Türkiye'nin dünyada çok konuşulduğunu ve çok merak edildiğini söyleyen Kemal Derviş: Beni üzen, tam kendimizi göstereceğimiz sırada siyasal yarışın bu kadar sert ve acımasız olması. Bu, Türkiye'ye BM'den bakan biri olarak beni endişelendiriyor

Sizce bu uluslararası likidite bolluğu, dünyayı dolaşan bu fazla paranın seyahati daha ne kadar sürecek?
Dünya ekonomisinde çok hızlı bir gelişme trendi hâlâ devam ediyor. Burada önemli olan, gelişme hızının tek önemli kaynağı artık sadece gelişmiş ülkeler değil, Doğu Asya ülkeleri de. Bu yüzden küresel bir yavaşlama olasılığı daha az. Mesela ABD'deki bir yavaşlama illa da artık bütün küresel ekonominin yavaşlaması anlamına gelmiyor. Ama 10 yıl önce böyle değildi. Bugün Hindistan ve Çin büyümeye devam ederse ABD'de belli bir yavaşlama olsa bile küresel büyüme hızını eskisi kadar etkilemeyecektir. Böylece artık sadece ABD'nin ve AB'nin dinamizmine muhtaç değiliz. Küresel ekonomide daha dengeli bir büyüme bileşimi var.

Yani dünya ekonomisinde işler yolunda, endişelenecek bir şey yok mu?
Hayır, iki sorun var: Bir tanesi demin dediğiniz gibi biraz da bu çok yüksek petrol fiyatlarından kaynaklanan aşırı bir likiditenin olması. Bu likidite bizim gibi orta gelirli ülkeleri rahatlatıyor. Çünkü o likiditenin bir kısmı sermaye akışları şeklinde bize geliyor.

Ama geldiği gibi bir sabah da gitme olasılığı var?..
Ben bu likiditenin çok hızlı kaybolacağı kanısında değilim. Ama örneğin petrol fiyatı ani bir düşüş yaparsa bir açıdan bize yarayacaktır. Çünkü petrol ithal eden bir ülkeyiz. Ama diğer taraftan da dünyadaki likiditeyi azaltacağı için bizim de para piyasalarımızda, faizlere, hisse senedi fiyatlarına olumsuz bir etki yapabilir.

Peki o zaman petrol fiyatlarının düşme olasılığı nedir?
Yakın gelecekte böyle hızlı bir düşüş bence mümkün değil. Ama orta gelecekte ne olacağını kimse kestiremez. Petrol fiyatlarını öngören bütün iktisatçıların çok hatalı öngörülerde bulunduklarını biliyoruz geçmişten.

Bu birinci sorundu, ya ikincisi?
İkinci sorunun gerçekleşme olasılığı daha yüksek ve daha büyük bir risk: Çünkü ABD'nin çok büyük dış açığından kaynaklanıyor. ABD bugün 700 milyar doların üzerinde bir dış açıkla uluslararası makro dengelerdeki ciddi dengesizliği yansıtıyor.

Yani ABD'nin eli kulağında mı demek istiyorsunuz?
Hayır, ama bu konuda iki görüş var. Birincisi: Zarar yok, nasılsa ABD'ye sermaye akmaya devam edecektir. Belki yavaş yavaş azalacaktır, ama ani bir değişiklik söz konusu değil. Doğu Asya, ABD Doları'nı almaya ve daha da büyük döviz rezervi biriktirmeye mecbur. Bunu yapmazsa kendisi de çöker. Dolayısıyla bu denge devam edecek. Doğu Asya ABD dolarını alacak ve o sayede ABD dış ticaret finansmanına devam edecek ve ABD dolarında ani bir çöküş olmayacak. İkincisi: Hayır, Doğu Asya rezervleri üst düzeye vardı. Dolayısıyla artık Doğu Asya, ABD dolarına artık talebini kesecek. Böyle bir gelişme olursa da ABD bu büyük dış açığını finanse etmekte güçlük çekecek. Bu da tabii ki dolar paritesinin ciddi bir biçimde düşmesine yol açar.

Siz hangisine inanıyorsunuz?
Ben sadece bu riske karşı herkesin uyanık olması gerektiğini söylüyorum. Herkesin borç ve dış ticaret stratejilerini bu riske göre ayarlamasında yarar var. Mutlaka bunların olacağı anlamında da söylemiyorum, ama eğer ABD dış açığı finansmanında ani bir güçlük çekerse bu tabii ulusal ekonomiye, faizlere ve dolar kuruna mutlaka yansıyacaktır. Dikkatli olmak lazım.

Biz tedbir olarak ne yapmalıyız?
Ani bir değişiklik dünya büyüme hızını düşürebilir ve faizleri artırabilir. Zaten bizim için en tehlikelisi de dünyadaki dolar cinsinden faizlerin artması... Özellikle de özel sektörün yüksek borcunun çok daha pahalı olması... Bizim için en önemli risk bu. Bunları hesaba katmak gerekiyor.

 

'BM'deyim, asla siyaset konuşmam'

"Ben bir BM görevlisiyim ve tarafsızlığımı bozacak hiçbir açıklamada bulunamam. Hele siyaset asla konuşamam" diyen Kemal Derviş, "Ama Türkiye hakkında iki özel şey söyleyeceğim. Bunlar bence çok önemli ve sizlerle de paylaşmayı çok isterim" dedi. İşte Derviş'in dünyanın her yerinden çekme fırsatını bulabildiği ilginç bir Türkiye fotoğrafı:

1 - MERAK EDİLEN TÜRKİYE: Dışarıda birçok insanla görüşüyorsunuz. Dünyanın çeşitli yerlerinde dostlarınız var, duyuyorsunuz. Şunu kesinlikle söyleyebilirim; Türkiye dünyanın her yerinde tartışılıyor. Son derece güncel ve insanların ilgi duyduğu bir ülke. Birkaç sebebi var. Birincisi, ekonomik gelişme hızının son beş yıldır çok iyi seyretmesi ve hızlı büyüyen bir ülke olması ekonomistler arasında ilgi uyandırıyor. İkincisi, Ankara'daki gelişmeler dünyada siyasete ilgi duyan herkesi çok meşgul ediyor. Üçüncüsü, coğrafi konumu... Hem Rusya'ya hem Ortadoğu'ya hem de Avrupa'ya yakın olması ve enerji koridorundaki kilit yeri özellikle stratejistleri çok ilgilendiriyor. Bir de tabii Türkiye artık dünyaya açıldığı için insanları dünyanın her köşesinde. Dünya Türklerle tanışıyor.
Singapur'dan Küba'ya kadar gittiğim her yerde Türk vatandaşlarıyla karşılaşıyorum. Hatta eskiden Türkçe dışarıda anlaşılmaması konusunda çok garanti bir dilken, artık konuşurken dikkatli olmanız bile gerekebiliyor. (Gülüyor) Orhan Pamuk'un kitapları artık her yerde satılıyor. Birçok yerde onu okumuş insanlarla karşılaşıyorsunuz. Yani Türkiye artık son derece dünya insanlarının ilgi duyduğu, merakla takip ettiği bir ülke.

2 - YAZIK EDİLEN TÜRKİYE: Ama bu kadar potansiyel varken, daha bu kadar işin başındayken ve bu kadar badire atlatmış bir ülke iken, tam kendimizi göstereceğimiz bir sırada benim üzüntü kaynağım siyasal yarışmanın bu kadar sert ve bu kadar acımasız olması.
Özellikle dışarıda yaşadığınız zaman her karşılaştığınız vatandaşı bir kardeş olarak görüyorsunuz. Partisi nedir, mezhebi nedir sormuyorsunuz? Onu Türkiye'den gelen bir Türk olarak hissediyorsunuz. Dolayısıyla dışarıdan bakınca bu kadar sert bir yarışmayı anlamak çok güç. Çünkü neticede bir partiye, A ya da B partisine oy veren insanlar aynı ülkenin insanları. Ve çıkar ortaklığı olan insanlar. Neticede Türkiye daha iyiye giderse herkes yararlanacak bundan. Dolayısıyla insanların bu kadar birbirlerine kızması ve politik yarışmayı bu kadar sertleştirmeleri beni Türkiye'ye bir BM'den bakan ve tabii ki Türkiye'nin gelişmesini isteyen, özellikle dünyadaki yerinin daha iyi olmasını isteyen bir insan olarak endişelendiriyor. Tabii ki siyasi yarışma olacak. Demokrasilerde rekabet olur. Ama bu yarışmanın daha az kırıcı olmasını arzu ederim.

 

Huntington'a katılmıyorum, Türkiye örnek bir sentez

Ünlü ABD'li tarihçi Huntington'a göre "Kemalizm, iki uygarlık arasında parçalanmış bir ülke çıkarmıştı ve devri bitmişti." Kemal derviş bu görüşe oldum olası karşı. O, "Ben Türkiye'ye baktığımda, Huntington'un aksine, kuvvetli, kültürel açıdan zengin ve başka ülkeler için de emsal oluşturabilecek bir sentez süreci görüyorum" diyerek Kemalizmin bir zafer olduğunu savunuyor. Türk toplumundaki cepheleşmenin giderek güçlenmesi üzerine Derviş'e sorduk:

Acaba yanılan siz mi oldunuz?
Bu çok güzel bir konu, çünkü Huntington'un kitabında resmen şu tez var: Türkiye zor durumda. Çünkü ne Batı'da ne Doğu'da. Dolayısıyla içeriden çatlamaya, bölünmeye çok müsait bir ülke. Ve bu medeniyetler arası kutuplaşmada Türkiye ortada kalacak. Çünkü bir kısmı bir medeniyette, öbür kısmı öbür medeniyette...

Siz de bunun tam tersini söylediniz; "Kemalizm bu iki medeniyeti de bir potada birleştirdi" dediniz ama şu kutuplaşmaya rağmen hâlâ böyle düşünüyor musunuz?
Görüşümde ısrar ediyorum. Atatürk devrimleri vatandaşlık tanımına dayalı bir ulusalcılık getirmeye çalıştı. Bunu bazıları ters yorumluyor, ama hiçbir zaman bir ırk veya dine dayalı bir milliyetçilik değildi Atatürk'ün milliyetçiliği. Tam da Avrupa'nın savunduğu vatandaşlık milliyetçiliğiydi. Türk Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes bu benliğe sahiptir. Ne ırkı önemli ne de dini inançları. Eğer bugün Türkiye'de bir İslam ülkesi olarak bu kadar özgür bir tartışma ortamı, bu kadar çağdaş bir yaşam ve gelişmiş bir demokrasi varsa, kadının katılımı bu kadar ileri düzeydeyse hepsi Atatürk'ün devrimleriyle bağlantılı. O nedenle bunlar Türkiye'nin Huntington'u haksız çıkardığının ipuçlarıdır.

Ya peki bu gerilim?
Ben bugünkü aşırı gerilimin de aşılacağı kanaatindeyim. Çünkü bunların tartışılması iyi bir şeydir. Özgürce tartışa tartışa ve gereğinde de sandığa başvurarak buradan çıkılacaktır.

Mitinglere ne diyeceksiniz? Orada toplanan milyonlar karşı görüştükteki milyonları da ifade ediyor aslında ve bu iki tarafı nereye koyacağız?
Yarış demokrasilerde her zaman vardır, olmalıdır da... Bunu da bir yarış olarak algılamak lazım. Yeter ki zora başvurulmasın. Ve özlediğimiz hoşgörü içinde olsun.

Yani ikiye bölünmüşlük olarak değerlendirmiyor musunuz?
Hem değerlendirmek istemiyorum hem de değerlendirmiyorum. (Gülüyor) Çünkü her şey barış içinde tartışılıyor. Eninde sonunda da demokratik dengeler içinde halloluyor.

Laiklik olmadan demokrasi olmaz

Dışarıdan bakanlar cumhuriyet mitinglerini algılamakta biraz zorluk çekti. Hatta "Türkiye'de demokrasi mi olsun laiklik mi" diye kendi kendilerine sorup sonra da "Demokrasi" diye yanıtlayanlar bile çıktı?
Benim uluslararası deneyimimde de gördüğüm, çeşitli ülke ziyaretlerinde de gördüğüm bir demokrasi veya laik cumhuriyet ikilemi yok. Zaten bence din ve devlet işleri ayrılmaz ise, insanlar inanç dünyalarıyla politik dünyalarını ayıramıyorlarsa öyle bir yerde demokrasinin olması çok zor. Çünkü demokrasi insanların kendi özgür iradeleriyle devlet işlerini düzenlemelerine bağlı bir sistem. Dolayısıyla bence demokrasi için laiklik gerek. Laiklik olmadan demokrasi olur demek demokrasiyi yanlış tanımlayan bir yaklaşım. Çünkü demokrasi sadece seçim değil. Demokrasi bir denge düzeni. Bir hoşgörü düzeni. Ama diğer taraftan da...

Laiklerin de demokrat olması gerekiyor?..
Aynen öyle. Çünkü demokrasinin olmadığı bir ortamda laik düzenin somut ayarlamalarını kim yapacak? Somut yasalar kimin tarafından düzenlenecek? Dolayısıyla otoriter bir rejimde yapay bir laiklik olabilir. Ama gerçekten insanları özgür kılan, herkesin vicdanına göre yaşamasını sağlayan özgür bir ortamın olması için demokrasi gerek.