bir şekilde oradan kaçırılıp kurtarıldı mı? Bunlara bu lojistik destekleri kimler sağladı? Saldırganı yakalayan emniyet güçlerimizin inşallah başarıyla bu işin arkasındaki gerçeği de ortaya çıkaracağına inanıyorum." dedi.

Kurtulmuş, Ortaköy'deki saldırı ve Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a yönelik suikastın arkasındaki esas güçler ortaya çıkarıldıktan sonra bu örgütleri maşa olarak kullanan ülkelerin çok daha dikkatli davranmak durumunda kalacaklarını vurguladı.

Büyükelçi Karlov'un öldürülmesinin, Türkiye ile Rusya'yı birbirinden uzaklaştıracak ve Suriye'deki karmaşanın devam etmesini sağlayacak bir adım olduğuna işaret eden Kurtulmuş, "Dolayısıyla bir terör faaliyeti olmaktan ziyade siyasi bir çalışmadır. Reina da siyasi bir çalışmadır, siyasi hedefi olan bir eylemdir." ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, Ortaköy'deki saldırının Türkiye'de bir iç karışıklık çıkarmayı hedeflediğini ancak bu tür eylemlerin her seferinde milli dayanışma ve birlik ruhunu artırdığını dile getirdi.

"GEREKLİ TEDBİRLER ALINIYOR"

"Bazı terör örgütlerinin siyasi suikast düzenleyebileceği" iddiasına da yanıt veren Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Olabilir, bununla ilgili istihbarat ve emniyet birimlerimize birtakım tehditler geliyor. Tedbirler alınmaya gayret ediliyor. Allah milletimizi bu tür saldırılardan, suikastlerden korusun. Böylece daha somut bir şekilde suikastler yaparak, farklı toplumsal, siyasi kanatları harekete geçirmek isteyebilirler ama yapılan bütün araştırmalar gösteriyor ki Türkiye'de halkın arasında kimlikler bakımından ayrıştırıcı bir durum söz konusu değildir. Araştırmalar, insanları ayrıştırıcı kimlikler üzerinden değil kendilerini daha derleyici, toparlayıcı kimlikler üzerinden tanımlıyor. Ümit ederiz ki bu saldırılar olmaz. Gerekli tedbirler alınıyor, özellikle siyasilerle ilgili korumalar yapılıyor."