3N1K

KİM: Yıldırım Tuğrul Türkeş 53 yaşında. Babası ülkücü camianın Başbuğu Alparslan Türkeş. İstanbul'da doğdu, ilkokula Ankara'da başladı. Baba Türkeş 1960'ta sürgün edilince üç yıl Yeni Delhi'deki bir İngiliz okuluna devam etti. Türkiye'ye döndükten sonra öğrenimini Ankara TED'de tamamladı. Hacettepe-Ekonomi'den mezun. Bir süre ticaretle uğraştı. 1977-96 arasında dönem dönem çeşitli kamu kuruluşlarında yönetim kurulu üyeliği yaptı. Bir ara medyayla da ilgilenen Türkeş, siyasete resmi olarak 12 Eylül darbesiyle birlikte başladı. MP ve MÇP'nin kuruluşlarında çalıştı. MHP'nin ismini geri aldığı dönemde Genel Başkan Yardımcısı'ydı. Baba Türkeş'in 1997'de vefatından sonra yapılan olaylı kongrede Bahçeli'nin karşısında aday oldu, ancak kazanamadı. 1998'de istifa etti. Aydınlık Türkiye Partisi'ni kurdu. 3 Kasım seçimlerinde DYP'yle ittifak yaptı. Seçimleri kazanamayınca genel başkanlıktan ayrılan Türkeş, evli ve üç çocuk babası.
NEDEN: "Beş yıldır medyaya neredeyse hiç çıkmadım" diyen Tuğrul Türkeş MHP'ye geri döndü. Büyük bir olasılıkla da 23 Temmuz sabahından itibaren kendisini artık daha sık göreceğiz. O yüzden Türkeş'in, cami avlusunda siyasetten Bahçeli'yle ilişkisine, Hrant Dink'ten DTP'ye kadar pek çok konudaki fikrini merak ettik. Duyduklarımızın arasında bize en önemli gelen açıklama ise Türkeş'in Bahçeli'yle ortak bir noktada buluştuğu şu cümleydi: "Sokakta ülkücü istemiyoruz!"
NE ZAMAN: 16 Haziran Cumartesi günü.
NEREDE: Türkeş'in Cinnah'taki seçim bürosunda.

Cami avlusunda siyaset yapıyor musunuz?
Cami avlusunda hiç kimse siyaset yapmıyor, kimse de kimseye "Oraya git" demiyor. Ama o alıngan, her şeyden nem kapan Sayın Başbakan kendisine yönelik toplumsal tepkileri illa bir yere fatura etmeyi alışkanlık haline getirdi.

Yani o cenazelerde aransa da teşkilattan kimse bulunamaz mı?
Bulunsa ne olur? Ama benim ömrüm MHP'nin içinde geçti, daha ben bir kere bile "Hele şuraya da birileri gitsin" diyen bir Allahın kuluna rastlamadım, olmadı böyle bir şey. Ama diyelim ki camilere gitmeyi bir parti organize etti. Eee peki "Askerlik yan gelip yatma yeridir" lafını kim organize etti? Kendisi bir rapor bulmuş, çocuğunu askerden kurtarmış. Her ne hikmetse... Ne ise... Geçmiş olsun. Sağlıklar dilerim. Demek ki ailede birtakım hastalıklar var. Kendisi de bir kere bir rahatsızlık geçirmişti. Ama bu çocuklar tabutlar içinde gelirken sen "Askerlik yan gelip yatma yeri değil" dersen, birileri de çıkar "Bu yan gelip yatmadı, vatanını satmadı" diye bağırır.

Sizce o bağıranlar kim?
Onlar vatandaş. Ama aralarında benim genç bir ülkücü arkadaşım da olabilir. Fakat bunu kimse organize etmiyor. Niye demokratik tepkilere AKP bir türlü inanamıyor ki ben de buna hayret ediyorum.

Cenazeleri kameralarla takip işine ne diyorsunuz?
Bu artık AKP'nin iflasını gösterir. Kendi milletinden korkar, kendi milletiyle cenazelerde dahi kucaklaşamaz hale geldiyse yazıklar olsun onlara.

Şöyle bir analiz de var: "Cenazeler arttıkça MHP'nin de oyu artar"?
Hayır, hiç buna katılmıyorum. Ama keşke hiç cenaze gelmese de böyle bir yaklaşım varsa biz o yaklaşımın muhatabı olmasak. Gencecik çocuklar düşünsenize... Bu cenazelerin gelmesinden hangi hain fayda umabilir ki?..

Daha ağır bir suçlama da var; bu cenazelerin rant yeri gibi görüldüğü suçlaması?..
Kişi başkasını kendi gibi bilirmiş... Böyle bir suçlamaya diyecek hiçbir şey yok. MHP'nin asla böyle bir yaklaşımı olamaz.

Devlet Bahçeli "Hiçbir ülkücü kavganın içinde olmayacak" düsturunu hep korumaya çalıştı. Ancak seçimler yaklaştıkça kızgın ifadeler, sokakla sıcak temas, bunlarda bir artış yok mu?
Hayır, hiç yok. Bir kere bugün Sovyetlerin çözülmesinden sonraki küreselleşme denilen gelişmelere baktığınızda dünyada oynanan oyunları da görüyorsunuz. MHP bu oyunların Türkiye'de de nasıl oynandığını hep gördü, tespitlerini buna göre yaptı ve tavır aldı. Gençliğin bugün sokakta yapacağı hiçbir şey yok. Kesinlikle yok. Ve Sayın Bahçeli de bu konuda her zaman sorumlu devlet adamı olarak davrandı. Gençliği mutlaka "sokağın dışında, ellerinde bilgisayar olacak" diye sembolize etti. Çok önemli bir tariftir bu. Evet, Türk gençliği ve ülkücüler hiçbir şekilde sokakta olmayacak. MHP bu kararlığını sürmektedir.

Ya bu siyaset dilinin sertleşmesi; o sokağı etkilemeyecek mi?
Bizim yaptığımız siyasetle sokaktaki gençliğin hiç alakası yok. Bizim bugün yaptığımız mücadele AKP zihniyetiyle. Ben buna "satış iptali" diyorum. Bizim bugünkü sertliğimiz, beyanlarımızda şiddetli bulunan cümleler, her kim satıyorsa, ona yöneliktir. Satan korkacak, sokaktaki vatandaş değil.

Asıl endişe, bu sertliğin siyaset düzeyinde kalmayacağı, bugüne kadar olmayan felaketin artık patlak verebileceği yönünde?
Bir kere MHP hiçbir zaman bunun tarafı olmayacak. Tarafı olmadığı gibi vatandaşın sokağa dökülmesinin önlenmesi de MHP'nin öncelikli görevidir. Çünkü biz sadece ülkücü gençlerimizin değil, vatandaşlarımızın da gereksiz tepkilerle ortalığa dökülmesini yanlış buluyoruz. Örneğin Bakırköy'de bombalama olayının ardından bir şahsı bombacı zannederek oranın esnafı linç etmeye kalktı. Türkiye'de sakınılması gereken bu yaklaşımdır. Zaten Sayın Bahçeli ve MHP de "Biz sokağa çıkmayacağız" derken, "Biz çıkmıyoruz siz hiç çıkmayacaksınız" demek istiyor. Devletin güvenlik görevlileri var. O kişi bombacının kendisi dahi olsa onun yargılanması gerekir. Linç diye bir şey olamaz.

Peki ya Dink cinayetinden sonra birkaç maçta gördüğümüz "beyaz bereli" gençler? Onların bozkurt işareti yapmaları?..
İşte biz de seçim beyannamemizde zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını bu yüzden istiyoruz. Düzgün Türkçeyle eğitim yapılmasını... Kişi iyi eğitim alırsa hem kafasının içi aydınlanır hem de gelecek kaygısı olmaz, böyle işlere girmez.


DTP kurala uyarsa sorun yok

DTP'li bir Meclis olacak...
Hayır, bağımsız milletvekilleri olan ve ilkesi olmayan, kendi partisine sadık kalmayıp, Meclis'e girmek uğruna kendi partilerini dahi hiçe sayan insanların geldiği, ilkesizlerin de bulunduğu bir Meclis olacak.

Ama siz de 2002'de ATP Genel Başkanı'yken DYP'den seçime girmiştiniz?..
Hayır, o farklı bir yaklaşımdı. Hiçbir ilkesizlik yoktu. Çizgimde hiçbir sapma ve kırılma yoktu.

Onlardaki ilkesizlik nedir?
Şöyle alalım: Şimdi konuşmaya başladıklarında Türkiye'yi hırpalamak için belli bir etnik özelliği öne çıkararak, artık 21'inci yüzyılda en ayıp şey olan ırka dayalı milliyetçilik, yani mikro milliyetçilik yapıyorlar. Yani biz azınlığınız, şu kadar milyonuz falan...

İyi, ama siz de makro milliyetçilik yapmakla eleştiriliyorsunuz?
Bizimki Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ve bütün, herkesin eşit olduğu bir Türkiye anlayışıdır. Bizim milliyetçilik tanımımız çok açık ve Atatürk'ten bu yana da hiç değişmedi. Şimdi haydi madem 18 milyonsunuz, 35 milyonsunuz, üfürmenin sınırı yok çünkü, o zaman ona göre de oy almaları gerekir. Ama bugüne kadar aldıkları oy belli. O yüzden de şimdi desise yoluyla mevcut seçim sisteminin yan yollarına saparak kendilerini büyük göstermek istiyorlar. İşte bu ilkesizliktir.

Yüzde 10 barajın adaletsizliği desise değil mi?
Onlar adalet arasalar bir kere bu ülkenin 18 yaşındaki çocuklarının ölmesine göz yumup, ardından da umursamaz davranmazlardı. Onların adaletten hukuktan söz etmeye hiç hakları yok.

Daha başlarken bu sertlikte başlanırsa Meclis'te kimbilir neler yaşanacak?
Hayır, çünkü Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ve Meclis'in genel kurallarına uydukları sürece Meclis'te bulunmalarına bir sakınca yok.

Kavgalı bir Meclis olma olasılığı?
Sanmıyorum, herkes kendini bilirse kavga olmaz.

Ankara'da siyaset yapmalarını DTP'nin merkeze çekilmesi adına bir fırsat olarak görmez misiniz?
Olabilir, ama daha baştan banko olumlu bir şey de diyemeyiz. Çünkü biz onların gelişinde bir duman görüyoruz. Sanki dövüşmeye geliyor gibiler. Şayet Meclis'e "Benim arkamda başka başkentler var" anlayışıyla, "Claudia Roth yakinimdir" diyerek geliyorlarsa hiç kimsenin o çatı altında bulunmaya hakkı yok. Bununla beraber Ankara'yı Başkent, TBMM'yi de yasamanın ve devletin yüce bir kurumu olarak kabul eden, ama kendi fikirlerini söyleme arzusundaki bir siyasi partiye de kimsenin itirazı olmaz. Saygılı olduktan sonra bu yapının içine sadece farklı görüşlerini söylemek için gelen herkese biz anlayışla davranırız.


Bahçeli'yle en derin farkımız FB ve Beşiktaş

Bahçeli'yle barıştınız mı?
Hiç küs değildik ki...

Karşısında aday olmuştunuz?
O kongrenin üzerinden 10 yıl geçti ve artık mesele kapandı. Ama ben aramızda hiç kapanmayacak derin bir görüş farklılığını söyleyeyim: Sayın Bahçeli Beşiktaşlı, ben ise Fenerbahçeliyim. (Gülüyor) Bu bizim en derin farkımız.

10 yıldır görüşüyor muydunuz peki?
Görüşüyorduk tabii. Sadece basının önünde olmuyordu.

O yıllarda başka bir parti kuracak kadar da kızmıştınız?
Hayır kızmadım, niye kızayım? Parti kurmak ayrı mesele. Ama biz 2003'te Muharrem Şemsek'in eşinin cenazesinde bir araya geldik. Kendisi bana "Bir görüşelim" dedi, yazıhaneme teşrif etti. Ve orada da dedi ki, "Türkiye iyiye gitmiyor. Bir daralmanın olacağı aşikâr." O noktada böyle bir diyalogumuz oldu. Ama insanlar bunları bilmediği için pat diye oldu sanıyor.

Tabii çünkü biz Bahçeli'ye en son Söğüt olaylarıyla ilgili eleştirinizi biliyoruz?..
Bazı konularda görüş farklılığı olmuş olabilir, ama şimdi öncelikle şu "satışı iptal" etmemiz lazım. O yüzden artık görüş ayrılıkları olsa bile Sayın Bahçeli partinin Genel Başkanıdır, ana politikaları Genel Başkan vaaz eder, ben de onun siyasi görüşlerine tamamen katılırım.


Hrant Türkiye'nin insanıydı

Ben rahmetli Hrant Dink'i tanıdım. En ilginç görüşmemiz 1998'de olmuştu. Eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'ın ağabeyi Telman Ter Petrosyan bir heyetle KEİ toplantısı için İstanbul'a gelmişti. Müşterek dostumuz Samson Bey 'Buradalar' deyince Türkiye'den işadamlarıyla birlikte alıp onları akşamleyin Boğaz'da bir yemeğe götürdüm. Rahmetli Hrant da var.
Otele döndüğümüzde tercüman öbür arabada kalmış. Telman Bey ise bana bir şey anlatacak. Bunun üzerine Hrant bize tercümanlık yaptı ve hayretle dedi ki, 'Ben böyle bir diyalogun olacağına, böyle bir yaklaşımı göreceğime inanamazdım.'
Ve bize birtakım sempati sözcükleri söyledi. O bakımdan rahmetli Hrant Türkiye'nin insanıydı. Kendi içinde tutarlı, eksantrik fikirleri olan, farklı biriydi. Öldürülmesi büyük bir üzüntü.


Ürdün tipi türban

Seçim beyannamenizde zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören madde imam hatip liseleri sorununu da gözeterek mi hazırlandı?
12 yıl pek çok meseleyi içinde çözer.

MHP türban konusunda şu anda hangi noktada?
Bu bizim açımızdan devletin kurumlarıyla karşı karşıya gelecek bir mesele değil. Çünkü bizim için bu "türban" değil, "inananların başörtüsü" meselesi.

Zaten AKP de böyle diyor?
Onlar Ürdün tipi baş bağlamaktan söz ediyorlar. Anadolu tipi baş örtmesiyle onların siyasi araç olarak kullandıklarının arasında fark var. Anadolu tipi bağlamayla kimsenin sorunu olmaz. Bana göre sistemin de sorunun olmaması gerekir.


OHAL'e gerek yok

Terör ve Kuzey Irak meselesinde Türkeş'in önerileri:
1- Asker son opsiyondur. Öncelikle ekonomik yaptırım uygulanmalı. Habur kapatılmalı. Hududa hâkim olunmalı. Ülkemiz üzerinden kaçakçılık ve uyuşturucu ticareti yapmalarının kesinlikle önüne geçilmeli. Su, gıda, elektrik gibi ambargolar uygulanmalı.
2- Daha sonra da Türkiye'nin kararlılığını göstermesi açısından sınır ötesine mutlaka bir operasyon yapılmalı.
3- Talabani'yle tüm Irak'ın Cumhurbaşkanı gibi davranırsa ilişki kurulmalı, aksi takdirde her şeyin bizden beklenmesi yanlış.
4- OHAL öncelikli bir tercih değil. Bu konuda kararlılık gösterildiği takdirde normal şartlar içinde de çok rahat mesele çözülür.
5- Terör olayları ya da sınır ötesi operasyon seçimlerin ertelenmesini gerektirmez.

Milliyet