Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır. 

5. Bölüm

H. HURÛFİLİK VE CEFR/CİFR

Gülen, Kur’an-ı Kerim’de 1958 Irak ihtilaline işaret eden ayetler bulunduğunu iddia ettiği şu satırlara Zihin Harmani adlı kitabında yer vermektedir:

“Dine hizmet eden büyük şahısların zat ve eserleri ile ilgili Kur’ân’dan işaretler çıkarılmasının dinimizdeki yerini izah eder misiniz?... Konunun anlaşılması adına ikinci önemli bir husus da şudur: Kur’ân-ı Kerim’den kendi devir, kendi cereyan, kendi hizmetlerine işaret çıkaran zatların durumu, ilk defa çağımızda görülen bir hâdise değildir…. İbn Abbas’a, “Hâ Mim Ayn Sin Kaf”ın mânâsı soruldu. O da bu soruya şöyle cevap verdi: “Ha Mim Ayn Sin Kaf’ın mânâsı şudur: Bir zaman pâyitahtı bir tepenin başında bulunan bir devlet olacak. Bu pâyitahtın bulunduğu şehrin ortasında, bu şehri bir baştan bir başa kateden bir nehir geçecek. O devirde o devleti idare edenler arasında Abdülillâh veya Abdullah isminde Ehl-i Beyt’ten birisi bulunacak. Bu zat, isyan eden bâğî bir cemaat tarafından katledilecek…” İbn Abbas’ın bu yorumu okunuyor ancak hangi hâdiseye işaret ettiği bilinmiyordu. 1958’de Irak’ta ihtilal oldu. O dönemde Bağdat’ın krokisi çizildiğinde şu tablo çıkıyor ortaya: Bir tepenin başında kurulmuş bir şehir ve bu şehri bir baştan bir başa ikiye bölen bir nehir. Enteresandır 1958 ihtilali döneminde devletin ikinci adamı konumunda olan ve Kral 2. Faysal’ın amcası Emir Abdülillâh darbe yapan ihtilal kuvvetleri tarafından katledilecektir. Hatta o gün ihtilalin başında bulunan General Abdülkerim Kasım’a karşı merhum 2. Faysal ve Emir Abdülillâh’ın taraftarları İbn Abbas’tan gelen bu rivayeti bir beyanname hâlinde Bağdat’ın sokaklarında yazılı olarak neşretmişlerdi. Şimdi İbn Cerir bin sene evvel bu hâdiseyi yazdı ve bir gün gelip de bu hâdise bütün çıplaklığıyla zuhur ettiyse artık bunu bütün bütün inkâr etmeye mahal olmasa gerek. O zaman diyeceğiz ki, evet, yaş ve kuru, Kur’ân’da her şey vardır.” (Gülen, Zihin Harmanı (Prizma 7),Nil Yayınları, İstanbul 2011, s. 162-166).

Gülen, benzer bir şekilde huruf-i mukattaa harflerinin anlaşılmasıyla ilgili olarak da ebced hesabının kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır. (Gülen, Bir İcaz Hecelemesi, s. 92)

“Mukattaa harfleri, bazı sûrelerin başlarındaki “Elif, Lâm, Mîm” gibi harflerdir. Hâlbuki o güne kadar böyle harflerle ilgili bir şifreleme usulü hiç görülmemiş ve denenmemiştir. Evet, Kur’an’ın sırları onun ruhuna şifrelenmiştir. Bu şifrelerin anahtarları da “mukattaa” harfleridir. Şifrenin ne demek olduğunu bilenler bunu iyi anlarlar. Kulaklığı takan alıcı bir telsiz operatörünün kulağına bizce mânâsız “di-di-dâ-dit; dâ-dâ-dit”… gelir. O da bu sesleri “F-G” gibi harflere çevirir ve beşer beşer yazar. Ancak bu harflerden önce operatör bir grup rakam almıştır ki, bütün sır işte bu rakamlardadır. Gelen şifrelenmiş mesaj, işte bu rakamlarla çözülür ve bir mânâ ifade eder.” (Gülen, Kur’an’ın Altın İkliminde, s. 74)

Cefr, konusuyla ilgili akademik araştırmaların ulaştığı neticelere göre cefre ilişkin ilk telakkiler, Bâtınî-İsmâilî çevreler ve eski dinî-felsefî kültürleri aktaran kaynaklar yoluyla İslam dünyasına girmiştir. Şiîlerin çoğunluğu ile bazı Sünnî âlimler de bu yaklaşımdan etkilenerek cefrin, geleceğin bilgisini içerdiği zannına kapılmışlardır. Ancak vahiy sona erip tebliğ tamamlandığı için cefr ile veya başka metotlarla geleceğe ilişkin kesin bilgiler ortaya koyma düşüncesi salt bir iddiadan öte bir anlam taşımaz. Üstelik bu anlayış gaybın bilgisinin Allah’a ait olduğu inancıyla da uyuşmamaktadır. Nitekim Büyük İslam âlimi İmam Gazzâlî’nin de belirttiği gibi harflerin belli anlamlar ve sayısal değerler ifade ettiği konusunda hiçbir tutarlı ve ilmî delil yoktur. (“Cefr”, DİA, VII, 217) Bu anlayışın kökenlerini Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e dayandırma çabaları da mesnetsizdir. Nitekim Hz. Ali de Ehl-i Beyt’in elinde Resûlullah’ın diğer insanlara açıklamadığı özel bilgiler olup olmadığı sorusuna, “Hayır! Bizde Allah’ın Kur’an’ı anlamak için insana verdiği anlayış kabiliyetinden başka özel bir şey yoktur.” cevabını vermiştir. (Ebû Dâvûd, Diyât 11; Ahmed b. Hanbel, I, 79)

Sonuç olarak usul-i tefsir ve usul-i fıkıh âlimleri Kur’an’ın anlaşılması ve tefsiri ile ilgili böyle bir metottan bahsetmemektedirler. Üstelik Gülen’in alıntıda atıfta bulunduğu “yaş ve kuru her şeyin Kur’an’da bulunduğu” ile ilgili âyet (En’âm, 6/59) Allah’ın mutlak ilmiyle ilgili olup cefr anlayışına delil teşkil etmez.