Bir siyasetçi bizde seçim kaybettikçe güçlenir. Bizde bir siyasetçi iktidarı sırasında ülkeyi ne kadar çok krize sokmuşsa, değeri o kadar artar. O siyasetçi için 'Çok değerli bir insan, ama çevresi kötü' denilir. Sürekli çevre değiştirilir, lider sabit kalır. Eğer o siyasetçinin söylemleri 'Derin Devlet'e yakınsa, onun kaybettiği her seçim ertesinde de 'Acaba bu halkı nasıl değiştiririz' arayışına girilir.

Alman devlet adamı Bismarck'ın "Siyasi pazarlıklar ve sosis imalatı asla kamuoyu önünde halka açık yapılmamalıdır. İkisi de miğde bulandırır" özdeyişini, sürekli tekrarlarım.

Kendilerini merkein sağında ve solunda gösteren ve aslında liderlerinin isimleri dışında birbirlerinden temelde farkları olmayan partilerin, birleşme, uzlaşma, cepheleşme veya vitrin düzenleme konulu pazarlıklarını izlerken, "Neden bu arada sosis de imal etmiyorlar" diye düşünmüyor musunuz?

DSP'li adayların CHP listelerinden seçime girmeleri ve Deniz Baykal'ın Süleyman Demirel'le kol kola girmesi ile, gerçekten soldaki bölünmüşlüğün sona erdiğine ve bu arada laik rejimin de kurtulduğuna inanıyor musunuz?

Veya 28 Şubat sürecinde DYP'yi bölen ve lider olarak girdiği her seçimde partisini daha da küçülten Mesut Yılmaz'ın DYP'nin şimdiki lideri Ağar'la yakınlaşması sonucu, Yılmaz'ın ANAP'ının, "Birleşme" sürecini sona erdirmesi sizi şaırtmıyor mu?

Tabii ki siyasi pazarlıklar her ülkede böyle tablolara kanvas olur. Ama gelişmiş demokrasilerde bir başka durum daha vardır. Bu ülkelerde sade aday listeleri değişmez. Başarısız liderler de ve hatta başarılı liderler de, belirli sürelerde değişir.İngiltere'de girdiği her seçimi kazanan ve İşçi Partisi'nin makus talihini yenen Tony Blair bile liderliği bırakmıyor mu?

Bizim demokrasimizde ise "Başarısızların başarısı" kuralı geçerlidir.

Bir siyasetçi bizde seçim kaybettikçe güçlenir. Bizde bir siyasetçi iktidarı sırasında ülkeyi ne kadar çok krize sokmuşsa, değeri o kadar artar.

O siyasetçi için "Çok değerli bir insan, ama çevresi kötü" denilir. Sürekli çevre değiştirilir, lider sabit kalır. Eğer o siyasetçinin söylemleri "Derin Devlet"e yakınsa, onun kaybettiği her seçim ertesinde de "Acaba bu halkı nasıl değiştiririz" arayışına girilir.

 Bu coğrafyada "Böyle gelmiş, böyle gider" felsefesi egemendir siyasette..

Oysa dünya da, yurt da böyle gitmemektedir gerçekte. Ölümlülerin kendilerini ölümsüz sanıp, toplum ve doğa kurallarına direnmelerinin tabii ki fazla bir anlamı yoktur.

Ama bu arada Türkiye zaman kaybetmekte ve tarih içinde sürekli patinaj yapmaktadır. Siaysetçilerin "Hizmetçi" olmalarını bekleyen toplum, karşısına "Hizipçiler" çıktığı için yorulmaktadır.

Biz yine "Bu da geçer" diyerek sözlerimizi noktalayalım.


HABERX