Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci ve ikinci turunda toplantı yeter sayısının 367 olduğu yönündeki kararının gerekçesi bugün yayımlandı. Kararla birlikte ortaya bir de sürpriz çıktı. Başkan Tülay Tuğcu ve Fulya Kantarcıoğlu'nun da Haşim Kılıç ve Sacit Adalı ile birlikte ilk aşamada karşı oy kullandığı belirlendi. Tuğcu ve Kantarcıoğlu, CHP'nin başvurusunun mahkemenin yetki alanına girmediğini savundu. Ancak oy çokluğuyla yetki alanına girdiği kararı verildi. Böylece 367 başvurusu esastan görüşülmeye başlandı. Tuğcu ve Kantarcıoğlu esas görüşmesinde ise "Evet 367 gereklidir ve uzlaşma olmalıydı" yönünde karar bildirdi. Sonuçta bu karara karşı oy kullanan sadece iki üye oldu.

CHP, Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turundan sonra, 11. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin ilk tur oylamanın eylemli içtüzük değişikliği niteliğinde olduğunu ileri sürerek, TBMM'nin 27 Nisan 2007 günlü, 96. birleşiminde alınan 11. Cumhurbaşkanı'nın seçiminde gözetilmesi gereken toplantı yeter sayısı ile ilgili kararının iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle dava açmıştı.

Anayasa Mahkemesi, 1 Mayıs 2007'de söz konusu kararı iptal etmiş ve kararın gerekçesi Resmi Gazete'de yayımlanıncaya kadar yürürlüğünü durdurmuştu. Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, şöyle denildi:

“Cumhurbaşkanın seçimi sürecinde ilk iki oylamada uzlaşmanın sağlanması, 102. maddenin birinci fıkrasındaki 'Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir.' kuralının toplantı yeter sayısını da kapsamasıyla olanaklıdır. Aksi halde, üçüncü fıkradaki birinci ve ikinci oylamalar anlamsız hale gelecek, üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebileceği için, bir uzlaşmaya da gerek kalmayacaktır. Üçüncü fıkrada öngörülen üçüncü ve dördüncü oylamalarda, TBMM'nin, adaylardan birini üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla seçebilme olanağı karşısında, Meclis'te salt çoğunluğa sahip parti ya da partiler, birinci ve ikinci oylamada üçte iki çoğunlukla aranan uzlaşmaya sıcak bakmayabileceklerdir. Bu durum Anayasa'nın, Cumhurbaşkanı seçiminin uzlaşmaya dayanması amacıyla bağdaşmamaktadır.”

Kararda, “Anayasa'nın 102. maddesinin ilk fıkrasında Cumhurbaşkanı'nın seçimi için öngörülen üçte iki çoğunluk, dava konusu Meclis kararına ilişkin birinci oylama yönünden hem toplantı hem de karar yetersayısını kapsamaktadır” denildi.

 Anayasa Mahkemesi'nin 11. Cumhurbaşkanı'nın seçimine ilişkin kararının gerekçesinde, bugünkü üye tam sayısı esas alındığında TBMM'nin kural olarak 184 milletvekili ile toplanabileceği ve en az 139 milletvekiliyle karar oluşturabileceği, ancak Anayasa'da hem toplantı hem de karar yeter sayısı bakımından başkaca bir hüküm bulunmaması durumunda bunun geçerli olduğu kaydedildi.

Anayasa Mahkemesi, CHP'nin, TBMM İçtüzüğü'nün 11. Cumhurbaşkanı'nın seçimine ilişkin 27 Nisan 2007 günlü ilk oylamanın Anayasa'nın 96. ve 102. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar bu uygulama ile oluşan içtüzük hükmünün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemini yerinde görmüş ve oy çokluğuyla iptal etmişti.

Yüksek Mahkeme'nin Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan gerekçeli kararında, öncelikle iptali istenilen TBMM kararının Anayasa'ya uygunluk denetimi konusunda Anayasa Mahkemesi'nin görevli olup olmadığı “bir ön sorun olarak” incelendi.

Gerekçede, Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasının, “Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler”, 85. maddesinin ise “Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine 84. maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasa'ya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içerisinde kesin karara bağlar” şeklindeki hükümleri anımsatıldı.

Anayasa'nın 85. maddesinde sözü edilen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine ilişkin TBMM kararları ile Anayasa'nın 148. maddesinde belirtilen TBMM İçtüzüğü'nün, hukuki nitelikleri bakımından birer parlamento kararı olduklarında duraksama bulunmadığı ifade edilen gerekçede, şöyle devam edildi:

“Anayasa'da sayılarak gösterilen bu kararlar dışında kalan parlamento kararları kural olarak Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlı tutulamamakta ise de Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında belirtildiği gibi, iptali istenilen bir yasama tasarrufunun Anayasal denetime bağlı tutulabilecek nitelikte olup olmadığı saptanırken sadece, onun bu tasarrufta bulunan organ tarafından nasıl nitelendirildiğine ve hangi ismin verildiğine veya bu işlemin nasıl bir yöntem izlenerek yapıldığına bakılması yeterli olmayıp, yapılış yöntemi ve adı ne olursa olsun hukuksal niteliği, etkisi ve doğurduğu sonuçlar da gözetilmelidir.

Yapılacak değerlendirme sonucunda, iptali istenilen tasarrufun, Anayasa'nın 148. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'nin denetim alanına giren kanun, KHK veya TBMM İçtüzüğü ile aynı değer ve etkide bir işlem olduğu kanısına varılırsa bu işlem Anayasa Mahkemesi'nce denetlenebilir. Aksi halde, hukuksal nitelikleri, etkileri ve meydana getirdikleri sonuçlar bakımından, Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutulan kanun, KHK ve TBMM İçtüzüğü ile eşdeğerde bulunan ve bu nedenle de belirtilen işlemlere özgü yöntem ve isimlerle tesis edilip, hukuki varlık kazanması gereken bazı yasama tasarrufları, farklı yöntem ve isimlerle hukuk sistemine dahil edilerek Anayasa'ya uygunluk denetiminin kapsamı dışına çıkarılabilir.

Bu durumda adı yeni bir içtüzük düzenlemesi veya değişikliği olmadığı ve içtüzük yapılması ve değiştirilmesindeki yöntem uygulanmadığı halde değer ve etkisi bakımından birer içtüzük kuralı niteliğinde olan TBMM kararları anayasal denetime bağlı tutulabilir. Değer ve etkileri bakımından aralarında fark bulunmayan yasama tasarruflarının aynı yargısal denetime bağlı tutulmaları hukuk devleti olmanın da gereğidir.”

 

“DOĞRUDAN DÜZENLEME YOK”

 

Gerekçede, dava konusu TBMM kararının alındığı 27 Nisan 2007 tarihli 96. Birleşimde, ilk oylamaya geçilmeden önce, bir milletvekilinin Cumhurbaşkanı seçimini gerçekleştirmek üzere toplanan Meclis'te, Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrası gereğince en az 367 milletvekilinin hazır bulunması gerektiği, aksi halde toplantı yeter sayısı bulunmadığından oylamaya geçilemeyeceği yönündeki açıklamaları üzerine, konuyla ilgili usul tartışması açıldığı ve bu tartışmanın sonucunda oturumu yöneten Meclis Başkanı'nın, Anayasa'nın 96. maddesindeki toplantı yeter sayısıyla ilgili kural uyarınca 184 milletvekilinin Genel Kurul'da hazır bulunmasının gündemin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili kısmına geçilebilmesi için yeterli olduğunu belirttiği, bu konuda yapacağı uygulamanın, İçtüzüğe ve Anayasa'nın 96. ve 102. maddelerine uygun olup olmadığı hususunu Genel Kurul'un onayına sunduğu anımsatıldı.

Gerekçede, Genel Kurul'un da Başkan'ın tutumunun Anayasa'ya ve İçtüzüğe uygun olduğu yönünde karar verdiği, böylece, Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanması gereken toplantı yeter sayısının, Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen TBMM üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki toplantı yeter sayısı olduğunun Meclis kararıyla tespit edildiği dile getirildi.

Gerekçede, TBMM İçtüzüğü'nün 121. maddesinin ilk fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, Anayasanın 101. maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasanın 102. maddesi hükümlerine göre seçilir” denilerek, Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanması gereken toplantı yeter sayısıyla ilgili doğrudan bir düzenleme yapılmamış, Anayasa'nın 102. maddesine göndermede bulunulmakla yetinildiği kaydedildi.

 

“102. MADDE ÖZEL HÜKÜM”

 

Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrasında da Cumhurbaşkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçileceği, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılmasının öngörüldüğü belirtilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Dava konusu Meclis Kararı'nın İçtüzük düzenlemesi niteliğinde olup olmadığının saptanabilmesi için öncelikle 102. maddede geçen 'üçte iki çoğunluk' ifadesinin toplantı yeter sayısını da kapsayıp kapsamadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı seçimi bakımından 96. madde genel hüküm, 102. madde özel hüküm niteliğinde olduğundan, Anayasa'nın Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen 102. maddesi ile Meclis'in toplantı ve karar yeter sayısını belirleyen 96. maddesinin birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Anayasa'nın 96. maddesinde 'Anayasa'da, başkaca bir hüküm yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tam sayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz' denilerek TBMM Genel Kurulu çalışmalarında toplantı ve karar yeter sayısı ayırımı yapılmış, her ikisinin alt sınırı da ayrı ayrı belirlenmiştir. Buna göre, TBMM, 'Anayasada başkaca hüküm olan haller' dışında, üye tam sayısının en az üçte biri ile toplanabilecek ve üye tam sayısının en az dörtte birinin bir fazlasıyla karar verebilecektir. Bugünkü üye tam sayısı esas alındığında TBMM kural olarak 184 milletvekili ile toplanabilecek ve en az 139 milletvekiliyle karar oluşturabilecektir. Ancak, Anayasa'da hem toplantı hem de karar yeter sayısı bakımından başkaca bir hüküm varsa o uygulanacaktır.

Bu düzenlemenin, 1961 Anayasası'na göre bazı farklılıklar içerdiği görülmektedir. 1961 Anayasası'nın, toplantı ve karar yeter sayılarını belirleyen 86. maddesinde, 'Her Meclis, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir' hükmü ile istisna niteliğindeki 'Anayasa'daki başkaca hükümlerin' varlığı, sadece karar yeter sayısı için öngörülerek, toplantı yeter sayısı yönünden genel kurala istisna getirilmezken, 1982 Anayasası'nın 96. maddesindeki 'Anayasada başkaca bir hüküm yoksa' ibaresi madde metni başına konularak, Anayasa'da sadece karar yeter sayısı bakımından değil, toplantı yeter sayısı bakımından da 'başkaca' özel nitelikli, istisnai hükümlerin bulunabileceğine işaret edilmiştir. Bu durumda, 1961 Anayasası'nın 86. maddesiyle karşılaştırıldığında 1982 Anayasası'nda, bilinçli olarak toplantı yeter sayısı yönünden de 96. maddedeki genel kuralın istisnalarının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda 1982 Anayasası'nın, genel ve özel af ilanı (Md.87),Meclis Başkanı seçimi (Md. 94),Meclis soruşturması yoluyla bakanların Yüce Divan'a sevki (Md.100),Cumhurbaşkanı seçimi (Md.102),Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandırılması (Md.105),gensoru ve görev sırasında güvenoyu (Md.99, 111) ve Anayasa değişikliği (Md.175) konularında, TBMM'nin toplantı ve karar yeter sayıları bakımından, 96. maddedeki genel kurala istisna getiren, özel hükümler içerdiği görülmektedir. Bu durumlarda kuşkusuz TBMM'nin toplantı ve karar yeter sayıları bakımından, 96. maddedeki genel kural değil, belirtilen maddelerdeki özel hükümler uygulanacaktır.”

Gerekçede, Anayasa'nın genel kurala istisna oluşturan söz konusu maddelerinin, ifade biçimleri ve işlevleri yönünden incelendiğinde bunlarda belirtilen nitelikli çoğunluğun Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102. madde dışında karar yeter sayısına ilişkin olduğunun anlaşıldığı ifade edildi.

Anayasa'nın 102. madde hükmünün anımsatıldığı gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında Anayasa'nın nitelikli çoğunluk öngörülen diğer maddelerinden farklı olarak iki ayrı yeter sayı düzenlenmiştir. Üçüncü fıkradaki dört oylamanın, ilk ikisinde üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunu, üçüncü ve dördüncü oylamalarda salt çoğunluğunu sağlayan adayın seçilmiş olacağı kuralına yer verilerek dört oylamada da seçilmek için gerekli olan karar yeter sayıları ayrı ayrı belirlenmiştir. Buna göre, birinci fıkradaki 'Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir' kuralı ile belirlenen yetersayının, üçüncü fıkradan farklı bir anlam taşıdığının kabulü gerekmektedir. Birinci fıkradaki, 'Cumhurbaşkanı, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir' kuralındaki üçte iki yeter sayısının, üçüncü fıkradaki karar yeter sayılarından farklı amacı ve işlevi olduğu düşünüldüğünde, Cumhurbaşkanı seçiminde birinci fıkra hükmünün toplantı yeter sayısı bakımından; üçüncü fıkra hükmünün de karar yeter sayısı bakımından, 96. maddedeki toplantı ve karar yeter sayısına ilişkin genel kuralın istisnalarını oluşturan, 'Anayasadaki başkaca hükümler' kapsamında bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.”

 

“CUMHURBAŞKANI SEÇİMİNDE UZLAŞMA TEMEL ALINIYOR”

 

Gerekçede, Meclis Başkanı seçimine ilişkin Anayasa'nın 94. maddesinin dördüncü fıkrasında da 102. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu gibi dört oylama ve seçilme yeter sayısı olarak da TBMM üye tam sayısının, ilk iki oylamada üçte iki, üçüncü oylamada ise salt çoğunluğu öngörülmesine karşın, bu maddede 102. maddenin birinci fıkrasına benzer biçimde bir yeter sayı öngören kurala yer verilmediği ifade edildi.

Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102. maddenin birinci fıkrasında, Cumhurbaşkanının TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla seçileceği belirtilirken, Anayasa'nın 94. maddesinin dördüncü fıkrasında

Meclis Başkanı'nın 'gizli oyla' seçileceği vurgulandıktan sonra

fıkranın devamında öngörülen karar yeter sayısı ile seçileceğinin açıklandığı belirtilen gerekçede, bu farklı düzenleniş biçimi de 102. maddenin birinci fıkrasındaki, “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir” kuralının bilinçli olarak toplantı yeter sayısını belirtmek amacıyla getirildiğini gösterdiği kaydedildi.

Gerekçede, “Bu bağlamda, 102. maddede, dört oylamanın her birinde seçilebilmek için aranan karar yeter sayılarının ayrı ayrı belirlenmesi, birinci fıkra ile üçüncü fıkra arasına otuz günlük seçim takviminin düzenlendiği ikinci fıkranın konularak birinci ve üçüncü fıkraların birbirinden ayrılması da 102. maddenin yukarıda belirtilen anlam ve içerikle yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır” denildi.

Sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için bir kuralın yorumunda, onun lafzı kadar amacının da gözetilmesi gerektiğinde duraksama bulunmadığı kaydedilen gerekçede, şöyle devam edildi:

“102. maddedeki düzenlemeyle, Cumhurbaşkanı seçiminde Meclis'te olabildiğince nitelikli bir uzlaşma sağlanmasının amaçlandığı açıktır. Nitekim, ikinci fıkrada otuz günlük seçim takviminde adaylık süresinin on günle sınırlanması, kalan yirmi günde yapılacak dört oylamanın ilk ikisinde adaylardan birinin seçilebilmesi için üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyunun aranması, dördüncü oylamaya, üçüncü oylamada en çok oy alan iki adayın katılabilmesi, bu oylamada da yarışan iki aday arasında üye tam sayısının salt çoğunluğunun adaylardan biri üzerinde sağlanarak Cumhurbaşkanının seçilememesi halinde, TBMM seçimlerinin derhal yenilenmesi yoluna gidilmesi, Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmanın temel alındığını göstermektedir.

Anayasa'nın 104. maddesine göre, 'Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.' Ayrıca, Cumhurbaşkanına verilen görev ve yetkilerin niteliği ile Anayasa'nın Cumhurbaşkanının statüsüne ilişkin diğer hükümleri bir bütün halinde incelendiğinde Cumhurbaşkanının, ulusun önemli bir çoğunluğunu yansıtan temsilcilerin katılımı ve iradeleri ile seçilmesi yaklaşımının Anayasa'da benimsenmiş olduğu görülmektedir. Bu düzenlemeler, Cumhurbaşkanı seçiminde aranması gereken uzlaşının pozitif hukuksal dayanaklarını oluşturmaktadır.

Cumhurbaşkanın seçimi sürecinde ilk iki oylamada uzlaşmanın sağlanması, 102. maddenin birinci fıkrasındaki 'Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir' kuralının toplantı yeter sayısını da kapsamasıyla olanaklıdır. Aksi halde, üçüncü fıkradaki birinci ve ikinci oylamalar anlamsız hale gelecek, üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebileceği için, bir uzlaşmaya da gerek kalmayacaktır. Üçüncü fıkrada öngörülen üçüncü ve dördüncü oylamalarda, TBMM'nin, adaylardan birini üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyuyla seçebilme olanağı karşısında, Meclis'te salt çoğunluğa sahip parti ya da partiler, birinci ve ikinci oylamada üçte iki çoğunlukla aranan uzlaşmaya sıcak bakmayabileceklerdir. Bu durum Anayasa'nın, Cumhurbaşkanı seçiminin uzlaşmaya dayanması amacıyla bağdaşmamaktadır.”

TBMM İçtüzüğü'nün 121. maddesinde Cumhurbaşkanının Anayasa'nın 101. maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından Anayasa'nın 102. maddesi hükümlerine göre seçileceği belirtilerek göndermede bulunulan Anayasa'nın 102. maddesindeki, Cumhurbaşkanı seçiminde dava konusu Meclis kararına ilişkin ilk oylamada toplantı yeter sayısının, TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu olduğu sonucuna varıldığı kaydedilen gerekçede, buna göre, İçtüzüğün 121. maddesinde de aynı esasın benimsendiğinin kabulünün gerektiği vurgulandı. Gerekçede, şöyle devam edildi:

“Bu durumda, TBMM'nin 27 Nisan 2007 günlü, 96. Birleşiminde Başkan'ın, 184 milletvekilinin Genel Kurul'da hazır bulunmasının gündemin Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili kısmına geçilebilmesi için yeterli bulunduğu yolundaki görüşünün kabulüne ilişkin TBMM Kararı, İçtüzüğün 121. maddesinin eylemli biçimde değiştirilmesi niteliğinde olduğundan bu kararın Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkisi içindedir.”

Gerekçede, dava konusu 27 Nisan 2007 günlü TBMM kararının “eylemli bir İçtüzük kuralı değişikliği” niteliğinde olduğuna ve işin esasının incelenmesine Tülay Tuğcu, Haşim Kılıç, Sacit Adalı ve Fulya Kantarcıoğlu'nun karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildiği belirtildi.

 

ESASA İLİŞKİN İNCELENMESİ

 

Kararın esas incelemesine ilişkin gerekçesinde ise, TBMM İçtüzüğü'nün 121. maddesinin ilk fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, Anayasanın 101. maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasa'nın 102. maddesi hükümlerine göre seçilir”, Anayasa'nın 102. maddesinin ilk fıkrasında da “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir” denildiği anımsatıldı. Gerekçede, şöyle denildi:

“İlk inceleme bölümünde belirtildiği gibi, Anayasa'nın 102. maddesinin ilk fıkrasında Cumhurbaşkanı'nın seçimi için öngörülen üçte iki çoğunluk, dava konusu Meclis kararına ilişkin birinci oylama yönünden hem toplantı hem de karar yeter sayısını kapsamaktadır. Bu nedenle, İçtüzüğün 121. maddesinde de yapılan gönderme doğrultusunda aynı yeter sayının benimsenmiş olduğunun kabulü gerekmektedir. Oysa TBMM'nin 27 Nisan 2007 günlü, 96. Birleşiminde 11. Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili birinci oylamaya geçilmeden önce Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanması gereken toplantı yeter sayısının Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen toplantı yeter sayısı olduğu Meclis kararıyla saptanmıştır. Böylece, Anayasa'nın 102. maddesine yapılan gönderme nedeniyle, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin toplantı ve karar yeter sayısının ilk oylamada TBMM üye tam sayısının üçte ikisini oluşturan 367 olduğunu öngördüğü sonucuna varılan İçtüzüğün 121. maddesi dava konusu Meclis kararına ilişkin birinci oylama yönünden değiştirilerek toplantı yeter sayısı konusunda, Anayasa'nın 96. maddesindeki genel kural doğrultusunda TBMM üye tam sayısının en az üçte birini oluşturan 184 oyun yeterli olduğu kabul edilmiştir.

Toplantı ve karar yeter sayısının ilk oylamada TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu, bu bağlamda 367 olduğunu öngördüğü sonucuna varılan Anayasa'nın 102. maddesinin ilk fıkrası karşısında, bu çoğunluğun 184 olarak uygulanması sonucunu doğuran eylemli İçtüzük değişikliği niteliğindeki dava konusu TBMM Kararı Anayasa'nın 102. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”

Üyeler, Serruh Kaleli ve Osman Alifeyyaz Paksüt bu görüşlere ek gerekçelerle katıldılar.

Haşim Kılıç ve Sacit Adalı ise bu görüşlere katılmadı.

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Yüksek Mahkeme'nin “367” kararıyla ilgili karşı oy gerekçesinde, “Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra istenen toplantı nisabıyla daha büyük sorunların kaynağı olmaya adaydır. Tam da bu noktada demokratik hayat, yerini, daha ağır kaoslara bırakmak gibi hiç de düşünülmeyen sonuçlara neden olabilecektir” görüşüne yer verdi.

Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci ve ikinci turunda toplantı yeter sayısının 367 olduğu yönündeki kararının gerekçesi, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Başkanvekili Haşim Kılıç'ın karşı oy gerekçesinin genel değerlendirme bölümünde, yargıçların karar ya da karşı oylarında yazdıkları dışında düşündüklerini kamuoyu ile paylaşma olanağı bulunmadığını vurguladı.

Hakimlerin, Anayasa'ya göre görevlerinde bağımsız olduklarını ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verdiklerini belirten Kılıç, Anayasa'da, “hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” denildiğini anımsattı.

 

“ÇATIŞMA ÇIKACAĞI TEHDİDİ”

 

Anayasa'nın bu maddeleri ile yargıçların vicdani kanaatleri tam olarak güvence altına alınmak suretiyle hiçbir organ, kişi veya mercin bunu etkilemesine imkan verilmemesinin amaçlandığını kaydeden Kılıç, karşı oy gerekçesinde, şu görüşlere yer verdi:

“Anayasa'nın öngördüğü bu sorumluluğun, en sade vatandaştan makamı ve rütbesi ne olursa olsun herkesin gereğini yerine getirme zorunluluğu vardır. Ne yazık ki bu zorunluluğa rağmen karar öncesi kimi kişi, kurum ve mercilerin mahkemeyi etkilemeye dönük söylem ve davranışlarını onaylamak mümkün değildir.

Mahkemenin kendi istekleri doğrultusunda karar vermemesi halinde ülkenin bir iç çatışmaya sürükleneceği biçimindeki ifadeler, yargıcın vicdani kanaatinin oluşmasını doğrudan hedef alan bir eylem biçimidir. Anayasa'nın 138. maddesi açıktır. Bu sorumluluğa karşın, çatışma çıkacağı tehdidi ya da ülkeyi koruma adına yapılan açıklamalar oluşacak karara dönüktür. Sonucun kamu vicdanında tereddüt uyandırmasına neden olabilecek bu ve buna benzer davranışlar ve söylemler demokratik hukuk devletinde onaylanması mümkün olmayan sorumsuzluklardır. Hukuku korumaya yönelik bu düşünceler sadece tarihe not düşmek üzere yazılmıştır.”

 

İÇ TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ İRDELEMESİ

 

Kılıç, karşı oy gerekçesinin, kararın değerlendirilmesine ilişkin bölümünde ise söz konusu TBMM kararının bir İçtüzük değişikliği niteliğinde olup olmadığını irdeledi.

Anayasa Mahkemesi'nin TBMM'nin çalışma biçimini düzenleyen İçtüzük değişikliklerini, “ihdası nitelikte yeni bir İçtüzük kuralı oluşturması” ve “mevcut İçtüzük kuralını değiştirmesi” biçiminde ele alındığını bildirdi.

İçtüzükte bulunmayan yeni bir konunun Meclis kararı ile uygulamaya konulmasının, Mahkemenin görev alanına girdiğini belirten Kılıç, adı yeni bir İçtüzük düzenlemesi olmadığı ve İçtüzük yapılması ve değiştirilmesindeki yöntem uygulanmadığı halde, değer ve etkisi bakımından birer İçtüzük kuralı niteliğinde olan Meclis kararlarının anayasal denetime bağlı tutulabileceğini belirtti.

Bir konunun mevcut İçtüzükte düzenlenmiş, nasıl yapılacağı ayrıntılı biçimde belirtilmişse bunun eylemli biçimde değiştirilmesinden bahsedilemeyeceğine işaret eden Kılıç, mevcut kuralın aksine bir uygulama yapılmış olmasının ancak içtüzüğe aykırı bir tasarruf olarak nitelendirilebileceğini kaydetti.

İçtüzüğe aykırı bir uygulamanın denetim yerinin ise ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir yargı kuruluşu olduğunu ifade eden Kılıç, Anayasa'nın 85. maddesinde sözü edilen yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya milletvekilliğinin düşmesi ile TBMM İçtüzüğü'nün hukuki yapıları birer parlamento kararı olduğundan bunların Anayasa Mahkemesi'nin denetim alanında olduğunu, bunun dışında, ihdasi nitelikte olmamak kaydıyla alınmış parlamento kararlarının yargısal denetiminden bahsedilemeyeceğini kaydetti.

Davaya konu TBMM birleşiminde, oturumu yöneten Meclis Başkanı'nın, Anayasa'nın 96. maddesindeki toplantı yeter sayısıyla ilgili kural uyarınca 184 milletvekilinin Genel Kurul'da hazır bulunmasının gündemin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili kısmına geçilebilmesi için yeterli olduğunu belirterek bu konuda yapacağı uygulamanın İçtüzüğe ve Anayasa'nın 96. ve 102. maddelerine uygun olup olmadığı hususunu Genel Kurul'un onayına sunduğunu anımsatan Kılıç, Cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanması gereken toplantı yeter sayısının Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen TBMM üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki toplantı yeter sayısı olduğunun Meclis kararıyla tespit edildiğini belirtti.

 

“DENETİM MERCİ DEĞİL”

 

Belirtilen uygulama sonucunda ortaya çıkan bu kararın, TBMM İçtüzüğü'nün 121. maddesine uygun bir karar olabileceği gibi aykırı bir karar olduğu da ileri sürülebileceğini belirten Kılıç, iki görüşün de mümkün olduğunu ifade etti. Kılıç, şunları kaydetti:

“Ancak mümkün olamayacak tek şey, bunun İçtüzüğü değiştiren bir uygulama olduğunu ileri sürmektir. Aksi halde İçtüzüğe aykırı her durumun bir içtüzük değişikliği nitelemesi ile Mahkeme önüne getirilmesi kaçınılmaz olur. Anayasa'nın 84., 85. ve İçtüzüğün denetiminin öngörüldüğü 148. maddeler dışında bu tür parlamento kararlarının denetiminin Mahkemece yapılması, kaynağı Anayasa'da olmayan bir yetkinin kullanılması anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi, Meclis İçtüzüğü'ne uygun ya da aykırı tasarrufların denetim merci değildir. Söz konusu karar İçtüzüğe uygun da olsa aykırı da olsa, bunun Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına girmediği açıktır. Belirtilen nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken Mahkeme'nin görev alanına giren bir yasama tasarrufu olarak değerlendirilmesinde isabet yoktur.”

 

“TOPLANTI YETER SAYISI TÜRETİLMİŞTİR”

 

TBMM İçtüğüzünün 121. maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminin Anayasa'nın 102. maddesindeki hükümlere göre yapılacağını öngördüğünü anımsatan Kılıç, Anayasa'nın 102. maddesine yapılan bu gönderme nedeniyle sorunun 102. maddenin nasıl anlaşılması gerektiğinden kaynaklandığını belirtti.

“102. maddedeki karar yeter sayısı yanında toplantı yeter sayısının da gösterilip gösterilmediği problemin esasını oluşturmaktadır” tespitini yapan Kılıç, Anayasanın 102. maddesinin kapsamında bir toplantı yeter sayısının olup olmadığını tartışmadan önce, 1961 Anayasası'nın Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili hükümlerinin irdelenmesine ihtiyaç bulunduğunu belirten Kılıç, 1980 darbesinin nedenlerinden biri olan Cumhurbaşkanının 6 aya yakın bir süre seçilememiş olmasının olaya ışık tutacağını ifade etti.

1982 Anayasası'nın 96. maddesinde Cumhurbaşkanlığı seçimi dahil, meclisin tüm toplantılarında 1961 Anayasası'nın “tam mevcudun salt çoğunluğu” koşulunun terk edilerek, tam mevcudun üçte birinin toplantı yeter sayısı olarak kabul edildiğini belirten Kılıç, Anayasanın 102. maddesinin birinci fıkrasından bir “toplantı yeter sayısı” üretmenin mümkün olmadığını, Meclisin çalışmalarını kolaylaştırmak amacı gözetildiğinde, maddenin tarihsel gelişiminin de buna izin vermediğini kaydetti.

Çoğunluk görüşünün dayanağını oluşturan bir toplantı yeter sayısının türetildiği Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir” denildiğini anımsatan Kılıç, şu görüşlere yer verdi:

“Fıkrada 'üçte iki', 'gizli oy' ve 'seçim' sözcükleri geçtiğine göre, bunun toplantı nisabı için öngörüldüğünü söylemek yorumda isabetsizlik değil, Anayasa'yı yorum yoluyla dolaylı yoldan değiştirmek anlamını taşır. Sözcüklerin anlam ve niteliği toplantı nisabı için kullanılmaya asla elverişli değildir. Anayasa'nın şekil şartlarına ilişkin düzenlenen tüm maddelerinde konular, net, anlaşılabilir ve yorumu gerektirmeyen açıklıktadır. Şekil kuralları yorumla üretilemez. Anayasa'yı yapanların tıpkı karar yeter sayılarına ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi, toplantı yeter sayılarında da özel kurallar koymasını engelleyen ne olabilir? Bu kadar basit bir şekil şartı istenseydi açıkça belirtilirdi.”

 

“TOPLANTI NİSABININ UZLAŞMA İÇİN TEHDİT UNSURU OLARAK KULLANILMASI”

 

Kılıç, karşı oy gerekçesinde Cumhurbaşkanı seçiminde çoğunluğun ifade ettiği gibi 1. turdan başlamak üzere, önce üçte iki oranında üye ile toplantı nisabı, sonra da üçte iki oranındaki üyelerle karar yeter sayısı aranacak olmasının, toplantı nisabının uzlaşma için bir tehdit unsuru olarak kullanılması sonucunu doğuracağını belirtti. Kılıç, şu tespitleri yaptı:

“Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrasından hareketle en az 367 üyenin katılımı ile toplantı yapılmasını öngörmek, geriye kalan 184 milletvekilinin daha karar aşamasına gelmeden TBMM'yi bloke ederek çalışamaz duruma getirmesine izin vermektir. Üçte birlik bir azınlığın seçim sürecini bu yolla engellemesi azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesine neden olacaktır. Demokrasi sınırsız bir çoğunluk rejimi değildir, ancak, azınlığın çoğunluğa dayattığı bir rejim de hiç değildir. Bu yol, azınlığın çoğunluğu etkisiz hale getirmesi, başka bir anlatımla, çoğunluğun devre dışı bırakılması gibi hiçbir demokratik ülkede olmayan bir garabeti doğurur. Önceden kestirilmesi mümkün olamayan yorumlarla yeni usul kuralları üretilmesi hukuk güvenliğini yok eden yaklaşımlardır.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin yirmi günde tamamlanmasını amaçlayan anayasa koyucunun daha birinci turda üçte iki toplantı nisabı ile sistemi tıkayan bir modeli istemiş olması asla düşünülemez.

Toplantı nisabı (3/2) sağlanamadığı sürece 2., 3. ve 4. turların yapılması mümkün olmayacak, buna ilişkin kurallar anlamsız, işlevsiz kalacak, seçimlerin derhal yapılmasının bağlı olduğu 4. tur hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceğinden fiili durumlarla sonuca gidilecektir.

Daha seçimin başında üçte iki toplantı nisabını aramak, 1961 Anayasası'nda sorun olmuş bir konuyu çözmek, kolaylaştırmak değil daha da ağırlaştırmaktır. 1982 Anayasasını yapanların iradesi bu değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra istenen toplantı nisabıyla daha büyük sorunların kaynağı olmaya adaydır. Tam da bu noktada demokratik hayat, yerini, daha ağır kaoslara bırakmak gibi hiç de düşünülmeyen sonuçlara neden olabilecektir.

Belirtilen nedenlerle karar Anayasa'nın 102. maddesine aykırı değildir. Çoğunluğa bu düşüncelerle katılmadım.”

 

SACİT ADALI'NIN KARŞI OYU

 

Üye Sacit Adalı da karşı oy gerekçesinde, ortadaki işlemin “eylemli İçtüzük değişikliği” değil, TBMM kararı olduğunu belirtti. Adalı, Anayasa'da sayılan istisnai haller dışında TBMM kararları üzerinde Anayasa Mahkemesi'nin denetimi olmadığını kaydetti.

İlk inceleme evresinde, 4'e karşı 7 oyla dava konusu TBMM kararının, “eylemli İçtüzük değişikliği” olarak nitelendirildiğini anımsatan Adalı, esas inceleme evresinde tartışmanın, eylemli İçtüzük değişikliğinin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı üzerinde odaklandığını belirtti.

Toplantı yeter sayısı 1961 Anayasası'na göre her iki Meclis için üye tam sayısının salt çoğunluğuyken, 1982 Anayasası'nın 96. maddesiyle üye tam sayısının üçte biri (184 oy) olarak düzenlenerek TBMM'nin toplanmasının daha kolay hale getirildiğini anlatan Adalı, Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nün başka herhangi bir maddesinde özel bir toplantı nisabı öngörülmediğini kaydetti.

Anayasa ve kanunların kamu düzenini kurmak ve belli ihtiyaçları, amaçları karşılamak için çıkartıldığını belirten Adalı, Bir hüküm işlemez hale gelmiş ve değiştirilmek isteniyorsa, onun da bir ihtiyaca dayanacağını vurguladı.

 

“ANAYASA'NIN MAKSADINA AYKIRI”

 

Sacit Adalı, 1961 Anayasası'ndaki Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili maddenin, “işlemez duruma düştüğünü, Meclis'i aylarca çalışmaktan alıkoyduğunu, tıkanmaların ortaya çıktığını, sonunda bir askeri ihtilalin sebebi haline bile gelebildiğini” ifade etti. Adalı, karşı oyunda şu görüşlere yer verdi:

“Böyle siyasi bunalım durumlarından kurtulmak için Cumhurbaşkanlığı seçimi kolaylaştırılmak, kısa vadede çözüme ulaşmak, engellemeler kaldırılmak amaçlanmış, bu meyanda, sonu belli olmayan turlamalar 1982 Anayasası ile dörtle sınırlandırılmış, son tur oylamaya en çok oy alan iki adayın katılıp seçilebilmek için de salt çoğunluk sayısını bulmaları gerektiği öngörülmüş, aksi halde milletvekili seçimlerinin yenileneceği gibi bir müeyyide (tehdit) getirilmiştir. Bu itibarla, Cumhurbaşkanı seçiminde erkenden sonuç almayı hedefleyen bir iradenin, daha başta genel kurulda üye tam sayısının üçte ikisinin bulunmaması halinde müteakip turlara geçilemeyeceği ve böylece seçim sürecinin otomatik olarak işleyemez hale geleceği, 367 milletvekili ile oturuma başlanmadı diye TBMM seçimlerinin derhal yenileneceğine karar vermesi Anayasa'nın temel ilkelerine ve maksadına da aykırı olur.”

 

“KENDİ KENDİSİYLE ÇELİŞMEK OLUR”

 

İlk oylamada 367 üyeyle 'toplansın' diyen bir anayasa koyucunun altı gün sonra 276 milletvekilinin oyuyla Cumhurbaşkanının seçilmesine müsaade etmesinin (razı olması) kendi kendisiyle çelişmesi demek anlamına geleceğini belirten Adalı, “sonuç almaya zorlama” iradesiyle “süreci baştan zorlaştırma” tavrının birbirine zıt şeyler olduğunu vurguladı. Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrasında, “toplanmak” için değil Cumhurbaşkanını gizli oyla “seçmek” için 367 oyun gerektiğinin ifade edildiğini anımsatan Adalı, gerekçesinde, “Toplantı nisabının karar nisabı gibi 367 sayılması hukukun büyük ölçüde zorlanması demektir. Cumhurbaşkanı seçiminde de toplantı nisabı bakımından uyulması ve uygulanması gereken Anayasa kuralı 96. maddede yer almaktadır” görüşüne yer verdi.

TBMM İçtüzüğü'nün 121. maddesinin birinci fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın 101. maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasa'nın 102. maddesi hükümlerine göre seçilir” hükmünün yer aldığını anımsatan Adalı, bununla Anayasa'nın 102. maddesine atıf yapılmasıyla yetinilmiş, başka bir düzenlemeye gidilmediğini kaydetti.

 

“MECLİSİN İŞLEMESİNİ SAĞLAMAK HER MİLLETVEKİLİNİN GÖREVİ”

 

“Bir hakkın suistimalinin kanunca himaye görmeyeceği ve bir işten maksat ne ise hükmün de ona göre olacağı evrensel hukuk kurallarındandır” diyen Adalı, şöyle devam etti:

“Meclis genel kuruluna girmek, toplantılarda hazır bulunmak, kanun yapıcılığında aktif rol almak, dolayısıyla, Meclis'in işlemesini sağlamak her milletvekilinin en tabii görevidir. Yasama organı üyeliğine seçilmiş ve bu sıfatla beş yıl hizmet etme hakkını kazanmış olmanın icapları arasında toplantılara katılmamak suretiyle Meclis'in çalışmasını güçleştirmek, önlemek ve karar alınmasına mani olmak yoktur. Anayasa'da belirtilen olağan engelleme (obstrüksüyon) yolları ancak Meclis'te fiilen hazır bulunulduktan sonra düşünülecek şeylerdir. Aksi halde, üçte iki veya beşte üç nisabının arandığı toplantılarda Meclis'e girmeyerek karar alma mekanizmasını tıkamak her zaman mümkün olacaktır.

Artık bundan sonra 367 oy şartı aranacağından ve Meclis'in teşkil tarzı daima değişebileceğinden Cumhurbaşkanını seçmek de son derece zorlaşacak, hatta, bu usulü yumuşatmak bakımından, mesela, seçim usulünü yeniden düzenlemek için 175. madde uyarınca beşte üç çoğunlukla Anayasa değişikliğine gitmek bile kolay olmayabilecek, 1961 Anayasası uygulamasında karşılaşılan zorluklara 1982 Anayasası ile getirilen çözümler, tam bir geri dönüşle, sistemde daha ağır sosyo-politik ve sosyo-ekonomik problemlere yol açabilecektir.

Esas olan, Meclis'in arızasız işlemesi, kesintisiz çalışması, görevini yapması ise, Anayasa hükümlerini buna göre yorumlamak kamu düzenini devam ettirmenin ve toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın da gereğidir. Bu sebeplerle çoğunluk yorumuna ve görüşüne katılmamaktayım.”

Karar tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Tülay Tuğcu, 11. Cumhurbaşkanının seçiminin ilk tur oylamasında  içtüzük değişikliği yapılmadığını, Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'ne aykırı karar alındığını savundu. İçtüzüğe aykırı alınan kararın Anayasal yargı denetimine tabi olmadığını belirten Tuğcu,, “Bu tür kararlara bir takım isimler-sıfatlar yakıştırmak suretiyle denetime tabi tutulması yoluna gidilemez” dedi.

Mahkeme'nin kararın verildiği tarihte Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Tülay Tuğcu, esasa geçilmeden davanın görev yönünden reddi gerektiğini savundu. Tuğcu, bu görüşün kabul edilmemesi halinde ise çoğunluk görüşüne katıldığını kaydetti.

Anayasa Mahkemesi'nin, görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa'nın 148. maddesine göre TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetlediğini, Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceleyip denetlediğini ifade eden Tuğcu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesi kararının iptali istemi dışında Anayasa'da TBMM kararlarını anayasal yargı denetimine tabi tutan açık bir düzenleme bulunmadığını belirtti.

Yasama Meclisince Anayasa'da öngörülenler dışındaki adlar altında ve başka yöntemler uygulanarak oluşturulan işlemlerin Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı olup olmadığı saptanırken, uygulanan yöntem kadar o metin veya belgenin içeriğinin niteliği üzerinde de durulup değer ve etkisinin belirlenmesi gerektiğine işaret eden Tuğcu, söz konusu metin ve belgenin Anayasa'ca denetime bağlı tutulan işlemlerle eşdeğerde ve etkinlikte olduğu değerlendirilirse, denetime bağlı tutulması gerektiğini kaydetti.

 

“İÇ TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL”

 

Tuğcu, Anayasa'nın 95. maddesinin birinci fıkrasına göre TBMM'nin, çalışmalarını kendi yaptığı iç tüzük hükümlerine göre yürüttüğünü ve TBMM iç tüzüğünün 181. maddesinde de içtüzük değişikliği yapılmasında izlenecek özel yöntemin gösterildiğini anlatarak, şöyle devam etti:

“Bu yöntem dışında ancak içtüzükte veya Anayasa'da hüküm bulunmaması nedeniyle ve hemen çözüm bekleyen bir sorunun halli amacıyla alınan ve yeni bir hüküm getiren Meclis kararlarının, içeriği itibariyle ihdası bir içtüzük değişikliği olarak kabulü mümkünse de içtüzükte veya Anayasa'da hüküm bulunması ve Meclis kararı ile bu hükme uyulmamış olması hali içtüzük değişikliği değil, içtüzüğe ya da Anayasa'ya aykırı Meclis kararı olur ve iç tüzük değişikliği anlamına gelmez. Aksi düşünce, Anayasa'ya aykırı olarak düzenlenen yasaların eylemli Anayasa değişikliği olarak nitelendirilmesine de olanak sağlar.

İçtüzüğe veya Anayasa'ya aykırı Meclis kararlarının denetimsiz kalması kuşkusuz istenemez. Ancak Anayasa, içtüzüğe aykırı durumun denetimini öngörmemiştir ve Anayasa Mahkemesi'ni de görevlendirmemiştir. Böylece Anayasa, yasamanın parlamenter rejimin kendi iç işleyişi içinde kendini denetlemesini, erkler ayrımına daha uygun görmüştür. Belirtilen nedenle bu tür kararlara bir takım isimler-sıfatlar yakıştırmak suretiyle denetime tabi tutulması yoluna gidilemeyeceği düşünülmektedir.

İptali istenen TBMM kararında içtüzüğün değiştirilmesi yönünde prosedüre uygun bir teklif, istem veya irade bulunmadığı gibi, içeriği de gözetildiğinde kararın ihdası olmayıp içtüzüğe ve Anayasa'ya aykırılığının ileri sürüldüğü, bir içtüzük düzenlenmesi veya değişikliği olarak kabulüyle anayasal denetime tabi kılınmasının mümkün olmadığı görülmektedir.”

Tuğcu, Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına girmeyen davanın, esasa girilmeksizin ilk inceleme aşamasında görev yönünden reddi gerektiği görüşünde olduğunu, ancak esasa geçilmesi halinde esasla ilgili olarak çoğunluk görüşüne katıldığını kaydetti.

 

KANTARCIOĞLU

 

Üye Fulya Kantarcıoğlu ise önceki uygulamalarda olduğu gibi TBMM'nin, 11. Cumhurbaşkanı seçiminde de toplantı yeter sayısının alt sınırını üye tam sayısının üçte birine tekabül eden 184 olarak kabul ettiğinden yoklama yapılmadığının anlaşıldığını ifade etti.

İptali istenilen TBMM kararının, iç tüzüğün değiştirilmesi yönünde usulüne uygun bir teklif, istem veya irade içermediğini, önceki eylemli uygulamalar ile düzenlemenin yapıldığı 1996 yılından sonraki İçtüzüğün 121. maddesine dayanan uygulamalar arasında bu yönden bir fark da bulunmadığını anlatan Kantarcıoğlu, dava konusu uygulamanın anayasal denetime bağlı tutulmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Kantarcıoğlu, istemin görevsizlik nedeniyle reddi gerektiğini, esasla ilgili görüşünün ise çoğunluk gerekçesiyle aynı olduğunu belirtti.

 

KALELİ'NİN EK GEREKÇESİ

 

Üye Serruh Kaleli ise çoğunluğun iptale ilişkin görüşüne katılmakla birlikte ek gerekçesinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Anayasa'nın 102. maddesinin genel hüküm sayılan 96. maddeden ayrılıp nitelikli çoğunluk aramasının, sistemi korumak için bir gereksinim olarak algılandığını ve bu nedenle de özel bir norm olarak Anayasa'da yerini aldığını belirtti.

Buradaki nitelikli çoğunluğun, yasama organının kurulu iktidar olarak yasa yapmakla örtüşen toplantı ve karar yeter sayıları düşüklüğüyle bir tutulamayacağını ifade eden Kaleli, şu görüşleri dile getirdi:

“Anayasa, Cumhurbaşkanının konumuna özel önem vermiş, herhangi bir parti ideolojisinden uzak kalmasını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin birliğini temsil etmesini istemiştir. Böyle bir kişinin seçiminde de TBMM üyelerinin bu amaca uygun bir sorumluluk içinde uzlaşmalarını sağlamak ve bu nedenle genel kuraldan ayrılarak nitelikli bir çoğunlukla toplanıp karar almalarını aramıştır. Cumhurbaşkanı, bizzat egemen Devleti temsil etmekle birlikte egemenlik hakkının kullanımına da katılır ki, demokratik rejimin işleyişinde denge ve denetim görevini yerine getirsin. Bu konumdaki Cumhurbaşkanının seçiminin ise çoğulcu-uzlaşmacı demokrasideki kural ve kuramlara uygun olması, Anayasa'nın temel ideolojisi ve felsefesinin bir gereğidir.”

 

“TOPLANTI VE KARAR YETER SAYISI AYRIMI YOK”

 

Anayasa'nın toplantı ve karar yeter sayısına ilişkin 96. maddesindeki genel kuralın, daha çok görüşmeyi zorunlu kılan toplantı ve karar süreçleri için düşünüldüğünü anlatan Kaleli, “Oysa Cumhurbaşkanlığı seçiminde görüşme, müzakere olmayıp doğrudan seçim oylaması vardır. Bu oylamada önemli olan kavram 'oylamaya katılmadır' ve bunun toplantı ve karar nisabı olarak ayrılması oylama sürecinin doğasına aykırıdır” dedi.

Kaleli, Anayasa'nın Cumhurbaşkanının Meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçileceğini belirten Anayasa'nın 102. maddesinin birinci fıkrasının yasama organını ilk iki oylamada bağlayan bir kural olduğunu, bu bağlayıcılığın bir anlam ifade edebilmesi için en az aynı oranda milletvekilinin Cumhurbaşkanlığı seçimine katılması gerektiğini ifade etti.

Anayasa'nın sadece lafzi yorumla değerlendirilecek bir hukuk argümanı ve bir usul belgesi olmadığının altını çizen Kaleli, “Kendi iç tutarlılığı yönünden bir bütün olarak algılandığında, 102/1. maddesinin üçte iki sayısal belirlemesinin yüklemini, yalnızca seçmeyle sınırlı saymak, bu fıkranın hedef alanının da abesle iştigal ettiği anlamına gelecektir ki böyle bir yorumun kabulü mümkün değildir” dedi.

 

PAKSÜT'ÜN EK GEREKÇESİ

 

Üye Osman Alifeyyaz Paksüt de çoğunluğun iptale ilişkin görüşlerini katıldı. Paksüt ek gerekçede, 10. Cumhurbaşkanı seçimi dışındaki daha önceki tüm Cumhurbaşkanı seçimlerinin ya tamamen farklı anayasa hükümlerine veya farklı içtüzük hükümlerine göre yapıldığını belirtti.

10. Cumhurbaşkanının seçiminde ise mazereti olanlar dışında tüm milletvekillerinin toplantıya katıldığının, TBMM Genel Kurulu'nda üçte ikiden fazla çoğunluğun hazır bulunduğunun, toplantı ve karar yeter sayısıyla ilgili herhangi bir sorun olmadığının tartışmasız olduğunu ifade eden Paksüt, o dönemde eylemli içtüzük değişikliğinin oluştuğunun iddia edilemeyeceğini kaydetti.

Osman Paksüt, bir parlamento döneminin son yılında seçilen bir Cumhurbaşkanının, hem kendisini seçen parlamento, hem onu takip eden 5 yılda görev yapacak müteakip parlamento hem de kendisinin 6. veya 7. görev yılına tekabül eden daha sonraki parlamento ile birlikte çalışacağına işaret ederek, bu yönden uzlaşının öneminin ortaya çıktığını belirtti.

AA