Ufuk Güldemir'i şahsen hiç tanımadım… 90'lı yıllarda gazeteciliğe başlayan biri olarak, kitaplarını ilgiyle okudum..

Gazeteciliğin tatlı ve kışkırtıcı yanlarını ne yalan söyleyim biraz da, ondan öğrendik..

Turgut Özal'ı anlattığı 'Teksas Malatya' harika analizlerle dopdoluydu..

Amerikalılar Türkiye'ye nasıl bakıyorlardı, bunu da öğreniyorduk..

Çevik Kuvvetin Gölgesinde.. Kanat Operasyonu..

Bizim cenahın başucu kitapları arasındaydı..

12 Eylül darbesinin pek bilinmeyen sonuçlarını gözler önüne seriyordu..

Hala da bakma ihtiyacı hissettiğim kitaplar arasında bunlar..

Hiç kimsenin yapmadığı şekilde, riskler aldı..

Hepimize lazım olan özgüven duygusu, hepimizden daha fazlaydı..

Başardı da..


* * *
Dedim ya hiç tanışmadık..

Analiz gücü yüksek bir gazeteciydi..

Aydın bir sosyologdu.

Katılmadığım analizleri oldu..

Dünya görüşlerimiz farklıydı..

Farklı yerlerden bakıyorduk..

Ama içtenliği, dürüstüğü, memleketseverliği yeterdi bize..

Sevmemiz, saymamız için fazlasına gerek yoktu..

Her ölümlü gibi hepimizin eksik yönleri vardır..

Kusurlarımız da..

Hiç yüzyüze gelmedik..

Ama aramızdan ayrılışı sanki eski bir dostu yitirmişim gibi burukluk veriyor..

Çok farklı bir yaşam tarzı vardı..

Bir bakıyorsunuz Sibirya'da kutup ayısı avlarken görüyordunuz..

Bir bakıyorsunuz oltasıyla balık avlayıp, şarkı söylerken görüyordunuz..

Bir bakıyorsunuz, kırk yıllık sosyolog gibi yeni kavramlar ortaya atarken görüyordunuz..

Hani derler ya, hızlı yaşadı genç öldü.

İşte ondan..


* * *
Hiç göz göze de gelmedik..

Ama ölümü beklerken bile gelecekten konuşurmuş hep..

Dedim ya dünya görüşlerimiz farklıydı..

Ayşe Arman'a söylediğine göre, Cennet ve Cehennemin bu dünyada olduğuna inanırmış.

Öldükten sonra ne olacağını merak etmiyormuş..

Tepeden tırnağa gazeteciydi..

“Sadece ölümün kendisini merak ediyorum.. Jurnalistik bir merak bu, uhrevi değil” diye konuşmuş..

İyi şeyler gördüğünü umuyorum..


* * *
Ufuk Güldemir'le hiç sohbet etmedim..

“Özgür ve bağımsız gazeteciliğin piri” diye anıyor arkadaşları..

Güldemir, kaygıları olan bir adamdı aynı zamanda..

Ve kaygıları olan bir adam özgür değildir..

O asıl şimdi özgür..

Merhum, Frank Sinatra'nın “My Way (Benim yolum)” şarkısıyla uğurlanmasını istemiş..

Ben de, meslekte ağabeyimizi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Siyah Atlar” şiiriyle uğurluyorum.

Elimden gelen bu..

“Saçında gecenin soğuk rüzgarı

Bir gün kapatırsın bu ufukları

Beklersin köşende sessiz ve yorgun

Siyah atlarını son yolculuğun.

Ve dersin yavaşça kendi kendine:

Ömrün çemberinden kurtuldum yine.”