Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır. 

1. Bölüm Gülen'in Kendini Takdim Şekli ve Allah ile Görüşme İddiaları 7. ve 8. bendleri 

7. "ALLAH İLE ARAMDAKİ SIRRI BANA SÖYLETMEYİN"

Gülen, önceki bölümlerde –güya– Allah ile konuştuğunu ve muttali olduğu birçok ilahî sırrı Allah’tan aldığı özel izin üzerine bağlılarıyla paylaşmıştı(!). O, 15 Temmuz 1990 tarihinde Süleymaniye Camii’nde yaptığı konuşmada, bağlılarıyla henüz paylaşmadığı başka ilahî sırları da gün yüzüne çıkarmıştır(!): “Vallahi hayatımın bir lahzasında bile (Allah’ın) beni terk ettiğini görmedim ben. O beni terk etmezse siz nasıl terk edilirsiniz (…) Vallahi hayatımın bir lahzasında bile beni terk ettiğini görmedim ben onun… Vallahi terk etmedi, billahi terk etmedi… Allah beni terk etmedi, Allah ile aramdaki sırrı bana söyletmeyin, göz açıp kapayıncaya kadar ben çok yaramazlık yaptım. Çok serserilik yaptım. Arkamı döndüm giderken dahi bana seslendi –تذهبون اين – nereye gidiyorsunuz.” (Ümitle Şahlanış, dk. 12:12-14:48).

Gülen yukarıdaki satırlarda kısaca şunları söylemektedir:

1. Allah onu ve müntesiplerini hiç terk etmemiştir.

2. Allah ile arasında sırlar vardır.

Gülen, Hz. Peygamber’in şahsına hitap eden, “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.” (Duhâ, 93/3) âyetini, kendisi hakkında kullanarak Allah’ın desteğine mazhar olmuş intibaı uyandırmaktadır. Hâlbuki bu âyet-i kerime, ilk vahyin ardından kısa bir süre vahyin kesilmesi nedeniyle müşriklerin Hz. Peygamber’le alay etmeleri üzerine onu teselli etmek amacıyla nazil olmuştur. (Nesefî, Medârikü’t-Tenzîl, III, 653). O, bu asılsız iddialarına, “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.” (Duhâ, 93/3) âyetini de alet etmeye çalışmıştır. 

Gülen, Allah ile arasında bir ‘sır’ olduğunu söyleyerek hitap ettiği kitle nezdinde kendisinin Allah katında çok özel bir yere sahip olduğu imajını uyandırmaktadır. Her nedense Allah ile arasındaki sırları ifşa noktasında da çok cömerttir. Aslında bu şekilde hitap ettiği kitle, onun Allah nezdinde çok yüksek bir konumu olduğuna inanacak, böyle bir psikoloji ile onun her dediğini sorgulamadan yapabilecek bir kıvama gelecektir. Nitekim 15 Temmuz ihaneti ve işgal girişiminde de görüldüğü üzere Gülen bağlıları, iradelerini bütünüyle elebaşlarına teslim etmiş ve onun talimatlarını, “Mutlaka bir hikmeti vardır.” düşüncesiyle hiç sorgulamadan yerine getirmişlerdir. Allah ile insan arasındaki iletişim Kur’an’ın ifadesiyle peygamberler aracılığıyla ve vahiy yoluyla olmaktadır. (Şûrâ, 42/51). Yüce Allah gayba ancak kendi seçtiği peygamberlerini muttali kılmaktadır. (Cinn, 72/26-27). Bunun haricinde peygamberler dışındaki kişilerin gayb bilgisine sahip olduklarını iddia etmeleri, tıpkı kâhinlerin dayanaksız kehanetleri gibidir ve bu iddiaları ciddiye alan bir kişi, Hz. Peygamber’in ifadesiyle (Ebû Dâvûd, “Tıb”, 21) O’na indirilen esasları inkâr etmiş konumundadır (Ali el-Kârî, Minahu’-ravdi’l-ezher fi şerhi’l-Fıkhi’l-Ekber, s. 416-417). Hele hele bir insanın Allah’la arasında bir ‘sır’ olduğu kabilinden şeyler iddia etmesi, kesinlikle kabul edilemez. Bu tür iddialar ileri sürenler, peygamberlerin getirdiği vahyin dışında Allah ile aralarında özel bir irtibatın olduğundan dem vuranlar, İmam Birgivî’nin tabiriyle Allah’a değil, şeytana vasıl olmuş olan, şeytanın bir lahza bile terk etmediği kimselerdir (İmam Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 99-102, 137-139). Örgüt liderinin icraatları da bu hususu tasdik etmektedir. Üstelik bu ifadelerinde, Kur’an’dan yüz çeviren inkârcılara hitap eden, “Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvîr, 81/26) âyetini kendi konumunu ifade etmek için kullanması dikkat çekicidir.

8. ARŞ VE KÜRSİ'YE MUTTALİ OLABİLECEK BİR STATÜ VEYA “RABBİN  NAMUSU!”

Yukarıda zikredilen, “Allah ile kendisi arasında var olduğunu iddia ettiği sırrın” bir benzerini Fasıldan Fasıla 1 isimli eserindeki şu cümlelerinde görmek mümkündür: “Arş ve Kürsî hakkında istifhama müstenid herhangi bir soru sorulmadıkça konuşmamayı tercih ederim. Zira bunları Rabbimin namusu gibi telakki ediyorum. Çok mahrem bir yakınımın iç çamaşırlarından nasıl bahsetmiyorsam, Arş ve Kürsî’den de bahsetmek istemem…” (Gülen, Fasıldan Fasıla 1, Nil Yayınları, İzmir 1995, s. 45).

Burada Gülen iki hususu vurgulamaktadır:

1. Gülen, Arş ve Kürsî hakkında özel bilgilere sahiptir.

2. Bu bilgileri –hâşâ– Rabbin namusu bildiği için açıklamamaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde geçen Arş ve Kürsî, hakkında kesin bir bilgi sahibi olunması mümkün olunamayan, İslamî literatürde müteşabihat olarak adlandırılan hususlardandır. Müteşabihle ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’deki, “Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler.” (Âl-i İmrân, 3/7) ilahî ikaza rağmen Gülen, sanki bunlara vakıfmış da açıklamıyormuş gibi bir anlatımda bulunmaktadır. Doğal olarak onu dinleyenler, onun ne kadar yüce bir konumda olduğu hissine kapılmaktadır.

Burada dikkati çeken bir diğer konu da Gülen’in Arş ve Kürsî ile ilgili olarak, “Rabbin namusu” benzetmesi yapmasıdır. Nitekim bir başka konuşmasında da aynı ifadeyi kullanmaktadır.(https://www.youtube.com/watch?v=tZAwMFjLHuc Erişim tarihi 19.07.2017, 12:29) Namus kelimesinin dilimizde ve geleneğimizde işaret ettiği anlam bellidir. Yüce Allah hakkında böyle yakışıksız bir teşbih yapılması sapkınlıktan başka bir şey değildir. İlginçtir ki Gülen, –hâşâ– Rabbinin namusu kabul ettiği bu bilgileri soru sorulunca hemen açıklamaktadır.