Türkiye konusunda Amerika Birleşik Devletleri’nde derin görüş ayrılıkları oluştuğunu, bundan üç ay önce, bu sütunlarda, TAYYİP ERDOĞAN AMERİKAN DIŞ POLİTİKASINI BÖLÜYOR başlıklı makalede okudunuz.
 
Geçtiğimiz Pazar günü ise, aynı analiz biraz rötarlı da olsa Sabah Gazetesi’ne manşet oldu.
 
Peki ama Amerikan dış politika yapımcılarını birbirine düşürecek kadar önemli ne oldu da Amerika bu konuda kendi içinde çatışıyor ve bu çatışma aynen Türkiye’ye yansıyor?
 
Gelin bunun cevabını birlikte araştıralım.
 
Önce tez:
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ARTIK İDEOLOJİK BİR DEVLETTİR.
 
Elbette ideolojik olmayan bir devlet olmaz. En azından kuruluş esasları bakımından. Ancak Amerika Birleşik Devletleri Sovyet bloğunun çökmesinden sonra en az ‘ideolojik’ olan devlet diye tanımlanabilirdi.
 
Önceliği bir düşünce sistemi değil; ekonomi ve ekonomik istikrardı.
 
Ancak 11 Eylül olayı, Amerika Birleşik Devletleri’nin ideoloji ve düşünce sistemlerini yeniden keşfetmesine neden oldu.
 
Anlaşıldı ki, ekonomi pek çok şeyi belirlemesine karşın, determinist bir bakış açısı dünyayı anlamaya kifayet etmiyordu.
 
Ekonomik refaha sahip bazı organizasyonlar ve ülkeler bir ‘düşünce’ peşinde; hem bu refahı feda edebiliyor hem de Emperyal Amerika’ya ‘challange’ edebiliyordu.
 
11 Eylül böylesi bir ‘zihniyet değişimi’ yaratmasıyla da tarihin dönüm noktalarından biri oldu.
 
İkinci aşamada, Amerikan devletinin yeni bir terimi dolaşıma soktuğunu gördük. Onu da ilk kez bu sütunlarda, AMERİKA NEDEN İSLAMOFAŞİST DİYOR? başlıklı yazıda okudunuz. Önce Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in, sonra da Başkan’ın ağzından duyduğunuz bu sözcük bir tesadüf değildi.
 
Bir doktrin değişikliğine işaret ediyordu!
 
İşte, bu yüzden, HABERTÜRK TV, inanılmaz bir refleks gösterdi ve bu kavram Rumsfeld’in ağzından dökülür dökülmez bir kavram üzerine yayına geçti. (BİR KAVRAM ÜZERİNE YAYIN YAPABİLEN TV: HABERTÜRK)
 
Bugün, Türkiye üzerine açıklama yapan ABD yetkililerinin ağzından Amerika’da pek de kullanılmayan bir kelime olan laikliğin (sekülerite tercih edilir) sık sık telaffuz edilmesinin sebeb-i hikmeti bu.
 
Artık Türk demokrasisine güvendiğini söyleyen Amerikan sözcüleri bunu, ‘laik demokrasiye güveniyoruz’ şeklinde telaffuz etmeyi tercih ediyor. Anayasayı destekleyecekleri zaman, laiklik vurgusu yapmayı unutmuyor, ‘laik Anayasa’ ifadesini tercih ediyorlar.
 
Amerikan düşünce sistemini bilen herkes bu ‘laik’ vurgusunun kökten bir yenilik taşıdığını fark etmiş olmalı, diye düşünüyorum.
 
Dönüyoruz ABD içindeki çatlağa…
 
Bizim üç ay önceki makalemizi atlamış olan kamuoyu, böyle bir sorunun varlığından Sabah’ın geçtiğimiz Pazar günkü manşetiyle haberdar oldu.
 
Sonuç olarak, söylemek gerekir ki, bu ayrışma, ‘İSLAMOFAŞİST’ teriminin dolaşıma sokulmasıyla ilan edilen bir DOKTRİN DEĞİŞİKLİĞİ’ne işaret ediyor.
 
Dolayısıyla Amerika içinde, bir zamanların çoğu istihbarat düşünürü olan ‘Ilımlı İslam’ teorisyenleri, hala ‘Duvar Sonrası’ demokratikleşme ve insan hakları söylemleri konusundaki mevzilerini muhafaza ederken; bir kısım Pentagon ağırlıklı analist de yeni doktrinin altını çiziyor.
 
Demek ki, doktrin değişikliği sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil ve, Türkiye’deki sürece bakarak isimlendirdiğim POST-POSTMODERN SÜREÇ Amerika Birleşik Devletleri’nde de yaşanıyor. (Her iki sürecin birbirini ne kadar etkilediği ise bir başka analiz konusu.)
 
Ama kimse, ABD’de yaşanan sert politik tartışmaların Türkiye’yi etkilemeyeceğini düşünmesin. Amerikan ağızlarından ‘laiklik’ kelimesinin telaffuzu tarihi bir noktadır ve ‘İslamofaşist’ terimi de İslamı düşman ilan etmemeye, ancak bazı İslami etkili rejimleri hedef almaya çalışan Amerika’nın doktrinel bir çalışmasıdır. Bu noktada Türk laikliğinin bir model olarak ne kadar önem kazandığını tahmin edersiniz.
 
Şimdi, küresel ölçekte POST-POSTMODERN SÜREÇ’te Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ilk kez bir ‘Emperyal Devlet’in ideolojik pozisyon aldığına şahit oluyoruz. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, Amerika’nın tek kutuplu dönem ‘yenilikçileri’nin de (Graham Fuller’ların, Hanri Barkey’lerin temsil ettiği düşünceyi kastediyorum) artık eskimeye başladığı bir dönem bu.
 
Dünyada tıpkı Türkiye’deki ‘yenilikçiler’ gibi; Amerika’daki ‘yenilikçiler’in de henüz hakim olup, analiz edemediği şeyler oluyor.
 
Artık yenilikçiler, yeni değil.
'Yeni yenilikçiler'in ise PKK ve Barzani ile arasına mesafe koyduğu bir gerçek.
 
Bildiğimiz anlamda ‘yenilikçilik’ hızla eskiyor ama çarpışarak çekiliyor.

atilganbayar@haberturk.com