Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden günümüze kadar yaşananları BUGÜN’e değerlendirdi: “Adaylığıma karşı psikolojik harekat başlatıldı."

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlarla ilgili olarak Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ilk kez konuştu. Bakan Gül, Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sadıkoğlu ve Ankara Temsilcisi Murat Çelik'in sorularını cevaplandırırken, cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklanmasından günümüze kadar yaşanan süreçle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Gül, şunları söyledi:

ADAYLIĞIM EN BÜYÜK UZLAŞMADIR

“Yeni dönemde cumhurbaşkanı adayı olmayacağım yönünde haberler bulunuyor. Bunlar benim adaylığımdan rahatsız olanlar anlaşılan. Böyle şeyler tezgahlıyorlar. Benim adaylığım Türkiye için en büyük uzlaşmadır. Adaylığımın açıklanmasının hemen sonrasına bakın. Sağcısına, solcusuna, borsaya, TÜSİAD’ın, Türk-İş’in açıklamalarına bakın. Siyasi partiler, CHP bile bir şey söyleyemedi."

BELİRLİ ÇEVRE, LİDERLERİ AĞINA DÜŞÜRDÜ

Toplumda adaylığı konusunda bir uzlaşma ortamı varken bir psikolojik harekatın ortaya atıldığını ifade eden Bakan Gül, ilk kez bu süreci şöyle anlattı: Türkiye’ deki belirli bir çevre, birden bir psikolojik harekat yaptı. Siyasi gücü olmayan parti ve liderleri de, bunların ağına düştü. İşleri bitti şimdi ise durumları ortada. Şüphesiz ki kullanıldılar. İsimlerini bile anmak istemiyorum. Bazı çevrelerin içinde siviller, bazı emekli olan üniformalı, üniformasız olan devlet memurları, halen görevli olan bazı siviller, bazı üniversitelerde olanlar var. Maalesef, daima tarafsızlığını muhafaza etmesi gereken kamu görevlilerinden bu işe destek verenler oldu. Biz hükümetiz ve her türlü bilgi ve istihbarat elimizde. Kimse merak etmesin."

YÖK BAŞKANI'NA SALDIRI VE EL BOMBALARI

Gül şöyle devam etti: “Bu psikolojik harekatta her şey suç değil ki. İki tane üniversite hocasıyla, iki tane emekli insanla bir araya gelip de bu şeyleri estirir, ondan sonra sen siyasetçi olarak da bundan ürkersen, korkarsan olmaz. Suç olan şeyler var tabii. Niye bir gün önce YÖK Başkanı’na böyle şeyler yapılıyor? Beş yüz metre öteden kurşun sıkılıyor. Bu kadar el bombası nereden çıkıyor? Küçük küçük Susurluklar var tabi. Bu tip karanlık şeyler memlekette var. Bunlar bazen destek bulur. Dolaylı yönden ve çok cesaretlenirler. Burada tabii yargıya da çok iş düşüyor."

HALK ADAYLIĞIMI DESTEKLİYOR

Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilirken yaptığı basın toplantısında “TBMM’nin onurunu ve prestijini muhafaza etmek için çekildim” dediğini hatırlatan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Bu şartlı bir çekiliştir. Aday olarak durabilirdim. TBMM’yi yıpratmamak ve TBMM’nin onurunu her şeyin üzerinde tutmak için muhalefet partilerinde bir tavır değişikliği görmeyince adaylığımı çektim" dedi. Meydanların zaten kendi adaylığını istediğini ifade eden Bakan Gül "Ama halka gitmekten yine kaçmak için uğraşılıyor. Bir sürü ayak oyunları oynanıyor. Her yerde cumhurbaşkanlığı adaylığımı destekl eyenler var" diye konuştu.

O ŞEHİTLER BENİM DE KARDEŞİM, EVLADIM

MGK toplantısının normal tarihli bir toplantı olduğunu ve Başbakan'ın MİT Müsteşarı ile düzenli olarak görüştüğünü ifade eden Bakan Gül, şunları söyledi: "Hükümetin birinci önceliği güvenlik meseleleri, kamu düzeni, terördür. O yüzden böyle bir ortamda bunları ihmal etmemiz beklenemez. Ayrıca 'seçim, parti işleri, milletvekili adayları var' deyip de bir boşluk olmadığını göstermek zorundayız. Hükümetler karar verirken tüm ihtisas esaslı konuları, teknik detayını bilen bütün devlet kurumlarının bilgisini, istişaresini, fikrini, kararını alır. Bütün bu toplantıları böyle görmek lazım." "Şehit haberleriyle karşılaştığımızda kendi kardeşimizi kaybetmiş gibi oluyoruz. O şehitler benim de evladım" diyen Abdullah Gül şöyle devam etti: Şehit haberi ilk önce bize gelir. Düşünebiliyor musunuz bu haberleri almak ne kadar acı, ne kadar kötü bir durum? Hatta uygun olmayan saatlerde santrallerimiz 'telefon var' dediği anda konutta olsun, bakanlıkta olsun 'yine bir şehit haberi var' diye hemen irkiliriz."

PROTESTOLAR ORGANİZE

Kocatepe Camii'ndeki olayların organize olduğunu belirten Gül "Çok üzülerek söylüyorum bunları. Hatta birinde şehitlerin ailesi sarıldılar bana 'Gülüm Gülüm' diye ağladılar. Bunu görünce bazıları hemen organize bir şekilde işaretler yaptılar. Maalesef hepsi çeşitli yerlerde görevli tipler. İnsanların genel tepkilerini normal karşılarım ama cami avlusunda, namaz kılınırken imamı bile yuhaladılar. Bir şehit hepimizi derinden yaralarken, buradan nemalanma gayretleri, çok acı ve üzüntü verici" dedi.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TUZAĞINA DÜŞMEYELİM

Halkın bölücülüğe karşı şuurlu olması, milli birlik ve bütünlüğümüzü kardeşliğimizi pekiştirici şeylerin gerçekleşmesi gerekir. Bu çok normal" diyen Gül şöyle devam etti: Ancak güvenlik güçlerinin yapacağı işi yapmaya kalkmak kimsenin işi değil. O zaman Allah korusun teröristlerin tuzağına düşülür. Teröristler neyi ister? Bu tip karmaşayı, komşunun komşuyla kavga etmesini, insanların birbirinden korkmasını, şüphelenmesini, normal hukuk düzenini değil, olağanüstü hukuk düzeni ister. Demokrasiden uzaklaşmak, teröristlerin en büyük tuzağıdır. Bir taraftan demokrasiyi güçlendirirken, diğer yandan da terörle mücadeleyi daha da arttırıyoruz. Polisin yetkilerini arttırıyoruz. Neredeyse tüm Türk vatandaşlarının parmak izinden alınmasından korkmuyoruz. Çünkü suçu olan korkar. Ama herhangi bir kaza anında kimlik tespitinde bile işe yarıyor bu tür uygulamalar.

AB TRENİNDEN BiR İNERSEK BİR DAHA BİNEMEYİZ

Abdullah Gül, yurtiçindeki gelişmelerin Avrupa Birliği sürecinde çok önemli olduğunu belirterek bu konuda da şunları söyledi: 1990’lı yıllar ve 2000’lerin başı bizim için kayıp yıllar oldu. Bu yıllarda AB yeniden şekilleniyordu. AB ikinci genişlemesini yapıyordu. Biz kendi iç, kısır çekişmelerimizle koalisyon hükümetleriyle böyle enerjimizi tüketirken, Avrupa’da mutfakta yemek pişti yeni Avrupa ortaya çıktı. Ne zaman ki tek parti iktidar olduk, istikrarı yakaladık. Sadece ekonomik değil, demokratik reformlar yapıldı. 1950’den beri beklenen Türkiye’nin AB ile müzakere hedefini yakaladık. Bu Türkiye’nin son şansıydı. Şimdi Allah korusun Türkiye’nin böyle küçük hesaplarla ufku karartılırsa, Türkiye’de böyle kirli işler yapılırsa, Türkiye’de hukuk şaibeli hale getirilirse, korkarım Türkiye’yi kendi bindiği trenden, AB treninden indirilir. Bu Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen, çırpınan ülkeler için fırsat olur. Kendi ayağımızla tuzaklarına düşeriz. Bu küçük hesap peşinde koşanların arkasından gidip o trenden inilirse Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşmesi hayal olur. Türkiye’nin bu tuzağa düşmemesi lazım. Bu dört buçuk yılın güven ve istikrarın altını özellikle çiziyorum, güven ve istikrar ortamı bir giderse öyle bir daha kolay kolay toparlanamaz Türkiye. Küçük hesaplar yüzünden kimse Türkiye’nin geleceğini karartıcı işlere girmesin. Girenlere de fırsat verilmesin.