Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır.

11. YÜCE VE KUTSİ BİR İŞ İÇİN SEÇİLMİŞ (!)

İlahî sır ve planlara vâkıf olduğu iddiasında bulunan Gülen’e bütün bunlar yetmemiş olacak ki en sonunda kendisini Allah tarafından seçilen yüce bir kişi olarak takdim etmektedir. Hatta birçok konuşmasında tevazudan dem vururken burada artık ona da gerek duymamaktadır: “Yeri gelmişken tevazu adına bir hususa işaret etmek istiyorum. Halk arasında umumi kabule vâbeste olmuş ve velâyete ermiş insanlar vardır. Bazı kimselerin o şahısta gördükleri bazı hususiyetleri, bazen ona karşı ifade ettikleri de olur. Bu durumda o şahsın “Hayır, bunlar bende yok. Nerede ben, nerede bu söylediğiniz şeyler?” demesi üç açıdan doğru değildir. Bir; bu ifade o insanları müşâhede ettikleri şeylerde onları tereddüde sevk eder. İki; o insanlara karşı bir saygısızlıktır. Üç; hepsinden önemlisi de Allah’a karşı saygısızlık, hatta küfran-ı nimettir. Şayet Allah, kendi katından göndermiş olduğu bir kısım ışınları, onun üzerinde kırıp, başkalarına yansıtıyorsa, bu yüce ve kutsî iş için o insanın, kendisini seçen Rabbi’ne karşı şükran duyguları ile iki büklüm olması gerekmez mi? Hâsılı, tevazu kavramının da yerli yerine oturtulması ve ona göre davranışların ayarlanması gerekir. Aksi takdirde tevazu niyetiyle küfran-ı nimet içine düşmeler bile olabilir. (Gülen, Fasıldan Fasıla 4, Nil Yayınları, İzmir 2009, s. 108).

Yukarıdaki satırlarda Gülen şunları ifade etmektedir:

1. Veli kimseler, Allah’ın kendilerine ikramı olan birtakım hususiyetleri tevazu adına gizlememelidir. Gizlerse bu, küfran-ı nimet olur.

2. Allah, veli kullarına gönderdiği ışınları o kullar üzerinde kırıp insanlara yansıtmaktadır. Bu, yüce ve kutsî bir iştir.

3. Gülen, kendisini zımnen bu konuma yerleştirmektedir.

Burada tasavvuf kültüründe yerleşmiş olan, kerametin gizlenmesini öngören, hatta keramet izharını olumsuz bir olgu olarak değerlendiren anlayışın tersine, kerametlerin gizlenmemesi istenmektedir. Bu görüş, tasavvuf ilmindeki hâkim geleneğin keramet konusundaki yaklaşımına aykırı olup kerametlerin gizlenmesi esastır. Zira ilk dönemlerden itibaren ehl-i keramet buna fazla önem vermez, hatta bundan dolayı endişelenir ve bunu gizli tutarlardı. (İbn Haldûn, Şifâu’s-Sâil, s. 33, 50). İkinci iddiasında ise Gülen, aslında prizma metaforunu kullanmaktadır. Nitekim dokuz seri hâlinde bastığı kitabın adı da Prizma’dır.  Sözlük anlamı itibariyle prizma; ışınları saptıran ve ayrıştıran cismin adıdır. Yani bu ifadeleriyle Gülen, Allah tarafından bir ışın şeklinde gelen zaman ve mekân üstü bilgileri kendi süzgecinden geçirerek ışığın prizmadan geçip ışık tayflarına ayrışması gibi müntesiplerinin anlayabileceği bir düzeye indirgemektedir. Gülen aslında böyle diyerek Allah ile kullar arasında bir aracı olduğunu iddia etmektedir. Hâlbuki böyle bir konum sadece vahiy meleği veya peygamberler için söz konusu olabilir. Bunu anlatırken Gülen’in “bu yüce ve kutsî bir iş” ifadesini kullanması da bu tespiti doğrular niteliktedir. 

12. "GÜLEN'İ ÜZERSENİZ CEHENEMME GİTMEKTEN KURTULAMAZSINIZ"

Allah’tan gelen bilgileri bir prizma gibi bağlılarına –güya– yansıtan Gülen, aşağıdaki satırlarda kendisini üzmenin Allah’ı üzmek anlamına geleceğini söyleyerek ona boyun eğmeyenleri cehennemle tehdit etmektedir: “… Orayı (Türkiye’yi) benim şahsi hayatım için bazı dostlarım için cehenneme çevirseler bile ben oraya hep cennet nazarıyla baktım. Ama o ülkeyi cehennem zebanisi gibi idare etmeye çalışan insanlar da var. Ülkemin hatırına ben onlara içimden gele gele beddua etmedim. Evleri yıkılsın, yuvaları başlarına çöksün, düşünceleri paramparça olsun, Allah yerin dibine batırsın diye beddua etmedim ülkenin hatırına. O kadar oralıyız biz, o kadar yerliyiz. Ne var ki, elin oğlu bize başka türlü bakıyor. Neden, çünkü kendi kütüğü şüpheli. ر ِ ائ َ َ َّ ى السر ل ْ بـ ُ َ تـ م ْ و َ يـ var. Açık, kapalı her şeyin net olarak ortaya döküleceği bir gün var. Allah huzurunda görüşürüz. Belki o gün benim gibi yufka yürekli birisi ‘Allah’ım! Bu kobraları bağışlamadan ben cennete gitmiyorum’ diyebilirim, ama işin içinde Allah hakkı da olduğu için orada beni dinlemezler pek. Onun için yufka yürekliliğim de çok fayda etmez. Buna çok güvenmesinler.” (15-Sesli Sohbetler-2\Bamteli_11-20 (Bamteli) 20_02-Buyuk Ortadogu Projesi, dk. 16.35-18.00)

Gülen’in bu konuşmasında;

1. Yaptığı bedduaların kesin olarak tutacağı,

2. Cennete gitmesinin garanti olduğu,

3. Orada başkalarını cehennemden kurtarmak için kendisine fırsat tanınacağı,

4. Çeşitli isim, benzetme ve lakaplarla devlet büyüklerine tahkir söylemleri dikkat çekmektedir.

Bu iddiaların hiçbirinin dinen geçerliliği yoktur. Çünkü kimin bedduasının tutup kiminkinin tutmayacağını yalnızca dualara icabet edecek olan Allah Teâlâ bilir. Bu şekilde kesin bir iddiada bulunmak haddi aşmaktır. Ayrıca Gülen bu söylemleriyle insanlara beddua etmeme azminde olduğu görüntüsü verse de pek çok konuşmasında insanları hedef alan ağır bedduaları, çizdiği hoşgörü imajının sahte olduğunu ortaya koymaktadır.(Bedduaları için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=4I0o2VA1qmY; https://www.youtube.com/watch?v=7o6mkI12ZmM; https://www.youtube.com/watch?v=l_pbBHHYx0U Erişim tarihi: 19.07.2017 17:52).

Cennet veya cehenneme kimin gideceği hususu da aynı şekilde yalnızca din gününün sahibi Allah’a mahsustur. Orada, kime fırsat verilip verilmeyeceği hususu da yalnızca Allah’ın bileceği bir husustur. Dolayısıyla bu konularda da kesin yargılarda bulunmak Allah’a karşı saygısızlıktır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, “Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.” (A’râf, 7/99) buyurmaktadır. Ayrıca Allah rızası için hayırlı işler yapmış müminlerin dahi bu yaptıklarına asla güvenmeyerek Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Çünkü biz, korkunç, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.” (İnsân, 76/10) demeleri âhiret konusunda hiç kimsenin bir garantisi olmadığının delilidir. Gülen’in bu söylemi, “Kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir...” (Necm, 53/32-35) âyetiyle de çelişmektedir. İslam dini insanların, birbirlerini kötü lakaplarla çağırmalarını, “Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır!” (Hucurât, 49/11) âyetiyle yasaklamaktadır. Oysa Gülen, yukarıda aktarılan pasajda bir kısım insanları cehennem zebanileri, kobralar, kütüğü şüpheli gibi ithamlarla aşağı- layarak âyete muhalif davranmaktadır.