BAŞBAKAN’a o soruyu "çok bilinçli" şekilde sordum.Daha mülakat bittiği an, yazı işlerindeki gececi arkadaşlar, "Manşet bu" dediler.

Haklıydılar.


Çünkü Başbakan Tayyip Erdoğan, PKK’ya "toz kondurmayan" DTP ile muhtemel bir koalisyonun yolunu açık tutuyordu.

Yine de arkadaşlara "Manşete çıkarmayın" dedim.

Çünkü, çok iyi niyetle sorulmuş bir soruya verilmiş iyi niyetli bir cevabın tam olarak anlaşılması için, en ince detaylarının da ortaya konması gerekiyordu.

Bu "incelik" önümüzdeki günlerde gerilimin düşmesi, bazı psikolojik sorunların aşılması bakımından etkili olur diye düşünüyorum.

Ben "şartlı" bir soru sordum.

O şart da, DTP’nin, "etnik özelliklere dayanan" bir parti olarak, Bulgaristan’da Türklerin kurduğu "Hak ve Özgürlükler Partisi" gibi davranmasıydı.

Soruyu sorarken bazı hatalar yapmışım, şimdi onları düzelterek, konuşmamızın bu bölümünü aynen aktarıyorum:

* * *

Ertuğrul Özkök:
Ben size bir şey sormak istiyorum.Bulgaristan’da bir Türk partisi var.

Tayyip Erdoğan: Hak ve Özgürlükler Partisi...

Ertuğrul Özkök: Hak ve Özgürlükler Partisi...Çok da esaslı bir parti yani bir de son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüksek oy aldılar: Dört milletvekili gönderdiler Avrupa Parlamentosu’na.

Tayyip Erdoğan: Hükümeti onlar kurdu.

Ertuğrul Özkök:Hükümeti onlar kurdular.Evet.Türkiye’de de böyle DTP’liler bağımsız olarak girecekler ve büyük bir ihtimalle girdikten sonra da grup kuracaklar.Acaba o partinin zihniyetine gelse DTP, onlarla da bir koalisyon olabilir mi?

Tayyip Erdoğan: Parlamentonun tarihine baktığımız zaman, birbiriyle hiçbir zaman bir araya gelemeyecek denilen partiler bir araya gelmiştir. Yani 74; Bülent Ecevit... O dönemde bildiğiniz gibi, işte Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Milliyetçi Cephe hükümetlerini oluşturdular, o dönemlerde biliyorsunuz. Normalde sorulduğu zaman bunların hiç bir araya gelmesi mümkün değil denilirdi. Ama bunlar oldu, bunlar yaşandı. Şartlar yarın neler gösterir... Bunun için şimdiden erken konuşup da kilitlemek yanlış olur diye düşünüyorum. Demokrasinin içerisinde çareler tükenmez deniliyorsa... Birçok çareler de çıkabilir bu arada. Onun için sabırlı olmakta fayda var.

* * *

Gördüğünüz gibi, sorduğum "şartlı" bir soru.

Başbakan’ın verdiği cevap da aynı şekilde...

Bence verilmesi gereken cevap budur.

Geçenlerde Güney Afrika’ya giderken Paris’te, "Courier International" dergisinin o günkü sayısını aldım.

Dergide, Hak ve Özgürlükler Partisi’nden Avrupa Parlamentosu’na seçilen milletvekilleriyle yapılmış söyleşiler vardı.

Muhabir, Türk kökenli milletvekillerini ciddi şekilde tahrik ediyordu.

Onların ağzından, "Evet biz Türkiye’ye bağlı Türk milletvekilleri olarak buraya geldik" türünden sözler almaya çalışıyordu.

Ama milletvekillerinin hiçbiri bu tuzağa düşmemişti.

Açıkça şu mesajları veriyorlardı:

"Biz Bulgaristan vatandaşıyız, Bulgaristan’ın siyasi partisiyiz.Bulgaristan’ı temsil ediyoruz."

Bulgaristan’daki soydaşlarımızın kurduğu parti, başından beri fevkalade sorumlu davranış sergiliyor.

Milletvekilleri yakalarında "Bulgaristan bayrağı" rozetini taşıyor.

Partinin Yönetim Kurulu toplantılarının yapıldığı salonda, sadece Türklerin değil, Bulgarların da, Bulgaristan’ın da milli, tarihi, dini sembolleri var.

O nedenle de kurulan hükümetlere katılıyor, başbakan yardımcısı oluyor, hatta çok ağır bazı sorunların çözümünde etkili roller oynuyorlar.

* * *

Ben, işte bu örnekten hareketle bir soru sordum.

İtiraf edeyim, aldığım cevap da beni tatmin etti.

Fanatikler için bir şey demiyorum.

Ama makul çoğunluğu temsil eden Türk siyasetçilerinin de bu tutumu sergilemeleri gerekir.

Tabii, bu makul yolun açılmasının asıl şartı, DTP’nin, terör örgütü ipoteğinden kurtulup bu zihniyete gelmesidir.

İşte bu nedenle, o gece sorduğum en kritik soru buydu...