AHMET HAKAN YAZDI

Benim eski mahalle "Orada ne işin var" bombası atarken, yeni mahalle ise "Burada ne işin var" diye ateş açıyordu.

Ama her iki mahalle de şu konuda ittifak içindeydi:

"Ey Ahmet Hakan!.. Gün senin günün. Şimdilik tadını çıkar. Ama unutma ki gün gelip devran dönünce, yani kullanılıp işin bitince bir mendil gibi bir kenara atılacaksın."

Evet...

"Bir kenara fırlatılıp atılmak" ile korkutulmaktaydım.

O günlerde "Bitarafım, bertaraf olmaktan korkmuyorum" başlıklı bir yazı yazmış ve "her iki mahalle"ye de şöyle seslenmiştim:

"Kendimi yaptığım işle anlamlı kılanlardan değilim. İşim bitip bir kenara atılırsam, gider bir kıyı kasabasına yerleşirim. Bu nedenle ’kullanılmış mendil gibi bir kenara fırlatılmak’ fikri beni korkutmaz."

İşte bu seslenişin üzerine...

Medyamızın "Sicil Amiri" sıfatını en fazla hak etmiş ismi Ufuk Güldemir devreye girmişti.

Habertürk’te yazdığı analizde şunları söylüyordu:

"Orada ne işin var diyenleri bilmeyiz ama ’Burada ne işin var’ diyenlerin gizli kodlarını biliriz. Bu kafa sol görünüp faşizan çakar. Ahmet Hakan’ın ’Buradaki’ varlığına külli karşıdır. ’Buradakilere’ kötü bir haberimiz var: Ahmet Hakan burada kalıcı... Çünkü bomba gibi bir yazar oldu. ’Oradakilere’ de bir çift lafımız var: Burada akıllı adamlar var. Ahmet Hakan kalibresinde bir yazarı artık ’Oraya’ göndermeyiz."

Tecrübeyle sabittir:

Kendini kanıtlayamamış çiçeği burnunda bir köşe yazarı, sürekli "Oldum mu? Tuttum mu? Yapabiliyor muyum?" tedirginliği yaşar.

İşte tam bu sırada...

Gözler, "istidat değerlendirmesi" yapmaya muktedir akil adamlara çevrilir.

Titrek bir ceylan gibi dinlenir o akil adamlar.

Ufuk Güldemir tartışmasız işte böyle bir adamdı.

Ufuk Güldemir’in ölümüyle...

Bazıları can dostunu, bazıları hocasını, bazıları öncüsünü, bazıları çalışma arkadaşını, bazıları bir kavramsallaştırma üstadını kaybetti.

Ben ise sicil amirimi kaybettim.